UZUN
BİR GÜN
(4
Temmuz Cumartesi 2020)
Gelmedi, geç kaldı derken alın size
bunaltıcı sıcaklar. Nem oranı yüksek olunca Sinop yazı çekilmez hale geliyor.
Sıcak bir hafta sonu için akşamdan
planı hazırladık. Sabah namazı kalkıp, Ada’ya çıkacağız. Güneşin doğuşunu
seyredip bu güzel manzara altında sabah kahvaltısı yapacağız.
Sabah namazından sonra gidecek ne
varsa toparlayıp evden çıktık. Sinop yatıyor, derin uykudan uyanmaları için
daha çok saat var. Adabaşı serin, etrafta kimse yok, hava hafiften aydınlık
duruyor. Denizin ufuk çizgisinde biraz bulut olduğundan güneşin tam suyun
içinden çıkışına şahit olamayacağız demektir bu. Olsun. Birçok insanın görmek
isteyip de göremediği bir manzaraya şahit olacağız yeniden, zira yılda birkaç
defa güneşin doğuşunu seyretmek için bu tepeye çıkmışlığımız vardır.
Hemen yere kilimimizi serdik,
semaver çıksın ortaya, ateşledim semaveri. Bir taraftan gözümüz ufuk
çizgisinde, güneşin seyrini takip edip resim çekiyoruz. Sabahın çok erken saati
olmasına rağmen balıkçı motorları pat pat sesleriyle Gazi Bey Kayası’nın
yanından geçip açığa doğru çıkıyorlar. Olta ile balık tutmak isteyenler bunlar.
Denizde rüzgar yok, suyun üzerinde yolu andıran akıntılar görünüyor.
Suyun içinden çıkan güneş ufuktaki
sis sebebiyle biraz nazlansa da ufuktan azıcık yükselince kendini gösterdi.
Görünmesiyle birlikte sanki Karadeniz’in serin suyundan çıkmamış gibi sıcak
gülücük dağıtmaya başladı. Semaver kaynadı, çayımız hazır, her zamanki
alıştığımız şekilde kahvaltılıklar hazır, dolsun bardaklar, afiyet olsun bize.
Çektiğimiz resimleri görenleri
kıskandırmak amacıyla hemen paylaşıyoruz, meraklılar tebrik etmeden duramıyor
tabi ki.
Tepenin kenarında hayvan bakanlar
var, bir taraftan eşeğin sabah türküsü, bir taraftan koyunlar çıktı dışarıya,
etrafta sabah serinliği ile karınlarını doyurma telaşındalar. Tavuk horoz
sesleri, etraftan kuş sesleri ve en önemlisi cırcır böceklerinin bitip tükenmek
bilmeyen konserleri … güneşin ve denizin güzel manzarası altında kahvaltı faslı
üstüne keyif çaylarımızı da yudumladık. Bu arada güneş biraz daha yükseldi,
yakıcılığını artırdı. Saat daha sabahın altısı. Adabaşı faslını bitirip denize
inmek zamanı. Ne varsa toparlayıp Adabaşı’na veda ettik.
Fazla uzağa gitmeye gerek yok.
Sinop’ta birbirine yakın her yer. Karakum’un en uçta olan yerine indik,
etraftaki yazlık villalarda hayat belirtisi yok daha. Deniz süt liman, pırıl
pırıl vaziyette ilk misafirini bekliyor. Tabi ki ilk misafir biz oluyoruz.
Sabahın bu saatinde kimine göre soğuk kabul edilen deniz suyu gayet güzel
vaziyette. Etraf sessiz ve sakin. Uzun bir süre bize özel oldu bu güzel yer.
Güneş tepeyi aşıp peşimizden geldi, yavaş yavaş burayı da ısıtmaya başladı.
Denizin dibi parlıyor, su o kadar güzel. Böyle bir deniz keyfi çok nadir
bulunur. Akşamdan verdim talimatı, “Sabah şu saatte geleceğim, denizde kimseyi
görmek istemiyorum” diye. Taşların arasında, kumda yürüdüm durdum. Bizim oraya
gelişimizden çok sonra bir kişi göründü tepeden, o da sabah uykusu
olmayanlardan anlaşılan.
Sinop’un bu tarafına Karakum
diyorlar, bu ismi vermekte haklılar. Buranın kumu simsiyah. Çok fazla kumluk
yeri yok ama olanı da simsiyah, içinde pırıl pırıl renkler var. Bir de tam öğle
sıcağında bu kumlar kızarsa yakıp kavuruyor. Bu kumun çok faydalı olduğu
söyleniyor.
