
Gördüğüm resimlerinden çok uzun olmadığını gitmeden de biliyordum. Çok da büyük bir göl ile buluşmayı ummuyordum.
Ülkemizde onun gibi güzel pek çok göller vardır. Abant ile Halfeti’yi yabanda tutmamak gerek. Uzun gölle güzellikte bu göller de boy ölçüşür.
Uzungöle gitmek için Trabzon’dan yola çıktık, denizleri
doldurarak açılan kara yolundan Yomra, Arsin, Araklı ve Sürmene İlçelerini kimi
zaman önümüzü kesen dağların içinden açılmış tünellerden geçerek Of’a gelince of
çektik. Neden diye sorarsanız, Of bakkalı, Of çayları, Of lokanta falan derken bu kadar Of çekilmez mİ?
Of dedikleri bu ilçe, of çekecek bir yer değil. Karadeniz
kıyısında sahil boyu uzanarak kendi halince geçinen bir küçücük kasabadır. Yol boyunca
mütevazı evlerle denize bakan, sırtını dağlara vermiş minicik bir ilçedir bu. Eğer bana sorarsanız Of'un en güzel tarafı, içilen demli çayıdır. Bu çaylar ile Of'lular, memlekete of çektirir. İçenlerin çoğu bile Of'tan geldiğini bilmez.
Deniz boyu giderseniz önünüze Rize çıkar, Of’tan sağa dönerseniz bu Of Uzungöle
gider.
Of’un doğusu bir dere, güneyinden akıp gelir. Güneydeki dağlarına ulaşan Çaykara yolu bu dereyi izleyerek Uzun göle eriştirir. Bu derenin adı ise Haldizen deresi imiş. Eğer bana sorarsanız bu ad dereye çok uygun. Of’dan Çaykara’ya kadar kaç tane hal dizdiğimi sayarsam sıkıcı olur. Ama şu kadar söyleyim arabayı süren kişi olmasam iyi olurdu. Kaç virajda bir o yana bir bu yana yaslanmaktan, tümseklerde hoplayarak ciğer böbrek sallatmaktan etrafa pek bakamadım. Yürek , böbrek hoplatmaya sebep olan tüm şeyleri saymaya çok gerek var mı? Bu mübarek memleketin âdeti işte böyledir. Cenneti gösterecekse önce burnundan getirir.
Haldizen derler derenin aktığı yer derin vadi. Bu vadinin adına da Çolaklı Vadi derlermiş. Niye çolaklı olmuşsa hiç kimse izah etmedi.. Haldizen’e sordumsa da küsmüş bana söylemedi.
Çolaklı vadisindeki Hes’lerden bahsetmeyeyim. Bu aralar yeşillerle aram hiç iyi değildir. Hes’lere herslenenlerin niyetini pek bilemem. Ormandaki santraller bana hiç garip gelmiyor. Vadi içinde gölcükler görmenin neresi kötü. Balıkların soylarını Hes’ler niye tüketsin ki? Küçük çayda yaşayanlar iri gölde büyümez mi?
Haldizen , Karadeniz’e kavuşmaya koştururken, bizde derenin indiği dağlara tırmanıyorduk. Çolaklı Vadisi derler bu vadi ağaç denizi. Velâkin işte bu vadi yeşilliğe fazla takmış. Bir avuç içi kadarcık başka bir renk bırakmamış. Çolaklı vadisindeki bu garezi hiç sevmedim. Çakıl taşlarından başka farklı renk de göremedim. Ağustos ayında bile farklı renkte hiç bir şey yok. Belli ki boz ağaçları, sarı yaprak fidanları, boz gövdeli söğütleri, ak gövdeli kavakları bu vadiden çıkarmışlar. Karadenizli olmayan kimseyi yaşatmamışlar. Yükseklere iri kıyım ladinlere bırakmışlar. Kayın, göknar ve porsuklar tepe tepe mevzilenmiş. Karaağaç, akçaağaç, kızılağaç bölükleri tümsek tümsek kümelenmiş. Kızılağaç, gürgen, meşe öbek öbek sıralanmış. Alçakları fındıklarla, meşelere bırakmışlar. Gösterişli kıtaları dağların başını sarmış. Endamı güzel olanlar yamaçlara tırmanmışlar. Aykırı durmak isteyen kimseye yer koymamışlar. Bir mendil serecek bile boş alan bırakmamışlar. Kayaların başına da kök salıp yeşil açmışlar.
