Bu konuda bizim ortaya koyacağımız düşünceler olsa olsa “kırıntı”dır. Çünkü gerçekten sistem kurmuş olan çok sayıda değerli filozofun varlık hakkında oldukça önemli görüşleri söz konusudur.
Biz herhangi bir felsefi sisteme tamamiyle bağlı kalmadan, ancak buralardaki bilgilerden de yeri geldiğinde yararlanarak, kendi aklımız ve mantığımızın elverdiği ölçüde “varlık” konusunu irdelemeye çalışacağız.
Öncelikle “varlık”ın bir kavram olma özelliğinden söz edelim. Edelim de “kavram nedir?” sorusunun cevabını da vermeden geçmeyelim: Kavram, eskilerin “mefhum” diye ifade ettikleri, yani herhangi bir şeyin zihindeki tasarımıdır. Somut ve soyut kavramlar vardır. Somut kavram, dış dünyada var olan yani nesnel yanı bulunan şeylerle ilgilidir; soyut kavram ise dış dünyada bireyleri bulunmayan, sadece zihinde var olanlardır.
Varlık, en genel yani kaplamı en geniş olan kavramdır. Kavramları kaplam (kapsadıkları şeyler) bakımından sınıflandırsak bu şemanın en üstünde “varlık” yer alır. Çünkü varlık, evrende bulunan her şeyi kapsar, içine alır.
Varlık iki çeşittir:
1-Gerçek (reel) varlık: Duyu organları vasıtasıyla algıladığımız, belli bir zaman ve mekan içinde yer alan varlık. Örneğin her türlü eşya, ağaçlar, denizler v.s.
2-Düşünsel (idea) varlık: Duyu organları vasıtasıyla kavrayamadığımız, sadece zihnimizde yer alan varlık. Örneğin soyutlamalar yaparak elde ettiğimiz her türlü zihinsel ürün.
Varlık nedir?
Biz bir dünyada ve dolayısıyla onun da içinde yer aldığı bir evrende yaşıyoruz. Yaşantımız sırasında duyu organlarımız vasıtasıyla birçok cismi algılıyoruz. Örneğin şu anda bir masa, onun üzerinde bir monitör görüyorum. Oturduğum bir sandalye var. Ayağa kalkıp pencereden dışarıya bakıyorum, gökyüzündeki yıldızları seyrediyorum. Yerime dönerken ayağım sert bir cisme çarpıyor. Canımı acıtan bu cismin masa olduğunu anlıyorum. Kısacası birçok şeyin varlığından haberdarım. İşte varlık bu “var olan her şeydir.”
Varlık var mıdır, yok mudur?
Bilime göre varlık tartışmasız vardır. Bilim bu var olan varlığı neden sonuç ilişkisi içinde ve deneysel yöntemle inceler. Ancak felsefenin varlığa yaklaşımı bilimden farklıdır. Çünkü felsefe varlığı, bilim gibi parçalara ayırarak değil de bir bütün halinde açıklamayı amaçlar. O nedenle “varlık var mıdır, yok mudur?” sorusu felsefede uzun bir süre tartışılmıştır.
Parmenides varlığın “var” olduğunu savunurken, nihilizm (hiççilik) varlığın “var olmadığı” iddiasındadır. Mesela bunlardan aynı zamanda bir sofist filozof da olan Gorgias’a göre:
1-Hiçbir şey yoktur.
2-Olsa bile bilinemez.
3-Bilinse bile başkasına anlatılamaz.
Gorgias –septikler kadar olmasa da- aynı zamanda şüpheci bir filozoftur. Örneğin septik filozoflardan Pyrrhon “Varlıkların ne olduğuna ilişkin yargılar ne doğrudur, ne de yanlıştır.” demektedir. Buradan hareketle şüpheciliğini daha da aşırı bir noktaya götürmekte ve “yargı vermekten bile kaçınmak gerektiğini” iddia etmektedir.
Diğer yandan Descartes şüpheyi kullanarak akıl yürütme yoluyla kendi varlığını, Tanrı’nın varlığını ve dış dünyadaki nesnelerin varlığını kanıtlamıştır.
Dilerseniz bu soruda daha fazla felsefi görüşe yer vermeyip, kendimiz bir cevap arayalım: Kendimi düşünüyorum. Ben bir varlık mıyım? Evet. Ben kendimin farkında mıyım? Evet. Kendimin farkında olduğuma göre “ben varım” ve ben var olduğuma göre de “varlık da vardır” mantıksal çıkarımına ulaşıyorum.
Tabii bu arada akıl yürütme yoluyla benim ulaştığım çıkarımın tam tersine ulaşanlar olabileceği ihtimalini de düşünmüyor değilim.
(Devam edecek...)
Ömer Faruk Hüsmüllü