Vurulduğumuz Kuş Aynı Aşkın Kuşuymuş
Aşk isimli bir kuşa vuruldum ben doğarken
Ondan dolayı sol yanım biraz yaralı izi dururken
Anlatsam aşkı anlatamam içindeki aşk ile beni
Görmek isterseniz eğer Mecnunun çölüne sorun gezerken
Mecnunun çölünde gezmek kolay değildir bilin
Dünyalık ne varsa aşktan başka hepsini siz silin
İşte şimdi gelin adım atmaya kaldıysa takat işte o aşktır bilin
Fazla gururla olmaz aşk
Aşk gurursuz gönülde oturur
Alır o gönlü nazlı yâri bulmak için uçurur
Mesrur olan gönül sürur içinde yolunu bulur
Aşka tahammül etmeyenler bilin ki nefreti doğurur
Aşk gelir gönülde ne varsa okur
Alır içindeki güzelliği nazlı yârin gönlüne dokur
Nasıl anlatayım aşkımla o yâri
Durun gözlerine iyice bakayım bari
Bakışlarından kurtulursam gülüşüne doyarsam
Yazarım o nazlı yâri kalemi elime alırsam
Bir asır oldu gözlerine gülüşüne bakarım
Gözleriyle gülüşünü ben bu gönlümde saklarım
Kalemi elime alamam o güzel aşkla yâre bakarım
Ben o güzellikler bakarken söyleyin nasıl yazarım
Aşk anlatılmaz ki bildiğim yaşanır
Aşkı anlamayanların bence sırtı dayak için kaşınır
Aşkla o yâri yazmaya çalışacaktım
Kirpiğiyle kaşına gözüne doyasıya bakacaktım
Alamadım ki bu güzellikten kendimi yazayım
Ben hangi güzelliği bir birinden ayırayım ayrılmaz ki ayrı ayrı yazayım
Aşk dokunulmazdır dokunmak ne mümkün
Alır sarılır sana bırak beni deme olur sana küskün
O gönülleri çok sever ona olur düşkün
Asırlardır o aşk bilirim bizimdir biz türkün
Batıya yakışmaz aşk, onlarda yok gönül
Açın isterseniz sinesini yarın içine sizler bakın
Aşk gönülsüz insanlara yakışmaz yakışır demeyin sakın
Gönülsüz insana yaklaşmayın aman uzak kalın kaçın
Shakspeare anlatmaya çalıştı aşkı yaşamamıştı anlatamadı anlayın
Cansız olana can vermek kulun işi değil ama sakın yaklaşmayın
İki sone gönül bilmez kime kona bir hale döndü gönül döne döne Shakspearin dilinde
Aşk dokunursa Mecnun Leyla yapar
Ferhat’ın eline kazma kürek verdirir Şirini gösterir dağları deldirir
Kereme Aslıyı gösterir diyar diyar aratır
Mevsim mevsim gönlünde gurbet illerde açtırır
Taşları yatak gökyüzünü yorgan olarak aldırır
O gönlündeki sabırla aşkı Rahmeti gökyüzünde yeryüzüne yağdırır
İşte biz Türklerdeki aşk eskiden böyleydi şimdilerde görünmez çok gayri
Çöllerde bir ömür
Kuzeybatı İran’ın Kafkasya’nın ve Doğu Orta ve Güneydoğu Anadolu’nun
Binlerce çok şehir, dağ ve yaylalarını böylece aşk gönüllerde dolaştı
Göründü yüzü gülüşü aydan daha parlak ondan böyle sevildi yaklaşıldı
Bazı bilmez niyetsizler açık kapısını gördü usulca kapattı uzaklaştı
Açılmaz kapıyı açmak için aşığı diyar diyar dolaştırdı
Açılmayan kapıyı Mevla açar diye sabırla o gönlünü âşık yatıştırdı
Kapı kapalı olsa da ışığı nuru kapıları aştı karşılıklı buluşturdu
Kavuşmak zor olsa da karşılıklı konuşturdu
Kavuşamasalar da severlerdi âşık Ahreti vuslat için beklerlerdi
O nedenle vatan topraklarında illerde onca âşık yetişti toprağa tohumunu ekti
Bizde bitmez tükenmez âşık pek ortaya çıkmaz
Gülüşünü herkes görür ondan tanır uzak kalmaz
İşte o nedenle aşığın her sözü sırla doludur anlaşılmaz
Milletimiz bilir anlamak için yaklaşır uzağa kaçmaz
Bilmezi bilmeze ne anlatsan da ne anlatsan da bilmez anlamaz
Nasıl anlatayım diye baktım sizlere sizdeki bakışta aynı
Aşk zaten sizi sarmış niyetlerimizin yok farkı yol aynı
Allah’ımız bir dinimiz Kur’an’ımız Peygamberimiz bir budur gönlün dizaynı
O nedenle Aşkı Mevla bize verdi duygularımızı hislerimiz aynı
Ağlasak ta gülsek de aynıdır aynıdır gönülle aşkın divanı
Yıkmayız gönülleri biliriz o kovan arının aşkla yaptığı sahip olduğu kovanı
İşte bizde şairler yazarla yazarlar bol bol aşk romanı
Bellidir artık ben gideyim anlayışımızın oranı
Milletçe bizler o nedenle ki aşkın güzel insanı
Kadınlarımıza gelince Ana bacı abla kardeş birde aşkın pınarı aşkların kadını
Kısaca söyleyeyim doğarken bizler vurulduğumuz kuş aynı aşkın kuşuymuş
Mehmet Aluç / Âşık Gülveren
