Yaratıcılığa ilişkin tanımlama
genellikle insanların yaratıcı yönlerinin yanı sıra bilgisel, eğitimsel,
düşünsel (zeka) kişiliği üzerinde yoğunlaşmıştır. Kişiden kişiye farklılık
gösteren bu özellik çok yönlü bir düşünce ürünüdür. Ve bu konu ile ilgili
oldukça kapsamlı bilimsel tespitler geliştirilmiştir.
Torronce yaratıcı Düşünme Testi El
Kitabı’nda (Torronce Test of Creative Thinking) yaratıcılığın tanımını şu
şekilde yapmaktadır.
“Yaratıcılık, sorunlara; bozukluklara,
bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlüğü
tanıma, çözüm arama, tahminlerde bulunma yada eksikliklere karşı denenceler
geliştirme, bu denenceleri değiştirme yada yeniden sınama, daha sonra da sonucu
başkalarına iletmektir”
Yaratıcılığın temelinde, akıcı, özgün ve
esnek düşünebilme, dolayısıyla sorun çözebilme becerisi yatmaktadır. Akıcı
düşünebilmek, kısa sürede, ardı ardına bir çok düşünce ve görüş öne
sürebilmektir. Örneğin; “yüz ne demektir?” sorusuna verilen yanıtta “yüz”
kelimesinin anlam ve türevlerine ilişkin çok yönlü yanıtlar alabilmek akıcı
düşünebilme olarak tanımlanır. Ayrıca “sezgi, merak ve mecaz” yaratıcılığa
ortam hazırlayan en önemli unsurlardır.
Yaratıcılık, kişilerin doğuştan
getirdikleri bir özelliktir. Her insanda az veya çok bazı yaratıcı belirtiler
ve özellikler vardır. Yaratıcılık, sınırları olmayan, geliştirilebilen bir
eylemdir. Öğrenilmez fakat uygun koşullar sağlandığı takdirde geliştirilebilir.
Bir başka deyimle yaratıcılık, toplumun
ekonomik veya sosyal yapısının sanatçının kişiliği tarafından sorgulanıp,
düşünceleriyle yoğrulup, yeni-özgün bir biçim olmasıdır.
Buna bağlı olarak yaratıcılık; insan
doğası gereği tüm insanlarda değişik derecelerde, değişik olan ve boyutlarda
var olan ve geliştirilebilin özel bir yeti olarak ele alınıp, yaratma eyleminin
somutlaşması olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle yaratıcılık
sosyo-kültürel çevreyle yakından ilgili güç olarak düşünülebilir. Ayrıca
bilimsel araştırmalar sonucunda bazı bilim adamları tarafından yaratıcılığın
insanın genetik yapısıyla da ilgili olduğu iddia edilmektedir.
(www.aymavisi.org)
Guilford’a göre yaratıcılık; akılcılık, esneklik ve özgünlük içeren bir süreçtir. Yaratıcılık; alternatifli düşünme, problem çözme gibi zihinsel süreçleri de içerdiğinden, yalnızca bir süreç değil, süreçler dizisi olarak düşünülmelidir. Ayrıca yaratıcılık konusuyla çok ilişkili olan, alternatifli düşünme ve problem çözme becerilerinin de yaratıcılık gibi geliştirilebileceğine inanan görüş, eğitim psikologu Torronce’ye aittir. Paul Torronce, öğrencilere, sorunlara yeni çözümler üretebilme yollarının verilebileceğine, buna dayalı olarak da onların risk alabilmek ve özgün üretimlerde bulunmak gibi becerilerinin geliştirilebileceğine inanıyor. Sonuçta yaratıcılık, bilinenlerden yola çıkılarak eski ile yeni arasında ilişki kurmak, alışılmışın dışındaki farklılıkları yakalayarak, deneyerek özgün etkinlikler oluşturma çabası olarak da tanımlanabilir.
Bir
Süreç Olarak Yaratıcılık
Yaratma sürecinde bir nesnenin
estetiksel boyutu, işlevi ve biçimi imgesel temeller üzerinde yükselir. Çünkü
özne ile nesnel gerçeklik arasında bir iletişim ve tavır sirkülasyonu vardır.
Dolayısıyla özne nesnel gerçekliği imgesel olarak algıladığı için imgelem,
yaratıcı süreç içinde devamlı etkin durumdadır. Ayrıca, imgelem, özne ile nesne
arasındaki etkileşim süreci içinde üretici ve doğal bir zihinsel yetenek olarak
görülebilir. Bu süreç bireyin bilgi birikimlerini, deneyimlerini etkinlikler
içinde biçimlendirip, somutlaştırarak özel bir dünya kurma çabası olarak
anlamlandırılabilir.
