Ünlü Filozof Farabi ile Röportaj
 
farabi felsefesi pdf ile ilgili görsel sonucu
 
Ünlü filozof Farabi’yi okurken bende uyandırdığı duyguyu, bende hissettirdiği şekilde size hissettirilmek, düşünce dünyasına yani Felsefe dünyasına dair temel duyguları biraz irdeleyerek bir röportaj havasında yazarak anlaşılır olmasını istedim, hatam var ise af ola, gönlünüz düşünmenin penceresine vara kapalı olan pencereleri aça diyorum.
 
 Bugün ünlü düşünür Filozof Farabi’nin düşünceleri etrafında aydınlanmak için ona birkaç sorumuz olacak. Önce kısa bir özet geçelim ve sorularımıza devam edelim. *Farabi, Maveraunnehir'de Farab vilayetinin Vesic köyünde yaklaşık olarak H.257 jM.870 yılında dünyaya gelmiştir. Babasının bir ordu kumandanı olduğu söylenir. Farabi'nin ilkin Merv'de okutulan felsefi ilimlerden faydalanmış olması akla uygundur. Fakat asıl felsefe tahsilini Bağdat'ta yaptı. Bağdat'ta kendisinden daha yaşlı olan Ebıl Bişrb. Metta b. Yılnus'tan mantık dersi aldı. Bişr, öğrencilerine Aristo mantığını okutuyordu. Farabi, onlar arasında temayüz etmekte gecikmedi. Daha sonra Harran'a gitti. Orada Yuhanna b. Haylan ile tanıştı. Bir Hıristiyan bilgini olan Yuhanna'dan mantık ve felsefe tahsil etti. Yeniden Bağdat'a dönerek Yunan filozoflarının ve özellikle Aristo'nun kitaplarını inceledi. Birçok dillere vukufu vardı. Halife Muktedir devrinde. (tahta geçişi H.295 jM.907) bu kitapları açıklamağa ve etrafına ışık tutmağa başladı. Birçok eserler yazdı. Daha sonra Şam'a gitti. Bir ara Mısır' a da seyahat etti. Yeniden Şam’a döndü. Halep ve Şam dolaylarının sultanı Seyf ad-Devle, Farabi'ye çok hürmet gösterdi. Hatta onu sarayında himaye etti. Farabi, H.339 jM.950 yılında 80 yaşında iken Şam da hayata gözlerini yumdu. Felsefe, mantık, psikoloji, musiki, matematik ve tıpta derin bir bilgin olan Farabi'nin ölümü Self ad-Deve’yi çok üzdü. Bu Sultanın, Türk filozofunun cenaze namazını bizzat kıldırdığıdır.
 
Farabinin ortaya koyduğu felsefi sistemin mantıktan metafiziğe bütün boyutlarında, mutluluk kavramı etrafında örülen ehtik-politik bir hedefi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu nedenle, onun sisteminin her bir parçasının bu kavramla bir ilişkisi bulunmaktadır. Fârâbî’nin mutluluk anlayışını ele almanın yeri burası değildir. Fakat şu kadarını belirtelim ki, ona göre, mutluluk insanın kendisi için var olduğu en son yetkinliği, mutlak iyiliği ifade etmektedir. Öyle bir yetkinlik ki, elde edildiğinde artık talep edilecek başka bir şey kalmamaktadır. Dolayısıyla mutluluk, bütün iyiliklerin ve amaçların arasında sadece kendisi için istenen yegâne iyilik ve biricik amaçtır. Fârâbî, gerçek mutluluğu, insanın maddi boyutunun, belli bir disiplin içerisinde yok edilmesi veya daha doğrusu aşılması ve ruhun maddi olan her şeye karşı tam bir bağımsızlık kazanması olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla insan, Fârâbî’ye göre, bir akıl varlığıdır ve onun kendine has yetkinliği, yani mutluluğu da akla dayalı bir yetkinleşme süreci içerisinde gerçekleşmektedir.*
 
-Sayın Farabi suretin genel olarak üç tür bulunuşundan söz ediyorsunuz bunu açıklayabilir misiniz?
 
