Osmanlıca yazılışı: Vâdî : وادی

Vâdî sözcüğü eski dilde dere boyu, iki dağ arasında oluşan yarık, çukurluk; tarz, eda, üslup anlamlarında da kullanılmıştır.  Günümüz Türkçesinde iki dağ arası, iki dağ arasında akarsu aşındırması ile oluşan çukurluk,  geçit, anlamında kullanıldığı gibi, , tutulan yol, çalışma alanı gibi yan anlamlarla da kullanılmaktadır.

Vâdî be- vâdî: dereden dereye

Bevâdî: sahralar, çöller,

 

Vâdî sözcüğü eski edebiyatta pek çok gerçek, yan ve mecaz anlamlarda kullanıldığı için pek çok şiirde ve edebi eserde karşımıza çıkmaktadır.

 

Vâdi-i ‘aşk hoş fezâdur hep

Gül ü hârı girişme-zâdur hep   Semerkândî–i Âmidî Âgâh 

 

Baña vâdi-i gamda oldı cânâ derd-i ser hasret

Beni kûy-ı melâmet içre kıldı der-be-der hasret  Ravzi

 

Gezer vâdî be- vâdî nâle- peymâ turfa vahşîsin

Bu vâdîlerde kimdir söyleye üstadın ey bülbül  Naili Kadim

Vadiden vadiye gezen ey bülbül. Sana bu feryat ve fiğanı öğreten üstadın kimdir.

 

 

Vâdi sözcüğünün geçtiği şiirlerden bazıları

 

Cûybâr-ı vâdî-i gam eşk-i çeşm-i ter yiter

Yine vâdî-i hışm ü çengi çeşm-i bî-amân tutmuş

Çâk-ı sînem seyl-i eşkün dem-be-dem vâdîsidür

MÜNÂCÂT Vâdî-i ‘ısyâna düşdük kıl ‘inâyet Rabbenâ

Şat gibi âb-ı tarab akmaz mı vâdî-i gama

Düşenler ‘aşkuña vâdî-i eymen Tûr bulmışlar

Niçe bir vâdî-i gamda dil-i mahzûn yerine