YAŞAMDAN HİKÂYELER (1)
Hasan Anadolu’nun ücra sayılabilecek bir köyünde dünyaya gelmiş, o zamanlar Türkiye daha yeni yeni kendi kabuğunu kırıp dış dünyaya açılmaya başlamış.
Almanya, Fransa, Avusturya gibi Avrupa ülkelerine gidip çalışan Türk işçilerinin oralardan getirdiği Teyp, radyo ve Siyah beyaz televizyonlarla yeni tanışıldığı yıllar.
Çok istemesine rağmen ilçedeki ortaokula gidememiş içindeki okuma sevgisi bir ukde kalmış Hasanın yüreğinde.
Köyün ilkokulunu her sınıfını birincilikle bitirmiş, son yılında okul başkanlığı yapmış… Öyle ki sınıf öğretmeninin işi olup okula gelemediği günler kendi sınıf arkadaşlarına ders vermiş çok başarılı bir öğrenci idi Hasan.
Bu okuma sevgisi ile Ortaokul ve devamı olan yükseköğrenim hayalleri biraz da o yıllardaki terör olayları sebebiyle onun için ulaşılması güç bir hayale dönse de, O bu eksikliği zamanın kıt imkânlarına rağmen eline ne geçerse okuyarak gidermeye çalışıyor, bakkalların kullandığı gazete kâğıdından yapılmış kese kâğıtlarının yapışkanlı yerlerini su ile ıslatıp yırtmadan açarak her satırını okuyarak okuma arzusunu gidermeye çalışıyordu.
İşte hikâyemiz tamda bu okuma üzerine.
Günlerden bir gün nasıl olduysa Hasan evdeki görevi olan öküzleri otlatma işinden kurtulmuş köyde geziyor, köyün orta yerinde Avrupada çalışan işçilerin ve köy kooperatifinin katkılarıyla köye getirilen elektrik jeneratörünün olduğu binanın önünden geçerken gündüz vakti kapısının açık olduğunu görür ve hep merak ettiği Jeneratörün nasıl bir şey olduğunu görmek için kapısına kadar yanaşır.
Jeneratörün çalıştırılmasından ve bakımından sorumlu olan Hafız emmi içeride tenekelerden aldığı yağ ve mazotu Jeneratöre koyup bazı yerlerini silip temizlemek le meşguldü.
Hafız emmi, sert mizaçlı bakışları bile insanın içini ürperten konuşurken karşısındaki insanda haşyet uyandıran bir kişiliğe sahip birisi… Bu özelliğinin yanında belki de köyün en çok kitap okuyan insanıydı,
Hasan bir yandan merakına yenik düşüp kapıya kadar yanaşmış, bir yandan da Hafız emminin korkusundan içeri girip girmemekte tereddüt eder bir vaziyette göz ucu ile binanın içini kontrol ediyordu.
Aman! Allah’ım o da ne? Trafonun üzerinde bir kitap, kitabın kırmızı kapağı ve üzerinde EN GÜZEL DİNİ HİKÂYELER yazısı.
O an öyle bir heyecana kapıldı ki Hafız emminin korkusunu unutup içeri daldı hemen kitabı eline alıp sayfalarını karıştırmaya bir yandan da okumaya başladı.
Kendini okumaya kaptıran Hasan, Hafız emminin “ Beğendin mi”? Sorusuyla irkilerek hemen kitabı yerine koymaya çalışırken, Hafız emminin sert mizacıyla hiç de uyumlu olmayan munis ses tonu ile
“Beğendinse okuyabilirsin yerine koymana gerek yok” sözü cesaretini artırmış tam yerine kayacığı kitabı tekrar eline alıp birazda heyecanlı bir ses tonu ile sadece “Evet” diyebilmişti.
Hafız emmi kendi işine devam edip Hasanı kitapla baş başa bırakmıştı.
Bunu fırsat bilen Hasan ayaküstü bir çırpıda iki üç hikâyeyi okurken bir yandan da göz ucu ile Hafız
Emmiyi gözetleyip ne zaman tamam yeter diyecek diye bekliyordu.
Hafız emmi alışılmışın dışında sabırlı ve anlayışlı davranıyor Hasanın beklediği tepkiyi vermiyor sanki Hasan hiç orada yokmuş gibi davranıyordu.
Buna sebep de kendisi okumayı sevdiği gibi okumayı sevenleri de çok seviyor olmasıydı, tabii Hasanın bu durumdan haberi olmadığı için Hafız emmi onu kovmadan ne kadar okursam kardır diyerek bir yandan okumaya devam ediyor bir yandan da ha kovdu ha kovacak ve kitaptan ayrılacağım diye çabuk çabuk okumaya devam ediyordu.
Tam kitaba kendini kaptırıp kendinden geçmiş halde okurken Hafız emminin
“Hasan istersen o kitap senin olsun” sözüyle kendine gelerek duyduklarına inanamamış öylece bakakalmıştı... Ondaki bu durumu fark eden Hafız emmi işini bırakıp yanına kadar gelerek başını okşamış
“Belli ki okumayı çok seviyorsun, ben okumayı sevenleri çok severim bu kitap benden sana hediye olsun” deyip, Hasan'ın heyecandan bir kuş gibi çırpınan kalbini biraz rahatlatmıştı.
Hasan sadece “Sağ ol sağ ol” diyebildi.
Hayalini kurduğu kitaba kavuşmanın sevinciyle kitabı göğsüne bastırıp
hemen Jeneratör binasından çıkarak evlerine doğru öyle bir gidişi vardı ki, ayakları adeta yere basmıyor adeta kuş gibi uçuyordu sevincinden.
Şemsettin Manav