Önceden buraya öğle sıcağında
geldiğimiz zamanlarda kumun içine yatacak yer hazırlayıp su sıcak halde kendimi
kumlara gömdürürdüm. İyice sıcağı çekmiş kum tanecikleri ilk önce yaksa da bir
süre sonra tatlı bir hale gelirdi. Boncuk boncuk terler dökülmeye başlar hatta
ter üzerimdeki kumu aşıp kupkuru kumlar ıslanırdı. Kumun içinde yatarken
vücudumdan bir şeylerin çekildiğini hissediyorum, ayrı bir rahatlık veriyor bu
durum. En sonunda sıcağa dayanamayıp kalktığımda terden simsiyah kumların
üzerime adeta yapıştığına şahit oluyordum. Kızgın kumlardan sonra ver elini
denizin serin suyuna. Yapışan kumlar kısa bir sürede çıkmıyordu üzerimden.
İşte böyle Karakum. Burayı fazla
bilen olmaz, bu yüzden özel meraklıları ve müdavimleri vardır. Saatler
ilerledi. Deniz keyfini yeterince yaptık. Bundan sonra eve gidip biraz
dinlenmek gerekir.
Denizden çıkışta yokuşa yukarı
patika olarak yapılan yolu kullanıp çıktık, bu yolun nereye çıktığı öğrenmek
için. Giriş yerinde bazen biletçi bulundurup gelenden gidenden para aldırıyorlar.
Bu gün kimse yoktu, belki ilerleyen saatlerde para almaya başlarlar. Virajlı
patikaları yavaş yavaş çıktık. Yukarıya çıktıkça denizin güzelliği netleşmeye
başladı, kıyıdan belli bir mesafeye kadar denizin dibi görünüyor, su o kadar
berrak. Eşim peşimden geliyor, haliyle yavaş geliyor, arada onu bekliyorum.
Patikanın üstünde otların çalıların arasından bir tıkırtı sesi geliyor, merak
edip etrafı takip ettim bir şey göremedim ilk anda, üst tarafa çıkınca gördüm
vaziyeti, bir tane plastik kova içerisine bir yavru kaplumbağa girmiş, kova yan
yatıyor, kaplumbağa kovadan çıkmak istiyor ama tutunamayıp geri kayıyor,
tıkırtı onun sesiymiş. Otların ve çalıların arasından aşağıya girdim, uzanıp
kovayı ters çevirdim, tutuklu kaplumbağa otların arasına düştü, bu şekilde
esareti bitmiş oldu, belki uzun süredir burada çıkmak için uğraşıyordu.
Tıkırtıya dikkat ettiğimden onun kurtuluşuna sebep ve şahit oldum. Artık bundan
sonra otların arasında bu yamaçta ne yapar bilemiyorum. Ben elimden geleni
yaptım.
Çıktığımız patika yol arabayı
bıraktığımız yere göre çok yukarıya, villaların yanına çıkıyor. Yukarı çıkınca
biraz da arabanın yanına inmek için yürüdük. Villaların kimisinde inşaat
çalışmaları var, kimisinde çevre temizliği var, biraz daha aşağıya inince
apartların önünde tur minibüsleri var. Bu arada saatler ilerlediğinden Sinop
kendine gelmeye başladı, etrafta sesler, arabalar, gelen giden hareketi
görünüyor.
Üzerimizdeki deniz suyunu atmak için
duşumuzu aldığımızda biraz ağırlık çöker gibi olsa da bu durum fazla sürmedi,
uyumaya fırsat olmadı. Biraz bilgisayardan işlerimi kontrol ettim, günlük
paylaşımlar, haberler … Balkona çıkıp
balık ağının kurşun bağlama işini devam ettirdim. Korona virüs yüzünden evde
canım sıkılıyor diye başladığım balık ağı artık bitmek üzere, son işlemlere
kadar geldim.
Balkon, şemsiyeye rağmen çok sıcak,
rüzgar yok gibi. Ter fışkırıyor üzerimden adeta.
Cep telefonumdan birisi arıyor, kim
olduğuna baktım, Yazı işleri müdürü.
“Ne yapıyorsun?” diye sordu.
Ben de; “Balkonda oturdum, saçmayı
bitirmek için uğraşıyorum” dedim.
“Planın var mı? Balık tutmaya
gidelim” dedi. Ben de,
“Gitmek istersen gel, ne zaman
istersen” dememle,
“Birazdan geliyorum” dedi ve çok
fazla zaman geçmeden bizim evin önüne geldi. Balkonda olduğum için,
“Azıcık bekle, toparlanıp geliyorum”
dedim.
Balık malzemelerini toparlayıp
kovalarla çıktım dışarı.
Bindik onun arabasına, çıktık yola.
