Niyazi ve Mansurname
Yıldırım Beyazıd ve Çelebi Mehmet Devri şairi Niyâzî’nin (XV. yüzyıl) İranlı Şeyh Feridüdin Attar’ın Cevher’ül Zat adlı eserinden faydalanarak yazdığı Hallâc-ı Mansûr’a dair manzum menakıpnamesidir. Tur da doğmuş olan Hallac-ı Mansûr'un büyük babası Mahamma adında bir zerdüştîdir. [1] Ana tarafından hazret-i Ebû Eyyûb'un neslinden geldiğini söyleyerek Ensârî de denilmiştir. Abdullah-ı Tüsterî ‘nin sohbetinde bulunmuş, tasavvufa yönelmiştir. Basra'ya gelerek, Amr bin Osman-ı Mekkî'ye bağlanmış, kendisini çok seven Ebû Yâkûb-ı Aktâ' kızı ile evlenerek Basra’da kalmış bir sufidir. Daha sonra Basra'dan ayrılıp Bağdât'a Cüneyd-i Bağdâdî ‘ye intisap etmiş ve tasavvufi görüşlerini değişik yerlerde yaymaya başlamış, Horasan, Mâverâünnehir, Sicistan ve Kirman bölgelerini dolaştı. Fars’ta halka vaazlar vermiştir. Fakat Mansurnamalerde hayatı menkıbeleştiği çin pek çok yere gerçekten de gittiği halde, Çin, Maçin, Hint, Huzistan gibi büyük ihtimalle hiç gitmediği yerlere de götürülmüş olur. Rivayete göre Şeyhi Cüneyd Bağdadi onun ruhsal ve düşünsel değişimini fark etmiş [2] ve sorularına cevap vermeyerek “ Ağaç dalını kırmızıya boyamana az kalmış “ diye uyarmıştır. Hallâc-ı Mansûr, “ Ene’l Hak” – Ben Tanrı’yım “ dediği için öldürülmesi, Hallacı Mansur’un ve hayatının Hurufiler, tasavvufcular, bazı Melami ve Batini tarikatlar tarafından menkıbe haline getirilmesine ve destanlaşmasına yol açmıştı. Bu menkıbeler Attar tarafından müstakil bir kitap haline getirilmiştir.................