
Yıldız İlmi Astrolojinin Karakter Talih Kader Ahlak ve Tasavvufa Etkileri
Eski devrin insanları İskenderiyeli Batlamyus’un şekillendirdiği astroloji anlayışına göre felekler, yıldızlar ve burçların; kaderleri tayin ettiğine; karakterleri, ahlakları ve talihleri oluşturduklarına inanırlardı. Günümüzde de devam eden bu tasavvurlara göre aynı ay, gün, saat ve astral döngüde doğan insanlar benzer mizaçlara, kaderlere, talihe, ahlaka vb sahip olmaktaydı.
İlm-i Nücum – yıldızlar ilmi- denilen astrolojik fikirlerin oluşturduğu kozmos anlayışının yorumcularına ise müneccim denilirdi. Müneccimler, insanların ve devletlerin teşebbüslerinin hayır ve şer, iyi veya kötü olacağını yıldızların konumları ve döngülerine göre yorumlayıp kehanetler çıkaran insanlardı.
Eskilerin evren anlayışına göre dünya evrenin merkeziydi. Kâinatın merkezi olan dünyayı ise dokuz kat gök çevreliyordu. Dokuz kat gök ise yedi felek, sabit yıldızlar ve burçlardan sonra en üst ve dokuzuncu katmandaki Atlas’tan meydana geliyordu. . Kürsî denilen sekizinci felekte üç yüz kırk altı sabit yıldız tespit etmişler ve bu yıldızları koç, aslan, yay, akrep yengeç gibi on iki burç içinde toplamışlardı. ( bkzKürsi Nedir Arş Atlas Ayet-el kursi ) Yedi kat feleğin Ay ( bir) , Utarit ( 2) , Zühre ( 3) , Güneş ( 4) , Mirrih ( 5 ) , Müşteri ( 6) , Zühal ( 7. Katmanda olmak üzere ) gezegenlerinden oluşan yedi seyyar gezegeni vardı. En üstteki Atlas feleği sürekli olarak doğudan batıya doğru dönüyor, bu dönüşümünü 24 saatte ( bir günde ) tamamlıyor; diğer felekler ise Atlas ile doğudan batıya dönüyor ya da aksi istikamette dönmeye mecbur oluyorlardı. Güneş ise kendi dönüşünü 12 durakta ( ayda ) gerçekleştiriyor, Güneş’in her bir burca yani durağa girip çıkması yaklaşık 30 ( 29-, 30, 31 gün ) gün sürüyordu.
Lakin bu dönüşümler içinde sabit yıldızlar ile gezegenler bir birlerine yaklaşıyor ve uzaklaşmış oluyordu. “Burçların bulunduğu felekleri de döndüren. Atlas yetmiş senede kendi kuşağı çevresinde dönüyor, her iki bin yüz senede ise bir burcu geçiyor, yirmi beş bin iki yüz senede bir devresini tamam ediyordu.”[1]
Atlas’ın dönüşümleri diğer feleklerin istikrarını bozuyor, insanların karakterleri, talihleri, ahlakları, refah ve mutlulukları üzerinde değişen olumlu ya da aksi durumlar ortaya çıkarıyordu. Her burcun ve her feleğin ana gezegenin sabit mizaçları vardı.
Yedi kat feleğin yedi gezegeni olan Ay ( bir) , Utarit ( Merkür 2) , Zühre ( Venüs 3) , Güneş ( 4) , Mirrih ( Mars 5 ) , Müşteri ( Jüpiter 6) ve Zühal ( Satürn 7 ) haftanın bir gününe ve sıra ile günün bir saatine hâkimdi. Örneğin felek-i evvel olan arz yani Dünya cuma gecesi ve pazartesine hâkimken diğer günler diğer feleklerin hâkimiyetindeydi.
Bu burcun ve yıldızın tesirli olduğu döngüde, günde veya saatlerde doğanlar bu bucun ve gezegenin mizaçlarına sahip olarak doğuyordu. Feleklerin konumları ve hızları yeryüzündeki oluş ve bozuluşun sebeplerini teşkil ediyorlardı. Felekler, Ay altı âlemindeki – Yeryüzündeki- dört unsurdan meydana gelen cisimlere karşılık beşinci unsurdan meydana gelmişlerdi. Dört unsurun etkilenmesi sonucunda meydana gelen bu değişmeler iklimlerde, türlerde, ahlâk ve karakterlerde farklılığa sebep oluyordu.
Feleklere hakim olan gezegenlerin uğurlu, uğursuz, yarı uğurlu yarı uğursuz olanları da vardı. Mirrih-(Merih-Mars-) ve Zühal (Satürn) gezegenleri uğursuz gezegenlerdi. Mars ile Satürn’ün aynı burçta birbirine yaklaşması mutsuzluk (kırân-ı nahseyn, nahs-i kırân), Venüs ile Jüpiter’in yaklaşması ise mutluluk (kırân-ı sa‘deyn, sa’d-i kırân) işareti sayılırdı. Uğurlu yıldızların bin yılda bir – 960 yılda- gerçekleşebilecek şekilde bir araya gelmesine Eşref Saati de denilirdi. Eğer tersi olurda uğursuz yıldızlar bir araya gelirse “kırân-ı nahseyn” büyük felaketler oluşuyordu.
