Buğulu bir sestir
Insan içini sarsan
Ve sonra nemli yüzlere çarpan kara bir duman ...
Güneş ağır ağır batarken saçlarında
Bir insan seli görünür ahşap trenlerin rıhtımında ...
Bu durak
Bu insanlar -
Bu ayrılık
Ki bu kavuşma
Yüzyıllardır bir şiir gibi dudaklarda ...
Taze bir karanfil gibi sevinç
Taze bir ölüm gibi üzgün ...
Alır da başını gider bu tren
Tozdan,topraktan,yağmurdan ve de kardan korkmadan
Yarar dağları Ferhat gibi ...
Kıvrılıp gider ta özlemlerin özlemine ....
Bir yol üstü köyü bu
Bir çocuk
Bir anne
Bir ev
Bu ev bizim mi
Bu çocuk benmiyim
Ne kadar da benziyoruz bir birbirimize ....
Dağlar ana kucağı gibi sarmış etrafımızı
Yollar yorgun
Yolcu mahrur
Yollar kasvetli bir akşam uzeri
Yollar bir gece yarısı
Yollar sonu olmayan bir toprak aynası ...
. Mürekkebi taşıyor bakışların
Cama yaslanan iki göz
Bir omuz bir bakış ...
Uzayip gidiyor yollar
Bir bakis gibi
Dalıyor eller dışarıda olanlara
Camdan çiziyorum kuşları
Ağaçları
Tarlada calışan ırgatları
Bahçeleri
Ve ardımızda bıraktıklarımızı
Başımı sallayarak yazıyorum bunları
Yol uzun
Yolcu yorgun
Ömür kısa
Öpsem ya dudaklarını .....
Necibe Çetinkaya