Balık tutmak için gittiğimiz çay tarafına doğru uzandık. Nereden çaya girelim
diye düşününken ilk aklıma gelen yerde arabayı park edip kılık kıyafetimizi
değiştirdik ve çaya girdik. Hava çok sıcak. Çayın suyu azalmış, bazı yerler
yosun tutmaya başlamış, ben serpme ağı atıyorum arkadaş peşim sıra kova ile
beni takip ediyor. İlk başlarda pek balık bulamadık, derken balıkların olduğu
yeri bulduk ama bu arada arabayı park ettiğimiz yerden epeyce uzaklaştık. Aşağı
köprüden yukarıda bulunan büyük köprüye kadar çıktık. Çayın suyu bir ara
çoğaldı, bulanmaya başladı. Bizim kovada balıklar yarıyı geçti, arabanın yanına
gitmek için çay içinden gitmek yerine yan yolu tercih ettim. İyi de oldu, yoksa
çaydan gitmemiz hem bizi daha çok yorar hem de daha fazla vaktimizi alırdı.
Arabanın yanına yaklaşınca balık ağını, ısrar edince arkadaşa verdim. Durgun
bir yerden günün en iri sazanını alıp geldi, bunun yanında birkaç tane daha
küçüklerden yakaladı. Balık tutmaya başladığımız yerde bir gölgeye oturup
balıkları temizlemeye başladık.
Epeyce balık tutmuşuz. Suyun
kenarında ben balıkların kafalarını keserken arkadaş temizlemeye başladı. Kesme
işi bitince ben de temizlemeye yardımcı oldum ve bitirdik. Malzemeleri
toparlayıp arabaya giderken balıkları bölüşmek ya da birlikte bir yerde
kızartıp yeme konusunda kararsız kaldık ve sonunda akşam yediden sonra
hanımının da işten çıkmasıyla Karakum’da balık ziyafetine karar verdik.
Bu kararı verdikten sonra telefonuma
baktım, arayanlar olmuş, arayanlardan birisi eşim. Kardeşim, “Akliman’dayız,
siz de gelin” deyince eşim de benden haber alamayıp “tamam, geliriz” demiş. Bu
şekilde plan içinde yeni bir plan daha çıktı ortaya. Arkadaş balıkları alıp eve
gidecek, hanımı işten gelince ailece Karakum’a gelecekler, biz bu saate kadar
Akliman’a gideceğiz. Bu şekilde işi kararlaştırdıktan sonra arkadaş beni eve
bıraktı. Biraz sonra Akliman’a geçtik. Bizimkiler de oraya yeni gitmişler. Bu
arada saat altıya geliyordu. Semaverde çay yapmışlar, sonun doğru yakaladık.
Mangal ve semaver yakmak yasak diyorlar, etrafta mangal yakan da semaver yakan
da dolu. Mangalı arabadan indirdim, tutuşturmadan önce “Burada uğraşmayalım,
hadi Karakum’a geçelim, zaten vakit akşam olmak üzere, iki planı birleştirelim”
dedim.
Planım onaylanınca toparlanıp
ayrıldık oradan. Eve gelip balık kızartmak için malzemeleri ve deniz
kıyafetlerini aldık. Ver elini Karakum. Akşam serinliği başlamış, denize
girenler ve piknik yapanlar azalmaya başlamış. Kardeşimin bulduğu masa çamların
arasında ışığa uzakta kalıyordu. Girişte bir masa boş duruyordu. Bu masanın
yanına karavanlı bir aile gelmiş, jeneratör çalıştırıyor diye kimse bu masaya
gelmemiş, gürültü fazla değil, idare ederiz diyerek sokak lambasına yakın
masaya yerleştik.
Mangalı ateşledim hemen, tavukları
koydum ızgaraya, semaver bir yandan yanıyor, işler yolunda. Tavuk ızgara işi
biterken arkadaşımız da geldi eşi ve kızıyla, daha sonra oğlu da eklendi gruba.
Mangalın üstüne yaktığımız ateşte çaydan tuttuğumuz balıkları mısır unuyla
tereyağında kızartmaya başladık. Üç tava balık kızarttık. Kovada daha balık
var.
Her şey hazırlanınca masaya
sıkıştık. Oturak ilavesi yaptık, ben biraz ayakta atıştırdım. Balıkla tavuk
gayet güzel gitti. İkisi de çok güzel olmuştu. Hava karardı, akşam serinliği
başladı. Keyifler ve muhabbet güzel. Yemek faslından sonra sıra geldi semaver
çayının tadına bakmaya.
Çaylar yudumlanırken balık
muhabbeti, hamak muhabbeti devam edip gitti. Çayda balıkları temizlemeden önce
büyük balıkları solungaçlarından parmaklarıma takıp çektirdiğim resimleri
paylaşmıştım. Görüp beğenen ve yorum yazan çok.