- Bunlardan birisi, suretin cisimdeki bulunuşudur. Cisim dediğimiz şey, suret almış maddeden ibarettir ve tabiatta sureti olmayan şey yoktur. Suretin cisimde var oluşu, etkilenme yoluyla gerçekleşir. Bu da, cisimle suret arasındaki uyumu gerekli kılar. Suret, sureti olduğu şeyde kendine has olan fiili gerçekleştirir. Suretin cisimsel varlığı, onun dış dünyadaki bulunuşudur. Suretin zihindeki bulunuşu, idrak, yani soyutlama yoluyla gerçekleşir ve bu da, duyuda ve akılda olmak üzere iki şekilde olur. Suretin duyudaki varlığı, cisimdeki varlığında olduğu şekliyle bir etkilenme olarak değil bir tasavvur olarak gerçekleşir. Yani duyu, nesnenin suretini sahip olduğu maddi durumlar içerisinde idrak eder. Suretin akıldaki bulunuşu da, sonuçta duyusal suretin idrakine dayanır fakat söz konusu suretin akıldaki bulunuşu bir takım zihinsel süreçler sonucunda gerçekleşen gayri maddi bir bulunuştur. Düşünülür suret, maddeden ve maddi alakalarından tamamen soyutlanmış olan surettir ki, bilgi dediğimiz şey de ancak bu aşamada gerçekleşir. Suretin akıldaki varlığı ve (4 Bkz. Türker-Küyel, age. s. 103 5 Fârâbî, Mesâil müteferrika, s. 16-17, Haydarabad 1344 Farabi’nin Bilgi Anlayışına Genel Bir Bakış 7) bulunuşu ile aklın bu bağlamda geçirmiş olduğu varlık ve bilgi aşamalarını burada ele almıyoruz. Buna bağlı olarak faal akıl ile ittisal ve gayri maddi varlıkların bilinmesi konusu da burada ele alınmayacaktır.
 
- Diğer taraftan bilgi, insan zihnini yanlışa düşmekten koruyan ve ona doğruya ulaşmayı mümkün kılan yöntemleri veren mantık ilminin konusudur bunu da açıklar mısınız?
 
- Felsefi düşünüşün ancak mükemmel bir temyiz gücüyle gerçekleşebileceğini kabul etmektedir. Temyiz ise, her şeyden önce, üzerinde düşünülen ve bilgisi peşinde koşulan konularda doğru olanı kavramayı temin edecek sağlam bir anlayış (zihin) gücünü gerekli kılar. “Anlayış gücü, bizde, doğru olanın kesin doğru olduğunu fark edip ona kesin olarak inanmamızı; yanlış olanın kesinlikle yanlış olduğunu fark edip ondan uzaklaşmamızı; doğruyu andıran yanlışı fark edip o hususta hataya düşmememizi ve özünde doğru olup yanlışı andıran şeyi de fark ederek aldanmamamızı sağlayan bir güce sahip olduğumuzda oluşur. İşte, sayesinde bu gücü kazandığımız sanat, mantık sanatı olarak isimlendirilir” . Bu açıdan mantık sanatına büyük bir değer yüklemekte ve onu ilimler arasında bütün ilimlerden önce öğrenilmesi gereken bir sanat olarak belirlemektedir.
 
-Kısaca düşüncenin, objeler dünyasını, olduğu şekilde, doğru yansıtması, başka bir ifade ile düşüncenin var olanlar dünyasını, bu dünyanın gerçek yapısına uygun olarak kavraması mantık sanatının öğrenimini zorunlu kılmaktadır doğrumudur?
 
- İnsana özgü iyiliklerin başında akıl olduğuna ve mantık sanatı da, akla işlevini en doğru şekilde gerçekleştirecek imkânları kazandırdığına göre, bu sanat, insana özgü iyiliklerin başında yer almaktadır Dolayısıyla, mantık sanatıyla insanın mutluluğu arasında, yukarıda da ifade edildiği gibi, doğrudan ve özsel bir ilişki bulunmaktadır. Bana göre, mantık sanatının nihai gayesi, kesin bilgiye götüren yöntemleri vermektir ve bu sanat olmaksızın böyle bir bilgiye ulaşmak, yani “bilgisi araştırı-( 6 Bkz. Yaşar Aydınlı, Fârâbî’de Tanrı-Evren İlişkisi, s. 88, İstanbul 2000 7 et-Tenbîh, s. 226-227; Fârâbî, et-Tavtıa, s. 55, el-Mantık inde’l-Fârâbî içerisinde nşr. Refik el-Acem, Beyrut 1986 8 et-Tenbîh, s. 228 8 Yaşar Aydınlı) lan şeyde kesinliğe ulaşmak” mümkün değildir. Ben bilgi derken, ilk planda kesin bilgiyi, yani kanıtlanmış, burhana dayalı bilgiyi kastetmekteyim ve burhan da, özellikle felsefi düşünüşün kanunlarını kapsamına almaktadır bilgiyi, bilindiği gibi, kavram ve hüküm, yani tasavvur ve tasdik olarak iki ana kategoriye ayırmaktadır.
Devam edecek inşallah
Mehmet Aluç 
 
Kaynaklar: 
*Kaynak: FARABİ’NİN BİLGİ ANLAYIŞINA GENEL BİR BAKIŞ Yaşar Aydınlı Prof. Dr. Uludağ Ü. İlahiyat Fak. 
**Kaynak: FÂRÂBÎ’N İN GÖZÜYLE AHLÂK-S İYASET İ LİŞ K İLER İ N İN ANAL İ Z İ Yrd. Doç. Dr. Atilla ARKAN Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi