UMUDUN İZİNİ SÜRMEK

     Herhangi bir nedenle bir hastahaneye yolumuz düştüğünde, hayata ve her şeye o hastahanenin penceresinden bakarız.  Bırakın oraya adım atmayı, o hastahanenin yoluna girdiğiniz anda başlar o farklı bakış.
      Hele bir de çok ciddi bir hastalıktan dolayı orada yatmanız gerektiğinde işin rengi daha da değişir.  Hayatın rengi değişir. Hava güneşli de olsa, kulağımıza kuş cıvıltıları da gelse içimizdeki yaşama sevinci eksilir. Onu canlı tutmak çok da kolay değildir.  Hastahanenin o kendine has atmosferi, o ağır havası, hastahane "beş yıldızlı" da olsa dışarıdaki canlılığa  fark atamaz. Hizmet çok iyi,  imkânlarımız geniş de olsa içimiz daralır hastahane ortamında.  Elbette o kapı bir şifa ve umut kapısıdır.  Bir de içinizdeki umut ayakta ve hayatta kalabiliyorsa işiniz kolaylaşır.
       Hep öyledir zaten. Umuttur, inançtır sizi ferahlatan ve hayata bağlayan.  Yoksa çok zorlaşabilir bazen hayat. Çok dik bir yokuşu nefes nefese çıkmak gibi olur zorluklarla baş etmek. Bir sevdiğini kaybetmek, ağır bir hastalıkla mücadele etmek ve daha birçok dik yokuş vardır hayatımızda.  Yoksulluk, işsizlik,  evlat acısı ve daha birçok zorlukla, acıyla yaşam mücadelemiz zor bir hâl alır. Bazen gitmek gerekiyor belki de bir hastahaneye. Yolumuzu düşürmeliyiz o kapıya.  Sadece, o hastahanenin dışında akıp giden ve hep monoton diye yakındığımız hayatımızın değerini anlamak için.  Belki de evimizde içtiğimiz bir tas çorba kıymetlenecek ve günlük sıkıntılar bir anda hafifleyecektir. Bazı şeylere üzülmek, ufak şeyler için yakınmak gibi bir lüksümüz olmadığını anlayacağız.
       İnsanın doğasında, üzülmek, sevinmek ve yakınmak da var elbette. Ama bir hastahane odasında şifa bulma umuduyla koşuşturan ve hep umudun izini süren insanları düşünün. Başınızı yastığa koymadan önce tüm içtenliğinizle şükredin ve şunu da aklınızın bir köşesine yazın. Hayat dümdüz gitmez. Yolumuz sevince de acıya da düşebilir. Ne ilk ne de son değiliz. Yola devam edecek gücü bulmaya çalışmalıyız.
         Aynen şu özdeyişte de dile getirildiği gibi: "Dünya karşılaştığın fırtınalarla değil,  gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir." (William McFee ) İşte sizi o limana ulaştıracak olan şey,  önce umuttur. Umudun izini sürmektir.