Tahkiyeye Dayalı Türlerde Bakış Açısının Hikâyesi
Halit Yıldırım
 
Tahkiye=Anlatım
İnsan, iletişimi sağlamak için karşıdakine bir şeyler anlatır veya karşıdakinin anlattıklarını anlamaya çalışır. En yaygın iletişim şekli, sözlü veya yazılı olarak karşıdakine bir şey anlatmakla oluşur. (1)
Yazımızın başlığından dolayı “Tahkiye” ne demek diye akla bir soru gelebilir. En kısa anlamıyla tahkiye, “anlatı veya anlatım”  demektir.
Anlatım; bir yazı içerisinde konu, ana fikir ve diğer unsurlarla şekillenen fikir, olay, durum, betimleme, duygu veya tanımlamaların birisine veya birkaçına dayalı bir mevzunun bir yazıda okura aktarılma yöntemidir. (2)
Anlatım; düşüncenin, duygunun kısacası sözle, davranışla, jest ve mimiklerle karşıdaki alıcıya ulaştırılmasıdır. (3)
Bir anlatımın üç temel ögesi vardır. Anlatıcı, Yazar ve Kişiler. Biz yazımızın konusu gereği daha çok anlatıcı üzerinde duracağız.
 
Anlatıcı
Anlatıya dayalı türlerde mutlaka bir anlatıcı vardır. Anlatıcı, hikâye ve roman gibi tahkiyeli türlerde okuyucu veya dinleyici durumunda olan bizlere hikâyeyi, romanı anlatan kişidir.
Anlatıcı, tahkiyeli türlerde olayların tüm mahiyetiyle bilen, kahramanların iç dünyalarında olup biten her şeyi bilen, kendine has dil ve üslubuyla okuyucuya veya dinleyicilere aktarır.
Söz konusu anlatıcının, tahkiyeli eserde görülüşü rolü ve fonksiyonu geçmişten günümüze kadar oldukça farklılık arz eder. Muhtemelen devrin şartları gereği, eski tahkiyeli eserlerde anlatıcı, kendini gizlemek yerine açıkça hissettirmek yolunu tutmuştur. Modern romanlarda anlatıcı, mümkün mertebe kendini gizlemeyi hedeflemiştir. (4)
Anlatıcı, tarihi süreç içerisinde "Sözlü dönem anlatıcısı" ve "yazılı dönem anlatıcısı" olarak görev yapmıştır. Zira geçmişte meddahlar, ozanlar, halk hikâyeleri anlatan âşıklar hikâyelerini, destanlarını, efsanelerini, masallarını bizzat anlatan insanlardı. Günümüzde de çocuklara masal anlatan anneler, öğretmenler, radyo spikerleri sözlü anlatım işini yüklenir. Hikâye ve roman yazan yazarlar ise yazılı anlatıcılardır.
Yazar ve anlatıcının neredeyse iç içe geçtiği geleneksel edebiyatta, yazarın düşüncesi esere net bir şekilde yansırdı. Ancak, modern anlatılarda bakış açısı yaklaşımıyla birlikte yazar ve anlatıcı farklılaşmıştır. Kuşkusuz yazar o anlatıyı kaleme alan/yazan kişidir. Ama etkisini dolaylı bir biçime sokmuştur. (5)
Anlatıcı, yazarın sözü teslim etmek için ihtiyaç duyduğu varlıktır ve kimi zaman yazarla karıştırılsa dahi o tamamen kurgusal dünyaya aittir. Bununla birlikte okuyucu ile yazar ve eser arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü yapısı nedeniyle reel dünyayla sıkı bağları vardır. (6)
Yazar, anlatıcıyı konuşturan, diline aracılık eden, ne kadar konuşacağına, neler yaşayacağına karar veren, bütün bunları tasarlayan kişidir. Anlatıcının ufku, bilgisi, duyguları yazarın tasarımıdır. Anlatıcının bilgisi ve ufku yazarla sınırlıdır. Anlatıcı, yazarın bilmediği bir şeyi bilemez. Bu anlamda nesnellik sonsuz değildir. Yazar; duygu, düşünce ve tavırlarını seçtiği anlatıcı üzerinden gerçekleştirir. (7)
 
