Yeşim taşı;  seng-i yede, galebe taşı veya yada taşı olarak da bilinmiş bu taşlar eski Türkler tarafından sihirli, uğurlu ve makbul bir taş olarak görülmüştür. Tarama sözlüğü yada taşını “ eskiden usulüne göre kullanılınca yağmur yağdırdığına inandan bir taş, yağmur taşı"[1] olarak tarif eder.

 

Eski Türkler bu taşları yağmur yağdırmak için kullanmışlar,  bu taşı üzerlerinde taşırlarsa felaketlerden uzak kalacaklarına, sağlıklarına iyi geleceğine, üzerlerinde taşırlarsa savaşlarda galip geleceklerine, bu taş sayesinde eğemen kalacaklarına hatta cihana hakim olacaklarına inanmışlardır. Bu nedenle bu taşlara galebe taşı da denilmiştir.

 

Eski Türklerin yeşim veya yada taşlarının beyaz olanlarını daha makbul ve daha uğurlu kabul ettiği anlaşılır.  Bu taşların en güzelleri Hıta (Hıta Yurdu Hoten Ahuları Hata Çiğil ve Yağma Güzelleri ) Hoten’de Kaş Vadisinde çıkmaktadır. [2] Anadolu Türkçesinde bu taşlara “yada taşı” denilmiştir. Bu taş çeşitli Türk lehçelerinde "yat, yet, yada, yade, yeda, yede; cada, ced, ceda, cede, cata, cay ve sata” adlarıyla da bilinir. ( bkz Seng-i Yede Nedir Seng-i Yada Yada Taşı ) [3]

 

Eski Türkler sihirli bir taş olarak gördükleri yada taşını suya attıklarında yağmurun yağacağına inanmışlardır.  Eski Türklerin yada taşını “ kuraklık âfetine karşı tarım ve ziraati korumak ve bereketi artırmak, susuzlukla karşı karşıya gelen insanların su ihtiyacını gidermek, susuzluktan kurtarmak; yine sıcak ve kurak havaları canlıların yaşayabileceği el-verişli şartlara tebdil etmek [4] amaçlarıyla da kullandıkları bilinir.

 

Divânü Lûgat-it-Türkide yağmur yağdırma veya diğer sihirler yapmaya “yatlamak”, yada taşı ile efsun yapmaya ise, yatlatmak , “yada taşı ile okutmak”, denildiği yazılıdır. [5] Yatçı yatladı = şaman yada taşı ile efsun yaptı", (şaman yada taşıyla yağmur yağdırmak için efsun yaptı.”[6] Denilmiştir.  Eski Türkçede” yat; kehanet ; yatlamak sihir yaptırmak demektir.” [7] Şu halde eski Türklerin nazarında bu taşlar sihir yapmaya,  yağmur yağdırmaya, düşmana galebe gelmeye ve sağlığı iyileştirmeye yarayan büyülü ve büyücü nesneleridir.

 

Yada Taşından Kutlu Dağ Kutlu Kaya

Eski Türk destanlarındaki kutlu dağ ve kutsal kayalar yada taşından oluşur. Eski Türk inancında yada taşı hükümranlık sihrini de barındıran bir nesnedir.  Uygurların Farsça Göç destanı varyantında bu durum şu şekilde anlatılır.

Düşünde, beyazlara bürünmüş, başında beyaz şerit, elinde Yada Taşı olan bir erkek gözükmüş, Buğu Han’a demiş ki - Eğer bu taşı saklarsan dünyanın dört bucağında milletleri buyruğunun altına alabilirsin.” [8]

Göç Destanının diğer varyantında kutlu dağın kaybedilmesi egemenliğin yok oluşu olarak anlatılır.” Hatun Dağı'na "Gök Ruhlarının Dağı"denirdi. Bu dağlardan biri olan Tanrı Dağı'nın güneyinde de Kutlu Dağ bulunmaktaydı. Kutlu Dağ, koca bir kaya parçası idi.