Yukarıda da belirtildiği gibi süreç
içinde yaratıcılığın gelişimi birbiriyle bağlantılı tepkiler şeklinde oluşur.
İsmail Üstel’e göre bu süreç şu şekilde işler:
Hazırlık
Dönemi: Bu dönem yaratıcı düşünceyi tetikleyen bir unsurla
başlar. Bilgi edinme, bunları ilişkilendirme, farklı açılardan analizleme,
yorumlama, değişik biçimlerde sentezleme, değerlendirme, yeniden yorumlama
biçiminde sürdürülen etkinliklerdir.
Kuluçka
Devresi: Yaratıcı
düşünce sürecinin bu aşaması, ürünün “bilinç ötesinde olgunlaşmakta olduğu”
kademedir. Bilinç düzeyinde algılanmamakla beraber, yoğun bir yaratıcılık
çabasının sürmekte olduğu evredir.
Evraka
(Buluş) Basamağı: Beyinde “şimşek çaktığı” andır. Hazırlık
döneminde tohumu atılan, kuluçka evresinde farkına varmadan yeşeren
yaratıcılık, birdenbire somutlaşır.
Rafinasyon
(Eleme): Sürecin bu bölümünde, yaratıcılık sürecinden
süzülen, orijinallik, “rafine edilerek” uygulanabilir kılınmaktadır. Yukarıda
özetlenen kademeler, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz, biri bitmeden
diğeri başlayabilir. Bu fazların kesişmesi, örtüşmesi ve iç içe geçmesi söz
konusu olabilir. Bazen, evrelerin sırası değişebilir. Zaman zaman süreç
basamaklarından birisi, olağan sırasından başka bir dönemde tekrar sıraya
girebilir.
Aynı zaman diliminde birden çok konu
üzerinde çalışıldığında yaratıcılık süreçleri birbirleri ile etkileşerek, daha
da karmaşık bir tablo sergileyebilir. Sürecin ne kadar zaman alacağı, kişinin
yaratıcılığına ve konunun özelliğine bağlıdır. Kaldı ki bireylerin yaratıcılık
performansı, belirgin bir biçimde dalgalanabilir. Diğer bir deyişle
“yaratıcılık ritmi” zaman içinde artabilir veya azalabilir. Yaratıcılıkta
görülen değişim, kişiye ve koşullara bağlı olan bir sürecin sonunda yeniden
eskiye dönebilir.
Bir anlamda yaratıcı sürecin büyük bir
bölümü belirli durumlarda yaratıcı olmanın ve görmenin anlaşılması, ihtiyacın
anlaşılması durumunda olabilir. Gerçek
anlamda yaratıcı bir kişi, yaratıcı çözümler bulmak kadar, yaratıcı sorular
sorabilen, yaratıcı etkinlikler içine girebilen bir kişidir. Yaratıcı süreçte
sezgi, kendi içinde ayrıca yaratıcı bir süreçtir. Dolayısıyla sezinleyici, kişi
kendi sezgisel işaret ve sembollerin oluşturduğu ortamı yaratır.
Yukarıdaki konu başlığında yaratıcılığın
oluşum sürecine ilişkin bilgi verildi. Ancak burada vurgulanması gereken önemli
bir nokta da süreç olarak yaratıcılığın iç ve dış baskılara tepki verme eylemi
olarak tanımlaması düşünülebilir.
Bu anlamda sanatçının yaratım çabası, henüz var olmayanı oluşturmaya, plastik bir anlam vermeye yönelikse de geçmişin ve içinde yaşanılan sürecin etkileri, birikimleri doğal olarak sanat ürünlerine yansıyacaktır. Ortaya çıkan yapıtın plastik özgün bir değer olarak belirlenebilmesinde sanatçının yaratıcılığı ve özgünlüğü bu yansının ürüne kattığı değerle doğru orantılıdır.
Yaratıcı Etken
Yaratıcılık dürtüsü insanın
varlığıyla-oluşumuyla ilgilidir. İnsan ve hayvan yaşantısı arasındaki fark,
davranışın türüne, onun sergilenişine bağlıdır. Hayvan davranışı içgüdüsel ve
şartlandırılmıştır. İnsanlarınki rasyoneldir. Doğal olarak insanın beyni
içindeki statükoyu değiştirmeye iten bir şey vardır. Bu onun yaratıcı olmasını
ve farklı bir şeyi elde etmesini sağlar. Bu durum psikolojik olduğu kadar
sosyolojik bir olgudur da. Örneğin Ahmet İnam konuyla ilgili görüşlerini bir
gazete yazısında şu şekilde dile getirmiştir.