Anlatıcının Amacı
Bir yazar, kendini dinleyecek ya da okuyacak olanlar üzerinde bir etki yaratmak isteyecektir. Bu etkiyi şu amaçlar için yapmaya çalışacaktır.
a) Bir şeyi açıklamak, bir düşünceyi aydınlatmak, bir durum ya da karakteri incelemek, bir terimi tanımlamak isteyebilir. Bu durumda yazarın amacı açıktır; Okuyucuya bilgi vermek.
b) Okuyucunun bir konuyu ya da olgu üzerindeki yerleşmiş duygu, düşünce, davranış ve kanılarını değiştirmek.
c) Duyduklarını, gördüklerini okuyucunun da duymasını, görmesini, kısaca izlenim kazanmasını istemek.
d) Okuyucuya bir olayı oluşuyla birlikte gelişme halinde vermek. Bu, olmuş ya da olabilecek herhangi bir olay olabilir. Bundan yazarın amacı okuyucuyu olayın içine götürme, olayları oluş, gelişme ve zaman sırasına göre anlatmadır. (8)
 
Anlatıcı Tipleri
Yazar yazının temel anlatıcısı olmakla birlikte yazısının amacına türüne ve yazıda alacağı role ve tavra uygun olarak bir anlatım şekli veya bir anlatıcı tipi tercih eder.
Fikir yazılarında anlatıcı yazarın kendisidir ve fikir yazılarındaki anlatan ve anlatıcı yazarın kendisi olmalıdır. Çünkü anlatılanlar ve fikirler yazıya imzasını atan kişi olmalıdır. Fikir yazılarında yazar kendini saklamak, bir başka anlatıcı kisvesine bürünmek ihtiyacını hissetmez.
Olay yazılarında ise olayı anlatan olayı kendi başından geçiyormuş, gözlemleyen birisi tarafından anlatılmış ya da her şeyi bilen birisi tarafından aktarılmış gibi anlatıcı tiplerinden birini seçmelidir. Olaylar seçilen bu anlatıcı tipinin ağzından aktarılır.
Bir bakış açısı şu şekiller ve tutumlarla anlatıcı olarak karşımıza çıkabilir:
a. Tarafsız (nötr), fikir belirtmeyen.
b. Sezdiren, tesbit ve teşhis eden.
c. Beğenen, takdir ve tasdik eden.)
ç. Tenkit yönelten ve öz eleştiride bulunan. )
d. Tehzil (alay) eden, küçümseyen.
Bir yazıda tek bir bakış açısını tercih etmek en uygun yoldur. Bir yazıda bunlardan bir kaçını birden bir yazıda ve bir arada görmek de mümkündür. (9)
 