Ellerindeki cetvellere göre feleklerin durumunu, konumlarını, hareketlerini hesap eden müneccimler uğurlu uğursuz yıldızların bir birlerine yaklaşacakları ve uzaklaşacakları günlere ve saatlere göre tahminlerde bulunur hangi günde başlanırsa sonucun olumlu olacağına dair kehanetler yaparlardı.
Astrolojinin Tasavvufa Tesirleri
Antik Yunan, Hint ve Arap âlimlerinin katkılarıyla son halini alan astroloji ile ilgili inanışlar tasavvufa da etki etmiş ve bazı mutasavvıflar ilm-i nücümdeki düşünceleri vahdet-i vücut, mebde ve mead düşüncesi ile de bağdaştırmaya çalışmışlardı. ( bkz Tasavvufta Mebde Ruhun Madde Hayvan ve İnsana Dönüşümü- Mead Nedir Kökeni Tasavvufta Mebde ve Mead )
İslam âlimleri Kuran’da geçen arşın Astrolojideki Atlas olduğuna inanmışlardı. Buradan hareketle de İslam âlimleri ve mutasavvıflar bütün ruhların ana yurdunun on iki burç ile üç yüz kırk altı sabit yıldızın toplandığı sekizinci gökteki Kürsî olduğu tezini ortaya atmışlardı. Buna göre de her ruh gökteki bir burçtan ve o burçtaki yıldızdan koparak geliyordu. Batlamyus’un kosmos düşüncesini tasavvufa adapte eden mutasavvıflar burçların ve 346 sabit yıldızın bulunduğu sekizinci kat göğü, Allah’ın ruhları huzuruna toplayıp “ Ben sizin Rabbi’niz değil miyim? “ diye sorduğu bezm-i eletsin yeri olarak düşünmüş olmalıdır.( bkz Bezm-i Elest Elest Bezmi Nedir)
Beşeri ruhların Allah’tan gelip tekrar O’na döneceği inancına dayanan devir nazariyesine göre varlıkların ilahi nurdan nüzul etmeye başlaması kavs- ı nuzul ( iniş kavsı ) mebde yani başlangıcı oluşturur. “İlahi nurdan ayrılan varlıklar sırayla küllî akıl, dokuz akıl, dokuz nefis, dokuz felek, dört tabiat ve dört unsur seviyesine kadar düşer.” [2] Tasavvufta “dokuz babadan olma dört anadan doğma “ olarak ifade bulan bu doğum ve dönüşüm topraktan madene, madenden bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana sürekli değişim ve düşüşü özetlemiştir. ( bkz Devr Ruh Göçü İnancı Tenasüh ve Devriye )
Felekler arzdaki ( Dünya) oluş ve bozuluşa tabi olan Ahlât-ı Erbaa ( dört temel sıvı; safra- balgam- kan ve arzu ) ve Anâsır-ı Erbaa ‘ya( hava, su, toprak, ateş ve rüzgar ) tabi olmadıklarından hiç değişmeyen ve bozulmayan mizaçlara sahiplerdi ( Dört Temel Can Sıvısı Ahlât-ı Erbaa Dört Hılt )
Başka cisimden meydana gelmeyen, başka cisme de dönüşemeyen, ruhların ve meleklerin idare ettiği feleklerin her biri insanların kader, şans, baht, kişilik ve ruh hallerini belirleyen özellikler taşıyordu. Her feleğin hususi karakterleri, hâkim olduğu ve etkisi altına aldığı iklimleri, günleri ve saatlerini oluşturan "Felek çemberi"[3] insanların kaderlerini belirleyen dönüşler yapıyordu. Sema’yı nısfı çember diye adlandırılan bu çemberler meleke, yetenek, kaza, kader, şans, sağlık, hastalık, gibi şeyleri insanlara kazandıran unsurlar olarak görülürdü.
Sabit yıldızların olduğu Kürsîden düşmeye başlayarak kavs- ı nuzul ( iniş kavsı ) mebde sürecini tamamlayan ruh ana rahmine düştüğü dakikada döngüde bulunan seyyar yıldızın tesirinde doğuyordu. Örneğin birinci gökteki Ay’ın tesirinde doğanlar, zaaf, acizlik, cehalet, , fitneci, fesat özelliklere sahip olarak doğuyorlardı.
[1] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/burclar-felek-kiran-inanclari-divan-siiri-ve/80599
[2] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/devr-ruh-gocu-inanci-tenasuh-ve-devriye/86331
[3] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/felek-eflak-carh-tasavvuru-siirimizde-felekler/100579