“Gelecekte gücün simgesi olarak bizim
yaratıcılığımız, keşfettiğimiz yarattığımız ürünler, ortaya koyduğumuz, düşünce
ve sanat ürünleri yaşama becerimiz olacak gücün kaynağı değişecek. Güç, insanın
kendini gerçekleştirme çabası başarısı olacaktır” (www.aymavisi.org)
Martin Buber “Ben ve Sen” adlı yazısında
“biz dünyayı olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz onu devamlı olarak
yaratabiliriz. Gerçek kendi başına her gün yen ibir şeydir ve her
Dünya aslında ondan nasıl yararlandığımızdır. Kişi bulunduğu çevrenin bir parçasıdır. Çevre kişinin kendisine nasıl bir biçim veriyorsa, kişinin de yaratıcı birikimi çevreye öyle bir biçim verir.
Yaratıcı Kişilik Özellikleri
Geleneksel eğitim anlayışı içinde
eskiden soru sormayan, söz dinleyen, yaramazlık yapmaya, üstüne vazife olmayan
şeylerle uğraşmayan bir yapı ve anlayış içinde olan çocuklar benimsenen, kabul
gören bir özellik göstermektedir. Tam tersi özelliklere sahip çocuklar ise
dışlanmakta, genellikle de başarısız sayılmaktadır. Dolayısıyla eğitim sistemi
içindeki bu anlayışın etkin olması sonucunda yaratıcı yeteneklerin
değerlendirilmesi ve yaratıcılık ile ilgili araştırmaların gecikmesine neden
olmuştur. Günümüzde yaratıcı nitelikler son derece önemli olup, sanatsal ve
teknolojik alanda özellikle üzerinde durulması gereken önemli bir bireysel
kriter olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yapılan araştırmalar sonucunda yaratıcı
kimliğe sahip bireylerin kişisel özelliklerine ilişkin yüzlerce maddeden oluşan
tanımlamalar yapılmıştır. Aşağıda bu özelliklerin en belirgin olanları genel
hatları ile verilmiştir. Buna göre:
Ø Esnek,
özgün ve çabuk düşünebilme yetisi.
Ø Değişik
strateji, yöntem ve araçları kullanma eğilim.
Ø Konulara-sorunlara
farklı açılardan yaklaşabilen duyuşsal, mizah, sezgi ve görsel algı gücünün
yetkinliği.
Ø Soyut
veya somut nesne ve kavramlar arasında bağlantıları yakalayabilme, ilişkilendirebilme
gücü.
Ø Hayal
gücünün zenginliği, esnek düşünebilme ve konulara odaklanabilme yetisi.
Ø Yeni
olanı yakalayabilme, mevcut durumları geliştirebilme becerisi.
Ø Senaryo
üretebilme, tasarım geliştirebilme özellikleri. Sorunlara çözüm arayabilen, üretkendirler.
Geleneksel toplum üyelerinin
beklentileri yukarıda genel hatlarıyla belirlenen yaratıcı kimliğe sahip
bireylerin özelliklerine bir ölçüde aykırıdır.
Örneğin; Yaratıcı kişiler marjinaldir,
uçlarda gezinen, risk alan, sürekli arayış içinde olup, duygularını
bastıramayan, yenilikler peşinde koşan meraklı, var olanlarla yetinemeyen,
eleştiren, sorgulayan, kendine güvenli, içten davranan, güç ve statüye önem
vermeyen, ayak direyen, bazen toplumun kabul görmediği alışkanlıkları olan,
daldan dala atlayan serüvenci bir yapıya sahiptir.
Oysa ki toplum karşısında, var olan ile
yetinmesini bilen sistematik, düzenli, statükocu bir anlayışı onaylayan
bireyler ister.
Ayrıca toplum, geleneklere uyabilen, görevini eksiksiz yapan, ciddi alaycı olmayan, merkeziyetçi, fazla soru sormayan, üstüne vazife olmayan işlerle uğraşmayan, itaatkâr, kurallara sıkı sıkıya bağlı, toplumun uyumlu bir üyesi olmayı kayıtsız koşulsuz kabul eden bireysel özelliklere sahip kişiler ide benimser ve onaylar.
Yaratıcı ve Yaratıcı Olmayan Tutum ve Davranışlar
Aşağıda yaratıcı tutum karşısında yaratıcı olmayan tutumlar karşılaştırılarak kısa ve net olarak özetlenmiştir. Buna göre;
YARATICI TUTUM
Ø Bilgiden
bilinmeyene çalışma.