Bizim çay keyfi çok uzun sürdü,
çayın yanında çekirdek. Akşam olurken yeğenim denize girmişti. Bana denize
girme zamanı ancak gelebildi. Hava sakin, dolunay denizin üzerinde harika
yakamoz oluşturmuş, açıktan gelip geçen gezi tekneleri ve çevredeki ışıklarla
deniz üzeri farklı farklı ışıklarla dalgalanıyor hafiften. Arkadaşı denize
girmeye ikna ettim zorla, ilk önce kumdan girdik denize, suyun sıcaklığı
harika. Biraz yüzünce iskeleye gittik. İskeleden atlarken ve denizde mantarlara
tutunarak resim çektirip bunları da gecenin finali diye paylaştım. Saat gecenin
yarısına bir saat kalmış, biz hala deniz keyfindeyiz.
Sabahın dördünde başladığım temmuz
ayının ilk haftasının cumartesi gününde gece yarıya yaklaşmak üzere deniz keyfini
sonlandırdık. Piknik alanına geçtiğimizde yeniden semaver çayı yaptıklarına
şahit olduk. Kaldığımız yerden semaver çay keyfine devam ettik. Gece yarısına
saatler değil çok az dakikalar kaldı. Günün ağırlığı çöktü üzerime.
Yanımdakilerden hiç biri bizim gibi sabahın dördünden beri ayakta değil.
Masamızda ve etrafta ne malzememiz varsa toparlayıp vedalaşarak günün muhabbet
kısmına son verdik, eve geçtiğimizde yeni günün ilk yarım saati geride kalmıştı
bile.
Günün yorgunluğu, teri, mangal ve
semaver duman kokusunu üzerimden atmak için soğuk bir duş ilaç gibi gelecekti,
geldi de. Biraz daha balkonda serinledikten sonra yatağa gitmek günün finali
oldu.
Yirmi dört saatlik günün neredeyse
yirmi bir saati ayakta, faklı etkinliklerle geçti. Bu günler en uzun günlerden,
bundan sonra kısalmaya başlar. En uzun günlerin olduğu bir mevsimde çok çok
uzun bir günü geride bıraktım. Harika bir gün oldu. Birçok insan için birkaç
günde yapılamayacak bu faaliyetleri bir güne sıkıştırmış olduk. Paylaştığım
resimlere yorum ve beğeni yağıyor.
Dolu dolu geçen bir günün ardından
yaptığım değerlendirmede, güzel olduğu kadar unutulmayacak şekilde bir günü
geride bıraktığım bir gerçektir. Bundan daha iyisini yapacak olur mu? Çok zor
diye düşünüyorum.
Bir güne, güneşin doğuşunu
seyrederken semaver çayıyla kahvaltı yapmak, sabah serin ve sakinliğinde deniz
keyfi yapmak, balkonda hobi olarak balık ağı ve hamak yapmaya devam etmek,
çayda balık tutmak, iki ayrı yerde piknik, akşam olurken mangal keyfi, semaver
keyfi ve günün finalinde dolunayın yakamozu altında denize girmek … Bu kadar faaliyetin ardında çok az bir
yorgunluk kalması …
Günü yaşarken şu yazıyı hazırlamaya
çalışırken yorulduğum kadar yorulmadım desem yeridir. Bu arada güneşin denizden
doğuşu ile ilgili şiir yazmak için kafamda kafiyeler, mısralar dönüp dolaşıyor.
Güneşin doğuşunu şiire dökmek,
izleyen günün faaliyetleri arasında yerini alacaktır. İzleyen Pazar günü akşamı
da şiirle meşgul olup karalamaları temize çektim ve şiirim şu şekilde ortaya
çıktı.6 Temmuz 2020 Sinop
DENİZDEN ÇIKAN GÜNEŞ
Sabah namazında ada başından
Güneşin doğuşu görmeye değer
Gemiye benzeyen gazi taşından
Güneşin doğuşu görmeye değer
Denizden nazlıca çıkıyor güneş
Önce serin sonra yakıyor güneş
Uykuyu dünyaya bakıyor güneş
Güneşin doğuşu görmeye değer
Ufuk çizgisine tepeden baktım
Kahvaltı yapmaya semaver yaktım
Gözlerim kamaştı şapkamı taktım
Güneşin doğuşu görmeye değer
Kuş sesleri gelir değişik tonda
Cırcır böcekleri ötüyor fonda
Meraklı gözlere şahit sezonda
Güneşin doğuşu görmeye değer
Yükseldim güneşle çıktım havaya
Bereket dağıttım mevcut ovaya
Kavuşsun hastalar bir bir devaya
Güneşin doğuşu görmeye değer
Güzeli fark eder meraklı gözler
Vatan sevdasıyla yanmalı özler
Cemil’in dilinden dökülür sözler
Güneşin doğuşu görmeye değer
04/07/2020
Cemil UYGUN
Not: şiir hazırlığım yazıdan önce olduğu için 4 temmuz tarihini attım, son
şeklini verip temize çekmesi 5 temmuz Pazar günü akşamı oldu.