Aşk isimli bir kuşa vuruldum ben doğarken
Ondan dolayı sol yanım biraz yaralı izi dururken
Anlatsam aşkı anlatamam içindeki aşk ile beni
Görmek isterseniz eğer Mecnunun çölüne sorun gezerken
Mecnunun çölünde gezmek kolay değildir bilin
Dünyalık ne varsa aşktan başka hepsini siz silin
İşte şimdi gelin adım atmaya kaldıysa takat işte o aşktır bilin
Fazla gururla olmaz aşk
Aşk gurursuz gönülde oturur
Alır o gönlü nazlı yâri bulmak için uçurur
Mesrur olan gönül sürur içinde yolunu bulur
Aşka tahammül etmeyenler bilin ki nefreti doğurur
Aşk gelir gönülde ne varsa okur
Alır içindeki güzelliği nazlı yârin gönlüne dokur
Nasıl anlatayım aşkımla o yâri
Durun gözlerine iyice bakayım bari
Bakışlarından kurtulursam gülüşüne doyarsam
Yazarım o nazlı yâri kalemi elime alırsam
Bir asır oldu gözlerine gülüşüne bakarım
Gözleriyle gülüşünü ben bu gönlümde saklarım
Kalemi elime alamam o güzel aşkla yâre bakarım
Ben o güzellikler bakarken söyleyin nasıl yazarım
Aşk anlatılmaz ki bildiğim yaşanır
Aşkı anlamayanların bence sırtı dayak için kaşınır
Aşkla o yâri yazmaya çalışacaktım
Kirpiğiyle kaşına gözüne doyasıya bakacaktım
Alamadım ki bu güzellikten kendimi yazayım
Ben hangi güzelliği bir birinden ayırayım ayrılmaz ki ayrı ayrı yazayım
Aşk dokunulmazdır dokunmak ne mümkün
Alır sarılır sana bırak beni deme olur sana küskün
O gönülleri çok sever ona olur düşkün
Asırlardır o aşk bilirim bizimdir biz türkün
Batıya yakışmaz aşk, onlarda yok gönül
Açın isterseniz sinesini yarın içine sizler bakın
Aşk gönülsüz insanlara yakışmaz yakışır demeyin sakın
Gönülsüz insana yaklaşmayın aman uzak kalın kaçın
Shakspeare anlatmaya çalıştı aşkı yaşamamıştı anlatamadı anlayın
Cansız olana can vermek kulun işi değil ama sakın yaklaşmayın
İki sone gönül bilmez kime kona bir hale döndü gönül döne döne Shakspearin dilinde
Aşk dokunursa Mecnun Leyla yapar
Ferhat’ın eline kazma kürek verdirir Şirini gösterir dağları deldirir
Kereme Aslıyı gösterir diyar diyar aratır
Mevsim mevsim gönlünde gurbet illerde açtırır
Taşları yatak gökyüzünü yorgan olarak aldırır
O gönlündeki sabırla aşkı Rahmeti gökyüzünde yeryüzüne yağdırır
İşte biz Türklerdeki aşk eskiden böyleydi şimdilerde görünmez çok gayri
Çöllerde bir ömür
Kuzeybatı İran’ın Kafkasya’nın ve Doğu Orta ve Güneydoğu Anadolu’nun
Binlerce çok şehir, dağ ve yaylalarını böylece aşk gönüllerde dolaştı
Göründü yüzü gülüşü aydan daha parlak ondan böyle sevildi yaklaşıldı
Bazı bilmez niyetsizler açık kapısını gördü usulca kapattı uzaklaştı
Açılmaz kapıyı açmak için aşığı diyar diyar dolaştırdı
Açılmayan kapıyı Mevla açar diye sabırla o gönlünü âşık yatıştırdı
Kapı kapalı olsa da ışığı nuru kapıları aştı karşılıklı buluşturdu
Kavuşmak zor olsa da karşılıklı konuşturdu
Kavuşamasalar da severlerdi âşık Ahreti vuslat için beklerlerdi
O nedenle vatan topraklarında illerde onca âşık yetişti toprağa tohumunu ekti
Bizde bitmez tükenmez âşık pek ortaya çıkmaz
Gülüşünü herkes görür ondan tanır uzak kalmaz
İşte o nedenle aşığın her sözü sırla doludur anlaşılmaz
Milletimiz bilir anlamak için yaklaşır uzağa kaçmaz
Bilmezi bilmeze ne anlatsan da ne anlatsan da bilmez anlamaz
Nasıl anlatayım diye baktım sizlere sizdeki bakışta aynı
Aşk zaten sizi sarmış niyetlerimizin yok farkı yol aynı
Allah’ımız bir dinimiz Kur’an’ımız Peygamberimiz bir budur gönlün dizaynı
O nedenle Aşkı Mevla bize verdi duygularımızı hislerimiz aynı
Ağlasak ta gülsek de aynıdır aynıdır gönülle aşkın divanı
Yıkmayız gönülleri biliriz o kovan arının aşkla yaptığı sahip olduğu kovanı
İşte bizde şairler yazarla yazarlar bol bol aşk romanı
Bellidir artık ben gideyim anlayışımızın oranı
Milletçe bizler o nedenle ki aşkın güzel insanı
Kadınlarımıza gelince Ana bacı abla kardeş birde aşkın pınarı aşkların kadını
Kısaca söyleyeyim doğarken bizler vurulduğumuz kuş aynı aşkın kuşuymuş
Mehmet Aluç / Âşık Gülveren
Mehmet Aluç