Çinliler"Türk ülkesinin tüm varlığı, bütün mutluluğu Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı ellerinden almalıyız." Diye düşünüp  Kalı Kağan’dan kutsal tılsımı almış kutsal kaya yıkılınca hükümranlıklarını kaybeden Uygurlar da Güney’e göç etmişlerdir. [9]

Zeytin rengine çalan bu taşlardan balballar ve putlar yapmaları; zeytin yeşili veya beyaz renkte olan bu sert taşlar ile  “kılıçlarını, kemerlerini, yüzüklerini, bıçak saplarını, sadaklarını, at eğerlerini süsledikleri bilinir.  Eski Türkler bu taşı uğurlu ve sihirli kabul ettiklerinden ve bu taşı üzerlerinde bulundurduklarında savaşta galip geleceklerine inandıklarından atlarının eyerlerini, kemerlerini, yüzüklerini bu taşlarla süslemişler, bıçaklarının saplarını yeşim taşından yapmaya özel önem vermişlerdir. “Eski Türkler bu sert taşı kılıçlarına, kama ve hançerlerine, at eyerlerine, zırhlarına vs. savaş aletlerine hakk eder ve böylece vuruşmalarda galip gelirlermiş… Yüzüğünde seng-i yede bulunan kişi yıldırımdan, gök gürlemesinden ve susuzluktan emin olurmuş[10]

 

Eski Türkler beyaz yeşim taşların gök gürültüsünden,  şimşeklerden,  gök gürlemesinden, koruduğuna;  yağmurun yanı sıra kar da yağdırmaya yaradığına, karın ağrısına ve hazımsızlığa da iyi geldiğine inanmışlardır.

 

 Eski Türklerin ve Osmanlıların savaşlarda yada taşını kullanarak düşman tarafında yağmur ve fırtına çıkardıklarına dair çeşitli rivayetler de vardır.  Yada taşlarının bileği olarak da kullanıldığı bazı şiirlerden ortaya çıkar.

 

Yada Taşı İle Yağmur Kar Dolu Yağdırma Fırtına Çıkartma Yöntemleri

 

Eski Türkler yada taşı ile yağmur, kar ve dolu yağdıracaklarına hatta fırtına çıkaracaklarına inanmışlardır.  Yağmur yağdırmak için kullanılan bazı yöntemler  şunlardır:

 

Yada taşı ile yağmur yağdırmak için bir tasa iki tane yada taşı koyarlar bu tası da su ile doldururlarmış. Tasın içindeki yeşim taşlarını bir birlerine sürterler ise yağmurun yağacağına inanırlarmış.

 

Diğer bir yöntemleri ise bir dere, çay veya yakındaki bir nehre yada taşı atarak yağmuru çağırmak şeklindeymiş.

 

Yakın zamanlara kadar” fındık büyüklüğündeki 70 kadar küçük yada taşları üzerine 70 bin kelime-i tevhid okutularak suya atıldığı ve yağmur duası okunduğu [11]bilinmektedir.

 

Bu inanışlar divan şiirinde de karşımıza çıkmaktadır.

 

Şemşîr ki ebr-i çemen ârâ-yı zaferdir

Seng-i yede nusret ana seng-i fesândır   Nefi

 

O sağar ki sihreyler ağlatmada

Meğer cevheri oldu seng-i yada    Nevizade Atai

 

Pûre-i elmastır seng-i fesânı neyler ol

Çarha çekme bir dahi şemşir-i vâlâ gevheri    Nefi



[1] Türk Dil Kurumu, Tarama Sözlüğü. VI, Ankar 1972, s. 4189.

[2] A. T. Onay Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, s. 499

[3] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/seng-i-yede-nedir-seng-i-yada-yada-tasi/139201

[4] Ahmet Öğreten, https://belleten.gov.tr/tam-metin/2578/tur#r22

[5] Kaşgarlı Mahmud , Divânü Lûgat-it-Türk, III, Terceme: Besim Atalay, Ankara 1992, s. 3.

[6]  Ahmet Öğreten, https://belleten.gov.tr/tam-metin/2578/tur#r22

[7] Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. III, İstanbul 1983, s. 634.

[8] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/goc-destani-turk-cin-ve-iran-rivayetleri/113384

[9] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/goc-destani-turk-cin-ve-iran-rivayetleri/113384

[10] İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiir Sözlüğü, s.413

[11] A. T. Onay Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, s. 499