Öyküde Anlatıcının İşlevi
Anlatıya dayalı bir tür olan öyküde de yazar, her şeyden önce bir “anlatıcı ses”e ihtiyaç duyar. Anlatıcı, metnin yazarından farklıdır ve kurmacadır. Anlatıcı, öykü veya roman kahramanlarından biri olabileceği gibi dışarıdan biri de olabilir. Anlatırken de kendini ya açık seçik ortaya koyar ya da saklar.
Modern anlatılarla birlikte anlatıcı sesin işlevi, konumu iyiden iyiye karmaşık bir hâl almıştır. Anlatıcı, metinde tanımlanabilir, görünmez olabilir, nesnel olabilir, taraf olabilir, ana karakter ya da yan bir karakter olabilir. Bu nedenle “anlatıcı” edebiyat kuramlarının en tartışmalı konularından biridir. (10)
Her öyküde bir sunum tarzı, bir konumu bir de bakış açısı vardır. Öyküde anlatıcının işlevini bu çerçeveden inceleyeceğiz.
1. Anlatıcının Sunum Tarzı
Anlatıcının varlığının görünürlüğü değişkendir. Bazı anlatıcılar olayın akışını kesme pahasına sürekli araya girerken diğer bazı anlatıcılar kendilerini görünmez kılıp sadece göstermeyle yetinirler. (11)
Necip Tosun anlatıcının incelenmesinde öykünün sunuş tarzı en temel yaklaşım olarak ele alır. Ona göre “kurgusal metinlerde anlatıcının konumu sürekli değişmekle birlikte anlatım bir anlamda Platon’un sınırlarını çizdiği diegesis ve mimesis kavramları etrafında şekillenir. Yazar bir duyguyu, bir düşünceyi hikâye edebilmek için ya göstererek (mimesis) ya anlatarak (diegesis) ya da bunların karışımı bir yaklaşımla metnini oluşturur. Kestirme bir yaklaşımla birinde “aktarma”, diğerinde ise “canlandırma/sahneleme” söz konusudur. Yazarlar, eserlerinde bazen göstermeyi bazen de aktarmayı odak alırlar. (12)
Anlatıcının sunum tarzı bu iki başlık altında kısaca şöyle açıklanmıştır.
  1. Gösterme Tarzı Sunum: Yeni Romancılar gereksiz ve anlamsız, hatta gerçekleştirilmesini imkânsız gördükleri ruhsal çözümleme yerine dış gerçekliğin (dünyanın) "yöntemli betimlemesine" ilgi gösterirler ve roman kişisini anlatının odak noktası olmaktan uzaklaştırıp ona "kameranın objektifi" fonksiyonunu yüklerler. (13)
Gösterme tarzı sunumda olayın kendisi ön plandadır ve öykü konuşmalar, mekân tanıtımı, tasvirler ve olaylar etrafında şekillenir. Daha çok zihinde olayı, kişileri, mekânı bir sinema şeklinde canlandırmaya yönelik bu tarz sunumda yaşanmışlıklar, hatıralar ve izlenimler öyküye dönüşür. Bu tarzda dolaysız bir anlatım söz konusu olduğundan anlatıcı daha dışarıda ve biraz daha nesnel bir konumdadır. Böylece yazar aradan çekilerek, yaşananlarla okuru karşı karşıya getirir. Artık duygu aracısız okura aktarılmakta, yorum ve değerlendirme ona bırakılmaktadır. Özellikle diyaloglara yaslanan anlatılarda, anlatıcı büsbütün silikleşir. (14)
 
          b) Anlatma Tarzı Sunum: Anlatma tarzı sunumda ise anlatıcının görüşleri ve duyguları öyküyü şekillendirir.  Öykü bir olayı değil de artık bir durumu, bir hali anlatır. Bu tarzda anlatıcı daha içeride ve her şeyi bilen müdahaleci bir konumdadır. (15)
 
2. Anlatıcının Konumu
Öyküde anlatıcının konumu, onun öyküde görev alıp almaması durumudur. Gérard Genette, Diegesis ve mimesis ayrımını reddederek iki tür anlatı olduğunu ileri sürer:
 “Birinde, anlatıcı anlattığı öyküde yer almaz (sözgelimi: İliada’da Homeros ve Duygusal Eğitim’de Flaubert); öbüründe, anlatıcı anlattığı öyküde kişi olarak yer alır (sözgelimi Gil Blas, ya da Wuthering Heights). Bunlardan birinci tür anlatıyı ben kesin nedenlerden dolayı yadöyküsel, ikinciyi de özöyküsel olarak adlandırıyorum.” (16)
Bu iki kavramı şu şekilde açıklayabiliriz.
  1. Öykü İçi Anlatıcı=Özöyküsel Anlatıcı: Anlatıcı, öyküde görev alıyorsa, bu tip anlatıcıya öykü içi anlatıcı denir. Sabahattin Ali’nin “Değirmen”inde, anlatıcı öykünün içindedir. Kendisi de Çingene olan anlatıcı, aynı obadan ve öykünün ana kahramanı Atmaca’yı tanıtır, onun yaşadıklarını anlatır. (17)
  2. Öykü Dışı Anlatıcı=Yadöyküsel Anlatıcı: Eğer anlatıcı öyküde görev almıyorsa, ona öykü dışı anlatıcı adı verilir. Anton Çehov’un, aylığını almak için kente giden bir bayan öğretmenin köyüne dönüşünü anlattığı “At Arabasında” da anlatıcı, öykü anlatıcıdır. (18)
Tarihsel süreç içerisinde geleneksel, modern, postmodern anlatılarda anlatıcının konumu, yazarların ona bakışı sürekli değişmiştir. Her şeyi bilen anlatıcıdan, tümüyle iç sese odaklanan yaklaşımlara kadar anlatıcının işlevini yazarlar farklı yorumlamışlardır. Anlatıcı ses, kimi zaman yazarla bütünleşmiş, kimi zaman ayrışmış; bütün bu arayışlarla yazarlar anlatım imkânlarını geliştirmişlerdir. Örneğin Gustave Flaubert nesnel bir anlatıcıyı savunurken, Honoré de Balzac yazarın anlatımın içinde olduğu, bilgi aktaran bir biçimi tercih etmiş, Henry James göstererek anlatmayı önermiş, Virgina Woolf ve William Faulkner ise iç sese odaklanmıştır. (19)
 
