Eski devrilerde bıçak, hançer, kılıç yaraları ile büyük kesikler ve yaralar hekimler tarafından dikilirdi. Eski devrin hekimlerinin büyük yaraların üzerine kantaron yağı sürerek, iltihaplı yaraları deşerek veya kızın metallerle dağlayarak tedavi ettikleri bilinmektedir.

 

Eski devrilerde bıçak, kılıç, ok, gülle yaraları üzerine abanoz ağacı sürmek, ebegümeci, selvi yaprağı, kantaron otu, kâfur  gibi bitkisel ezmeler koymak, koyun yağı sürmek, kurutulmuş tavşankanı koymak gibi tedaviler yapıldığı bilinmektedir.

 

Bağırsak çıkmışsa gözlemlenerek karar verilir ve temizse sıcağı sıcağına yerine konulur ve ilgili yer dikilir”. “Kılıç ve bıçak yarasında et parçası kafa derisinden ayrılmış ve üzerinden de birkaç gün geçmişse o deri kesilmemelidir. Böyle durumlarda deri iyice kanatılır, kafa üzerine konulur ve sonra dikilir, ama altında da fitil yeri bırakılır. Bu işlemlerin arkasından her iki tarafa yastık konularak bağlanır. Bu bağ günde iki kez açılarak merhem-i basâlikûn sürülür.” [1]

 

Şiir Dünyamızda Yara Yara Dikmek Yaranın İyileşmesi

 

Yara dikmek mevzusu divan şiirinde değişik şekillerde ele alınmıştır.  Divan şairi savunmasız bir âşık,  sevgilisi ise acımasız bir avcı olunca şairlerimizin yara ve yara dikmekten daha çok neyi anladıkları anlaşılmış olacaktır.  

 

Aşığın yarasına yapılan tıbbi tedavi aşığın yarasını derinleştirmekten öte başka bir işe yaramaz

Şairler, sevgilinin açtığı yaralara iyi gelecek merhem ve ilaçların pek işe yaramadığını, bu yaraların ancak sevgilinin sinesi, göğsü, gerdanına kavuşmak; sevgilinin teninin yaralara sürülmesi ile iyileşebileceğini ifade etmişlerdir.

Dikse sinem zahmını cerrahlar mecrûh olup

Rişte kan ağlar bana bir yana , sûzen bir yana  Hayali Bey

 

Diktiler her yâre kim sinemde açtı hançerin

Seyrine gel bağ-ı mihnette dikilmiş güllerin   Yahya Bey

 

Sîneñ ey derdüm emi merhem-i kâfûrî imiş

Yaralu bağrına ammâ seni kimse saramaz           Zâtî

 

Sîne-i pür-zahmuma sarmak diler göñlüm seni

Cismüñ ey cân pâresi kâfûrî merhemdür bana         Zâtî

 

Eski devrilerde ağır kanama geçiren yaralar üzerine örümcek ağı – tutya- bastırılmış olduğu da anlaşılır. [2]

Ciğerde durmaz akar hûn-u zahm-ı tîr-i niğâr

Örümcek ağıdır üstünde  sanki cism-i nizâr 

 

 Gine gözümüzde oldun tutya

Eski gördüğümüz koca boz ayran

Gönüz gönüz hayaline yıldırdın

Girdin düşümüze gice boz ayran    Seyrani



[1] Meryem ASLAN, Tarihî Türkçe Tıp Metinlerinde Savaş Aletleri ve Savaş Yaralarının Tedavileri, Sayı: 2019, Sayı 77 - Bilim Tarihi ve Prof. Dr. Fuat Sezgin Özel Sayısı, S.281-306

[2] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/kocakari-hekimligi-3-sut-seker-badem-ve-yarpuz-ile-tedavi/147466