
Varlık’ın Ne Olduğu Problemi?
Ya da varlığın ilk ana maddesi (arkhe-ilk biçim-ilk olan) nedir, sorusu da filozoflar arasında uzunca bir süre tartışılmış ve farklı savlar ortaya atılmıştır. Örneğin:
İlkçağ düşünürlerinden Thales’e göre varlığın ilk ana maddesi su’dur. Her şey sudan meydana gelmiştir ve en sonunda yine suya dönüşecektir.
Herakleitos’a (M.Ö. 540-480) göre, evrenin ve varlığın ana maddesi (arkhe), kendisi de sürekli değişme içinde olan ateştir. Herakleitos; evreni karşıtlıkların zıtlığı ve birlikteliği ile açıklamaktadır.
Demokritos’a göre atom’dur. (Uyarı: Demokritos’un yaşadığı dönemde atom ile ilgili bilginin olması mümkün değildir. Burada kastedilen şimdiki bilgilerimizle “molekül” karşılığıdır. Yani o dönemde atom, kavram olarak var, ama bilgi olarak yoktu.)
Mitoslu fizik ve doğa bilimcisi Anaksimandros (M.Ö. 610-574) , ise her şeyin kaynağını belirli bir maddeye bağlamayıp “sonsuzluk ve sınırsızlık”tan söz etmiştir. (Aperion denilen soyut bir kavramla varlığın ilk ana maddesini açıklamak istemiştir.)
Miletoslu filozof Anaksimenes (M.Ö. 550-480), Anaksimandros’un öğrencisidir ve her şeyin havadan geldiğini ve havaya döndüğünü, ruhun ise solunan hava olduğunu öne sürmüştür. (Buradaki hava, bildiğimiz havadan farklıdır, sıcak bir nefes olarak da ifade edilmektedir.)
İdealistler (Platon, Aristo, Hegel) varlığı “idea (düşünce) ” olarak kabul ederler. İdealist filozof Berkeley : “Var olmak, algılanmış olmaktır. “ der.
Burada okuyucunun daha iyi anlaması için, kısaca algı konusuna bir açıklama getirelim: Dış dünyadan gelen uyarıcılar bir duyu organını etkilediğinde buna “duyum” denir. Duyumun ne olduğunu tanımaya, bilmeye, ona bir anlam vermeye ise algı denir. Örneğin burnumuza çeşitli koku uyarıcıları gelir, onların burnumuzu etkilemesi duyumdur, bunların ne kokusu (çiçek, parfüm v.b) olduğunu bilmeye ise algı diyoruz. Tabii bu tanıma, bilme, anlamlandırma işini yapan organ da şüphesiz ki beyindir. Bazen uyarıcı vardır, fakat duyum olmasına rağmen algı ortaya çıkmayabilir. “Bakmak, görmek değildir”, “bakar kör” , “fark etmedim”, “görmedim, duymadım” gibi ifadeler kullanmamızın nedeni bir algılamanın ortaya çıkmamasıdır.
Materyalistler (Marks, Hobbes, İlkçağda da Demokritos) varlığı “madde” olarak kabul ederler. Karl Marks’a göre “ madde bilincin dışında ve bilinçten bağımsız bir gerçeklik olarak vardır. Maddenin var oluş biçimi de harekettir.”
Bedia Akarsu Materyalist anlayışı şöyle özetliyor: “ İdealizm’e karşı çıkan materyalistlere göre, ”Gerçek olan şey gözleyebileceğimiz şeydir. Bizim için önemli olan ölçebilmek ve tartabilmektir. Ama bu ölçü ve tartı da ancak maddesel olan şeylere uygulanabilir. Öyleyse asıl gerçek bu uzay ve zaman içinde bulunan cisimler dünyasıdır. Bu maddesel olan şeyler arkasında bir gerçek aramaya kalkmamalıdır. Tek gerçek maddedir.”
Descartes’e göre “Varlıkta iki töz vardır: Biri “ruh”, öteki de “madde”. Ruh düşünen, madde de yer kaplayan bir tözdür. Bunlar arasında hiçbir birleşme noktası yoktur. Yalnızca insanda bir araya gelirler.”
Husserl, var olanın yalnızca fenomenler olduğunu söyler. Bu fenomenin insan bilinci tarafından bilinebileceğini savunur. İnsan onların özünün bilgisini edinebilir. Bu düşünüre göre biz, varlığı bilincimizin sınırları içerisinde bilebiliriz. Bunun dışında varlığın bir özelliği varsa bile bunu bilme imkânına sahip değiliz.
(Devam edecek...)
Ömer Faruk Hüsmüllü