Ø Doğru
ve yanlış cevaplar önemli değil.
Ø Açık
ve sonlu tepkiler.
Ø Çeşitli
yolları deneyerek, taklit ve ezber yöntemi.
Ø Belirsizliklerle,
eksikliklerle karşılaşmayı hoş görme.
Ø Yaratıcılık ve Psikanaliz.
YARATICI OLMAYAN TUTUM
Ø İzlenen
model var.
Ø Doğru
cevaplar var.
Ø Sabit
tepkiler.
Ø Taklit
ve zeber yöntemi.
Ø Aksilikleri hoş görmeme.
Sanatçıların insanları şaşırtan bu
yaratma gücü çok eski zamanlardan beri ilgi çeken ve merak uyandıran bir konu
olmuş ve genellikle ilham kavramı, olayı açıklamak için öne sürülmüştür.
Sanatçının en temel özelliklerinden biri, onda kişisel hayata karşılık,
toplumsal-sosyal psişik hayatın etkin olmasıdır.
Psikanaliz, öznenin kendini hayata karşı
genel ilişkilerini yapılandırması, çözümlenmesi ve yeniden oluşturması,
anlamlandırması bağlamında tümüyle yaratıcı bir harekettir.
Freud yaratma eylemine psikanalitik
açıdan yaklaşarak, sanatçının yaratma eylemi ile nevroz arasında sıkı bir
ilişki bulur ve bilinçaltının yaratmadaki rolünü belirlemeye çalışır. Freud’a
göre sanatçı eğer anlaşılmak isteniyorsa onun bilinçaltına inilmesi gerekir.
Sanatçının yaşam sürecindeki
değişkenlikleri, davranışları, yanılgıları, saplamaları, iç dünyası ve diğer
nevrotik belirtilerin incelenmesinin gerekliliğini ortaya koyar.
Freud’un kuramında, sanat ile düşlem
etkinliği arasında yakın ilişkiler vardır. Sanatçının nevrotik kişiliğe sahip
insanlarla hem benzerliği vardır, hem de ayrılığı.
Sanatçı da gerçeklik dünyasında tatmin
edemediği içtepilerle doludur. O da bütün insanlar gibi çocukluk çağının
doyurulmak isteyen bilinçdışı özlemlerini,
tüm cinsel kökenli enerjisini imgelemci dünyasına aktarır. Kolayca
nevroz’a yol açabilecek böyle bir durumdan sanatçı, yaratma yolu ile
içtepilerini, yasak kaynaklardan geldiği fark edilmeyecek kadar değiştirerek,
onları yücelterek kurtulur. Ancak yine de sanatçının bilinçaltı saklı
kalmaktadır, sanatçının açığa vurmayıp bastırmak zorunda kaldığı isteklerin
kılık değiştirmiş biçimlerini aslında sanatçının itiraflarından başka bir şey
olmayan sanat eserlerinde tanımak olasıdır.
Bu konuya ilişkin diğer bir yaklaşım ise
Otto Ronk’ın görüşüdür. Otto Ronk, sanatçının normalden sapma gösterdiği için
nevrotik olarak damgalanmasına karşı çıkarak “nevrotik tip” ile “yaratıcı tip”
arasındaki sınırları çizmiştir. Ona göre “nevrotik tip” salt yıkıcılık düzeyinde
kalmakta, “sanatçı” ise aynı zamanda yapıcı ve yaşatıcı olmaktadır. Ronk’ın
görüşünü paylaşan Rollo May ise, bu konuda yaratıcılığı nevrozla bütünleştiren
kuramlara karşı çıkmaktadır. May: “yaratıcılığın ciddi psikolojik sorunlarla
bütünleştiği muhakkak. Van Gogh neredeyse çıldırdı. Woolf ciddi bir çöküntü
içindeydi. Yaratıcılık ve özgünlüğün, kültürlerine uymayan kişilerde
bütünleştiği apaçık. Ama bu, zorunlu olarak yaratıcılığın nevrozun ürünü olduğu
anlamına gelmez. Yeteneğin hastalık, yaratıcılığın da nevroz olduğunu
sokuşturmaya çalışan bu savlara karşı gerçekten güçlü bir tavır almalıyız.”
Rollo May’a göre yaratma edimi ölüme ve yok oluşa bir alternatif olarak,
yapmanın, yüksek duygulanımın ve vitalitenin en üst aşamasıdır
(www.aymavisi.org)
Yaratıcılık, olmayan bir şeyi
hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler
geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle yaratıcılık herkesin gördüğü şeyi
aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. Yaratıcılık günlük olaylara
ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı
geliştirebilmektir. Yaratıcılık, olağan, günlük şeylerin özel olmasını, özel
şeylerin de daha çok günlük hayata girip doğal şeyler olmasını sağlar.
