
16. asırdan sonra İstanbul’da yaşanan büyük depremlerde yaşanan çok büyük can kayıpları sonrasında taştan evler yapılmasından kaçınılmış, depremden fazla etkilenmemek amacıyla evler, konaklar, yalılar, ahşaptan yapılmaya başlanmıştı.
Bu defa da yangınlar çıkıyor, ahşap evler çıra gibi tutuşup yanıyordu. Örneğin 1554 ‘de Ayasofya’dan Tahtakale’ye kadar , 1639’da Balatkapıdan Suriçi’ne kadar ve Fener kapısı ile Çukurbostan arası kül olmuştu. 1692’deFerrah Kethuda Camii yakınında başlamış, Kesmekaya'ya kadar 1500 ev yeri yanmıştı.[1] Sonraki asırlar da çok büyük yangınlar olmuş bu büyük yangınların söndürülme çalışmalarını denetlemek için padişahlar da gelmişti.
İstanbul’da meydana gelen bu çok büyük yangınlara vezirler müdahil olur, daha da büyük olursa padişah da yetişirdi.. Belli ki padişahîn gelmesi ile yangın ekipleri, tulumbacılar vb mükâfat almak umudu veya can korkusuyla yangını söndürmeye dört elle sarılıyordu. Bu durum halk arasında “padişah yetişirse uğurlu gelir, yangın çarçabuk söner” [2]diye bir inancın doğmasına neden olmuştu. Büyük yangınlar çıktığında minarelerden ezan okunur, Osmanlı itfaiye teşkilatı söndürmeye çalışırdı.
Divan şairleri şiirlerinde aşk meşk işlerine de yansıtmışlar, padişah yerine koydukları sevgililerini gönül yangınları için imdada çağırma işine çevirmişlerdir.
Yandım gam-ı hicrinle yetiş ey şeh-i hûban
Hünkar gelir olsa füzûn –ı tâbiş-i ihrak Sünbülzade Vehbi
Gel efendim yandı nâr-ı hicr ile dil- hânesi
Tâbiş-i ihrâk füzûn-ı olsa ana sultan gelir. Bolulu Münif [3]
Şimdi başımda minare gibi ateş tütüyor
Bengi nâlem dönüyor yangın ezânına heman Seyyid Vehbi
Yangın olur biz yangına gideriz
Düz ovada keklik gibi sekeriz
Yokuşlarda şahin gibi uçarız
Dudağında yangın varmış dediler,
Tâ ezelden yayan koşarak geldim.
Alev yanaklara sarmış dediler,
Sevdâ seli oldum; taşarak geldim. Neyzen Tevfi
[1] https://itfaiye.ibb.gov.tr/tr/istanbul-yanginlari.html
[2] A.T. Onay , Eski Türk Edebiyatında mazmunlar, MEB, 1996, s. 497
[3] A.T. Onay , Eski Türk Edebiyatında mazmunlar, MEB, 1996, s. 497