Çaykara’dan
tırmanması Çankaya’ya çıkmaktan zor. Çaykara’yı geçer geçmez Halzdizen öfkesi çıkar. Yüksekten düşen Haldizen bir hayli öfkeli akar. Çaykara’nın yukarısı
yolumuzun zirvesidir. Bu zirveler Uzungölün iç kale surları gibi aşılması zor yeridir. Tepelerin
zirvesinde ladin ve köknar çoğalır. Kayınların heybetleri bir den bire
büyümüştür. Ağaçların heybetleri bu
cenneti haber verir. Bu engellerden sonrasında Uzungöl de dize gelir.
Uzungölün olduğu yer Haldizen çay sularının sanki kervan sarayıdır. Nice çağıldayıp akıp, sükûtu duymak istemiş, bu beşik vadi içinde, duraksamak istemiştir. Yeşil kürk çuhalar giyen şanlı dağların beyleri Uzungöle toplanarak mesire yeri kurmuşlar. Her biri bağdaş kurarak Uzungöl'ün çevresinde bağdaş kurup oturmuşlar. Hepsi de yeşil giyinen dağların yeşil çuhası âlemdeki en nazenin ağaçlardan örülmüştür. Heybetli dağların şekli Uzungöle düşmektedir. Her zirve kendi hüsnünün seyrine müptela kalmış, Uzungölün aynasında kendini seyre dalmıştır. Bu şirin dağların hepsi ayrı ayrı Narsois’tir. Hepsi de kendi hüsnüne temaşayla mest olmuştur.
Uzungölün kıyıları
adlarını bilmediğim çiçekler ile doludur. Belki de bunların çoğu nergis
ile akrabadır. Adlarını bilmesem de bildiğim tek bir şey varsa, çiçeklerin her
birisi nergisten de güzel açar. Her çiçek bir başka renkle gölde güzelliğe
bakar. Uzungölün kıyısına hüsnüne aşık olmayan çirkinler gelip duramaz. Bunca güzel arasında kendi ile barışamaz. Bu yüzden de bu civarda çirkin hiç bir şey duramaz. Hiç bir çirkin canlı gelip bu güzellikte kalamaz. Hiç bir mendebur suratlı bu aynada bulunamaz.
Uzun gölün sularında büyülü bir hüzün vardır.Bu suların aynasından kadim bir güzellik yansır.
Derler ki; Haldizen deresi buraya gelince durmuş, sularına bir set çekip işte burada uyumuştur. Rumcası Şaraho olan derenin göl olmasında böyle doğal öykü vardır.
Bu göldeki zirvelerin başı bulut bulut durur. En delişmen bulutlar da gelince burda eğleşir.. Yağmurların yağmak için koştuğu yer de burası, en nazenin ağaçların olduğu yer burasıdır. Soğanlı ve Kaçkar dağları gelip burda evlenmiştir. Onların aşk hikayesi ayrılıkla bitmemiştir. Uzungöl'ün güzelliği buna izin vermemiştir.
Uzungölün ağaçları hayli uzun ömürlüymüş, “yerkürenin ılıman
bölgede bulunan en yaşlı ormanları Uzungöl'de yaşıyormuş". Bu coğrafik bilgileri okuyunca hiç şaşmadım. Uzungöl'de yaşasaydım. ben de asla
yaşlanmazdım. Uzungölde ağaç olsam dikilmekten usanmazdım.