Eğer hayatınızdaki günlük şeyleri
farklı ve yeni yollarla yapıyorsanız bu sizin yaratıcılığınızı gösterir.
Örneğin evinizde ya da işinizde her gün yaptığınız işleri değişik şekillerde,
değişik yollarla yaparak yine aynı sonucu almanız bu işlerin yapılış şekline
yaratıcılık katmış olmanız demektir. Denediğiniz her yeni şey size yeni bir şey
öğretecektir. Denediğiniz yeniliklerde hatalar yapabilirsiniz. Yaratıcı olmanın
riskli tarafıdır bu. Risk alarak yeni şeyler dener ve keşfedersiniz.
Bunların hepsi çocuklar içinde
geçerlidir. Verilen bir resim ödevinde çocukların aynı konulu resmi, aynı
yollarla yapmalarını istemeniz, çocukların kendilerince yeni şeyler
denemelerine, keşfetmelerine ve öğrenmelerine engel olacaktır. Çocuklara,
deneme şansı vererek risk almalarına ve yeni şeyler keşfetmelerine ortam
sağlanmalıdır. Önemli olan resmin son şekli değildir. Önemli olan bu resmi
bitirene kadar denedikleri yeni yollar ve kendi buluşları ile ortaya
çıkarttıkları resimdir.
Deneme ve keşfetme şansı
verilmeyen ve bir şeyi yapmak için aynı kalıplar içinde, aynı yolları takip
etmesi istenen çocuk kendisinde var olan yaratıcı yanını fark edip keşfedemez.
Yaratıcılığını kullanma şansı verilmeyen çocuk yeni şeyler denemek için riske
atılma cesareti gösteremez.
Resim dersleri çocukların
yaratıcılığını arttırmakta onlara imkan sağlayan bir derstir. Ama konumuz
yaratıcılık, bunun çok daha ötesinde olup çocukların her konuda yaratıcı
olmalarını sağlamaktır. Çocuklar öğrenirken ve uygularken sanatın dışındaki
derslerde ve hatta okul dışında da yaratıcı olabilirler. Mesela matematik
ödevini hazırlayan bir çocuk, bir problemi, denklemlerin dışına çıkıp kendi
yoluyla çözebiliyor ve bunu anlatmak için de resimler (ya da şema, çizim vs.)
kullanıyorsa bu o çocuğun matematik ödevini hazırlarken yaratıcılığını kullandığını
ve risk alma cesaretini gösterir.
Günümüzde yaratıcılık sözcüğü
gerek çocuklar gerekse yetişkinler açısından büyük bir önem taşımaktadır. Hızlı
ve sürekli bir değişim yeni ürünler yaratmayı, dolayısıyla yaratıcı kişiler
geliştirmeyi adeta zorunlu hale getirmektedir. Yaratıcı bir eğitimle yetişen
çocuk ve genç, yeniliklere açık, zihinsel yönden sağlıklı, hoşgörülü, sosyal
hayata uyumlu, pek çok alanlarda beceri kazanıp, özgün, üretici ve bunun gibi
daha pek çok şey sayabileceğimiz özelliklere sahip bir kişilik
geliştirmektedir.
Yaratıcılık; esneklik,
duyarlılık, akıcılık ve orjinallik gibi özellikleri içermektedir. Yaratıcı
olabilmek için her şeyden önce kendisine güven duyması, çalışacağı alan
hakkında temel teknik bilgilere sahip olması, bağımsızca düşünebilmesi, zaman
zaman alışılmış kalıpların dışına çıkabilmesi ve yeteneklerini sonuna kadar
kullanabileceği ortam ve özgürlüğü sağlanmış olması gerekmektedir.
Hemen hemen her çocukta yaratıcı
olma yeteneği vardır. Farklı olan, yaratıcılığın sürekliliği, derecesi ve
ortaya konabilmesidir. Önemli olan çocuğun yaratıcılığını geliştirecek ortamı
yetişkinlerin hazırlayabilmesidir.
Yaratıcı ortam, katı kuralların
ve otoritenin olmadığı bir öğrenme ortamıdır. Yani özgür, serbest bir çevre
yaratıcı gücün gelişmesinde önemli bir etkendir. Yaratıcılık için önemli olan
serbestliktir.
Kaynakça
PARSIL, Ümit, (2012), Sanatta Yaratıcılık. İki
Harf Yayın Grubu, An Kitap, İstanbul.
Esa Resmi Hesap