Eski Türkler, Moğolların ve Kuzey Amerika'nın yerlilerinde birbirine benzer bir ağaç kültü ve inancı bulunmaktadır.

Bu üç kültürde de Dünya Ağacı kültü bulunmaktadır. Dünya ağacı inancı kökleri yer altındaki kötülük tanrılarına kadar ulaşan yaprakları ve dalları ile gökteki ulu tanrıya kadar uzanan bir ağaç olduğu inancına dayanmaktadır.  Dünya ağacı dünyanın merkezinde durmakta yer ve gök âlemini bu ağaç birleştirmektedir.

Ağaç Kültü

Eski Türk kültüründe ağaç kutsal sayılmış ağaçların” ilahların ve ruhların mekânı[1]  olduğuna inanılmıştır. Eski Türk inançlarında var olan dünya ağacı inancı günümüze kadar ulaşmış, halı, klim desenleri kadınların işlemelerinde hayat ağacı motifi ile yaşamaya devam etmektedir. Eski Türkler hayat ağacına “Bay Terek”, “Temir Kavak” “Bay Kayınk “,“Avlıye Akaş- Evliya Ağaç “ adlarını da vermiştir. Eski Türklerde “kayın, çam, dağ servisi, ardıç ve çınar en kutsal ağaçlar olarak kabul edilmiş bu ağaçların olduğu yüksek dağlar mukaddes yerler[2] ata baba veya dede babaların koruması altında olan bölgeler olarak görülmüşlerdir.

Ulu Ağaçlar, tanrı Ülgen ile temas kurabilen evliyaların ruhunu barındırır.  Eski Türk destanlarında ağaç kovuğunda yaşayan veya ağaç kovuğundan çıkan Ay yüzlü kızlardan bahsedilir.

Eski Türklere göre ilk insan göğün katlarını temsil eden ( 7 kat, gök, 9 felek inancı )  dokuz budaklı bir ağacın altında yaratılmıştır. Ağaç, dalları ile iyilik tanrısı Ülgen’e[3] kökleri ile kötülüğün müsebbibi yer altı tanrısı olan Erlik’in yanına kadar ulaşan sembolik “Hayat Ağacını” temsil eden bir varlıktır.  Nitekim Dokuz Oğuz destanında bir gece gökten inen bir ışık, huş (kayın) ağacı ile çam ağacı üzerine düşmüş huş ağacı erkek, çam ağacı dişi olmuştur. Nitekim Uygur destanlarına göre milletler ve insanlar dokuz budaklı ağaçlardan türemiştir. Oğuz Kağan’ın ikinci eşi göl ortasında bulunan bir adacıktaki kutsal bir ağacın kovuğundan yaratılır. [4]

Eski Türklerde ağaç;  güç, iktidar, doğurganlık, ölümsüzlük, gençlik, bereket ve sağlık ile anılan; iyi ruhlara sığınak olup kötü ruhların uzak durmasını sağlayan kutsal bir ruha sahiptir. Ayinleri ağaç altında yapmak, ağaç altında kurban kesmek Gök tanrı inancındaki Türklerden beri var olan adetlerdir.

Eski Türklerin en kutsal saydığı kayın ağacı yeryüzüne Umay Ana ile inmiştir. Azerbaycan Türklerinde ise kutsal ağaçlar Dedebaba ruhlarını taşımaktadır. Demek ki Türk kültüründeki kutsal ağaçların, ana, baba, dede olanları da vardır.  

Hayat ağacı motifi motifi halı kilim, seccade motifi olarak veya medrese ve külliyelerde taşlara işlenmiş süslemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Selçukluların inşa ettirdiği Sivas Gökmederese, İlhanlıların Erzurum’da inşa ettirdiği Çifte Minareli Medrese ve Yakutiye Mendereslerinin taç kapılarının yanlarında görkemli hayat ağacı motifleri bulunmaktadır.

Evliya Ağaç İnancı ve Günümüze Yansımaları

Anadolu’nun pek çok yerinde evliya mezarı olarak bilinen, yanlarında kutsal ağaç olduğuna inanılan çok sayıda yatır vardır. Yatırda kurban kesilir. Kesilen kurbanların kanı alna ve yüze sürülür. Yatırın yanındaki ulu ağacın altında uyumak yapılan dileklerin kabul olunmasını sağlayacak bir ayin olmaktadır. Yatırların etrafında dilek taşı da bulunur. Dikey duran dilek taşı veya kayasının yüzeyine sürtülen ufacık taşlar yüzeye tutunur ise dileğin kabul olduğu anlamına gelmektedir.  Yatır yanında bulunan ağaçların dallarına dileklerde bulunarak, üzerine okunarak küçük çaputlar bağlanır.

Ulu ağaç, Görklü Kaba Ağaç olduğuna inanılan ağaçların evliyaların ruhunu taşıdığı varsayılır. Buraya gelen insanlar dilek dilemeye gelir. Çocuk sahibi olmak, evlenmek,  boşanmak, hastalıktan kurtulmak, çocukları uslandırmak isteyenler ağaçlardan medet umar.

Yatırdaki ağaçlara, içindeki nesnelere zarar vermekten korkulur. Bir dalı kesilse bile ulu ağacın ruhları kişiye musallat olur. Yatıra zarar verene ulu ağaç zarar verir. Bu düşünce “ağaçların içinde, cin ve perilerin de bulunduğu” inancıyla örtüşmektedir.



[1] Hikmet Tanyu, "Türklerde Ağaçla İlgili İnanışlar", Türk Folkloru Araştırmaları Yıllığı, 1975, Ankara 1976,

[2] Pervin Ergun, Türk Kültüründe Ağaç Kültü, Ankara 2004, s. 195.

[3]  Wilhelm Radloff, Sibiryadan III, İstanbul 1994, s. 3; Bahattin Ögel, Türk Mitolojisi I, c. 1, Ankara 2010, s. 90

[4] Karnas,, Mustafa, Ergenekon Destanı, İstanbul 2011., s. 131