Toplumcu Gerçekçilik Anlayışı

 

Toplumcu gerçekçilik dünya edebiyatında Karl Marks’ın, Materyalist ve Marksist görüşleri sonrasına şekillenen bir anlayıştır. Rusya’daki Ekim ihtilali’nden (1917)  sonra ortaya çıkan bu anlayış, realist ve maddeci bir yaklaşımla sanatı toplumun faydası için düşünen bu gerçekçilik olarak ortaya çıkmıştır. Toplumcu gerçekçilik anlayışının Dünya edebiyatındaki adı “Sosyalist gerçekçiliktir. Bu sanat tarzının ana kaynakları da Marks, Engels gibi düşünürlerin fikirleri;  Maksim Gorki, Mihail Şolohov gibi Marksist yazarlar ile; Rus şair Mayakovski’nin şiirleri olmaktadır.

 

Toplumcu gerçekçilik, Türk edebiyatında köy, köylü ve halk sorunlarını işleme; köylü -ağa, köylü- devlet ve köylü -devlet adamlarının çatışmalarını ele almaya yönelik bir anlayış olarak şekillenmiştir. Bu terim; sosyal problemlere devrimci ideoloji ile yaklaşan şairlerin yazarların,  ressamların, heykeltıraşların ideolojik yaklaşımlarını ve sömürülen halktan yana olarak halkı sömüren düzene olan eleştirileri ifade etmektedir.

 

Türk edebiyatında Sadri Ertem  , Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali  'nin öncülük ettiği bu anlayış ilk önceleri memleketçilik anlayışının bir parçası gibi gözükmüş ama devrimci sanatçıların ideolojik yaklaşımlarını dile getiren bir tutum haline dönüşmüştür.  Gerçek sanatın halka yaklaşan ve halkın sorunlarını ele alan sanat olduğunu savunan toplumsal gerçekçilik kendisini ilk önce roman, hikâye, tiyatro, şiir alanlarında kendini ifade etmeye başlamış;  sonra ise resim, heykel, karikatür ve diğer sanat dallarına da yayılmıştır.( bkz Toplumcu Gerçekçi Türk Resim Sanatı )

 

Nazım Hikmet, Ercüment Behzat Lav, Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ilk toplumcu gerçekçi edipler olmaktadır. Resim ve heykelde ise Bedri Rahmi Eyuboğlu, Cemal Tollu,  Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Sabri Fettah Berkel, Nuri İyemAgop Arad ,  Selim Turan,  Fethi Karakaş,  Ferruh Başağa   ve Mümtaz Yener toplumcu gerçekçi düşünceler ile hareket eden sanatçılardır.  

 

Sanat toplum içindir anlayışı ile hareket eden toplumcu gerçekçiler sanatı yüceltmekten ziyade amaçlarına uygun konulara odaklanmışlardır. Nesirde ezilen köylüler,  yoksullar, emekçilerin uğradığı baskılar, haksızlıklar, halkın ve ezilenlerin düzen ile çatışmalarına vb ağırlık veren toplumsal gerçekçiler;  şiirde ise insan sevgisi, insanların eşitliği gibi hümanist konulara yönelmiş anlamsız töreler, inançlar üzerinde durulmuştur.

 

Toplumcu gerçekçiler;  halkı, köylüyü, işçiyi ezen düzene karşı çıkan; düzenle çatışan, maddi varlıkların halk tarafından adil ve eşit bir şekilde paylaşılması ve kullanılması gerektiğini savunan sanatçılardır. Bu düşünceler Cumhuriyetin ilk yıllarında köylü devlet adamı, köylü ağa çatışmaları; ezilen, aşağılanan köylüler, yoksullar, ırgatların hayatları üzerinden işlenmiştir. Toplumcu gerçekçi sanatçılar;  halkı ezen düzeni, devlet adamlarını ve feodal yapıya karşı çıkarak, adil ve hakça paylaşımı sağlamayan düzene muhalif olmuşlardır. Toplumcu gerçekçi sanatçıların edebiyat, resim ve diğer sanat dallarında işlediği başlıca konular: fakirlik,  yoksulların hayat savaşı, cahilliği; ezilen, emeği sömürülen işçiler ve köylüler; eşitsizlik, devlet güçlerinin baskısı, halkların kardeşliği, sömürü ve baskı düzeninin insanların hayatlarına yansımaları vb dir.

 

Toplumcu gerçekçilerin en karakteristik yönleri düzene karşı olmaları, feodal yapıyı eleştirmeleri,   yoksul zengin çatışmalarının olmadığı bir dünya özlemidir. Halkların ve insanların kardeşliğini savunmuşlar, maddi varlıkların halklar ve insanlara adil bir şekilde paylaştıracak bir düzene özlem duymuşlar, gelir dağılımındaki dengesizliklere karşı çıkmışlar, geleneksel kuralların yıkılması gerektiğini savunmuşlar,  Marksisizmi bu sorunlara deva olarak görmüşlerdir.