Osmanlıca yazılışı: zerre- ḏarra ͭ:  ذرّة 

Zerre Kökeni Anlamları

Zerre Arapça kökenlidir ve “ tane, tohum, saçmak, yaymak, dağıtmak” “ anlamları ile ilgili kelimler üretilen “ zrr- drr “ kökünden gelmektedir. Arapçada ( zerr) ḏarr ذرّ  "saçma, özellikle tohum saçma" sözcüğünün ismi merresi[1] yani fiilden yapılan ismi olmaktadır. Bu nedenle zerre, ziraat sözcükleri yanı köke dayanırlar.

Arapça ve eski dilde “ yüz tanesi bir arpa ağırlığında çok küçük karıncaya[2] toz gibi çok küçük karıncalara, pencereden süzülen ışık huzmelerinde görülen toz parçacıklarına da zerre denilmiştir”[3]

Eski Edebiyatta Zerre

Eski şiirde ve edebiyatta zerre gerçek, mecaz ve teşbih anlamlarıyla pek çok yerde kullanılmıştır.  Divan şairleri zerre ile Güneş ve ışık huzmeleri arasında irtibatlar kullanmışlar, zerrelerin Güneş varken ortaya çıktıklarına, yağmur yağınca da kaçtıklarına inanmışlardır.  Eski devrin insanları zerrelerin Güneşin cazibesine kapılarak sıcakta yükseldiğini düşünmüşler; güneş ve sıcak olmayınca zerre ve toz da olmaz fikrine kapılmışlardır. Eskilerin kapalı, bulutlu ve karanlık havalarda zerre ve toz hareket etmez; yağmur yağınca toz da olmaz düşüncesinin nedenleri de budur.

Oysaki eski devrin âlimleri tasavvufi olarak da her şeyin zerrelerden oluştuğunun farkındadır. Hatta zerrelerin de bir gün bir Güneş olacağını hayal eden şairler bile vardır. Nitekim Bâkî “ Zerre-i nacizler hurşid-i nûr efşan olur” dizesinde bu düşünce bulunmaktadır. Bâki bu dizesinde “naciz zerreler nur- ışık saçan güneş olur “ demektedir.

Bazı şairler zerre ile nefis hayaller de kurmuşlardır

 

Meclis-i aşkında Zühre çengi deffâf afitâb

Neylesin raks etesin mi zerre-i nacizler    Bakî

Baki, bu dizede” senin meclisinde güneş ışıkları def çalıyor, Zühre de çengi olmuş. – Böylesi bir çümbüşde- neylesin de raks etmesin – bu ışık huzmesi içindeki – naciz zerreler.

Bu nedenlerle zerre isminin geçtiği dizelerde güneş, sıcaklık, ışık , hurşid, afitab, mihr, sema vb  sözcükleri tenasüplü olmaktadır.

Zerre-veş dil pençe-i mihr-i dırahşânındadır

Cân u ten çün mevc dest-i kahr-ı ummânındadır  Nedim Şiirleri

 

Dil-i üftâdegânın zerrece fehm eyle hâlinden

Sakın bu âfitâb-ı hüsnün ey meh-rû zevalinden Sünbülzade Vehbi

 

Her zerrenün çü behresi var âfitâbdan

Arzun nasîbi cür’a-i câm-ı şarâbdan   Aşık Çelebi 16 yy– Şiirleri

 

Teveccüh itse olur zerre âfitâb saña
Aceb mi olmasa bir vech ile nikâb saña  Ahmet Nâmî Şiirleri

 Figân ey Mevlevî şevk-i semâ‘-ı fitne-engîzüŋ

 Getürdi zerre gibi raksa hâkin Şems-i Tebrîz’üŋ  Kâtipzade Sâkıp Şiirleri

 

Zerre olurdım o mihre hâksârumdur dise

Hâk-pây olurdım ammâ ki gubârumdur dise  Tokatlı Kânî Şiirleri

 

Farkı yoktur ayıdan zerre kadar

Sayd için kendini dağda yoranın.

Böyle arzu eder insaniyet:

Kuş kadar ömrü ola kuş vuranın!   Şair Eşref Şiirleri



[1] https://www.etimolojiturkce.com/kelime/zerre

[2] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında mazmunlar, MEB, s. 247

[3] OSMAN DEMİR,” ZERRE”, https://islamansiklopedisi.org.tr/zerre