3.Anlatıcının Bakış Açısı
Anlatıcıların,  bir olayı veya hikâyeyi okurlarına veya dinleyicilerine aktarırken sahip oldukları dünya görüşleri, hayat tecrübeleri, kültürel düzeyleri, yaşları, cinsiyetleri ve içinde bulundukları ruh hallerine göre olayları algılama, idrak etme ve yargılama tavırlarına bakış açısı denir. (20)
Bakış açısı, “öykü kimin gözüyle anlatılıyor” sorusuna yanıt verir. (21)
Kısaca ifade etmek gerekirse " bakış açısı"; " anlatılanın görüldüğü ve yansıtıldığı anlatıcı biçimi"dir. Bir başka söyleyişiyle, tahkiyeli eserlerde anlatıcının olaylar, figürler, nesneler, fikirler, zaman ve mekân gibi anlattığı hemen her şey karşısındaki takındığı tavra bakış açısı denir. (22)
Seymour Chatman’a göre bakış açısı, anlatı olaylarının ilişki içinde olduğu fiziksel yer, ideolojik konum ya da pratik yaşam-yönelimidir. Bakış açısı ifade demek değildir. Sadece ifadeyi biçimlendiren perspektiftir. Perspektif ve ifade aynı insanda bulunmak zorunda değildir. (23)
Bütün anlatıcılar için değişmez olan ise beraberlerinde bakış açılarını taşımalarıdır. Kurgusal bir metinde olayların okuyucuya kimin gözünden, kimin ağzından ulaştığı sorusu bakış açısı kavramını doğurur. Nitekim başta roman ve hikâye olmak üzere bütün anlatmaya dayalı metinlerde anlatılacak bir olay, onu aktaran bir anlatıcı ve bakış açısı vardır. (24)
Anlatıcı ya olayın tamamen dışında olarak ya olayın tam odağında bulunarak ya da olayın sadece tanığı sıfatıyla gelişmeleri anlatan kişidir. Bulunduğu konuma göre, olayı algılayışı ve aktarışı değişir.
Bir konuyu, bir olayı, bir durumu öykülemeye karar veren bir öykücü için, en öncelikli seçimlerden biri, bakış açısı tercihidir. Öykücünün bakış açısı, bir anlamda öykünün nasıl şekilleneceğini de belirleyecektir. Kuşkusuz aynı tema farklı bakış açılarıyla apayrı yönlere savrulabilir. Çünkü her bakış açısının kendine göre bir mantığı, anlam ve çağrışım alanı vardır. Bu nedenle öykücü, okurda en vurucu ve kalıcı etkiyi yaratabilmek için o temanın gerektirdiği bakış açısını yakalamak durumundadır. (25)
Hikâye ve romanda, hem metin halkası, hem vaka zinciri, hem de eserin dili bakış açısına göre şekil alır. (26)
Öykü ve romanda anlatıcının konumunu belirleyen "bakış açısı", yazarın okuyucuyu sürüklemeye çalıştığı atmosferi en iyi hangi konumdan sezdirebileceği hakkında verdiği kararla ilişkilidir. (27)
Yazar, anlatıcıyı seçerken en geniş, en derin, en etkili yer alacağı, görüşlerini sergileyeceği bir sesi arar; söyleyeceği her şeyi ifade edebilecek donanımda bir sesi. Çünkü anlatıcıyı/bakış açısını seçmekle öncelikle kendini sınırlamış olur. (28)
Bu seçim aynı zamanda yazarın tarafını ve öyküden beklentilerini de belirler. Bir anne kız vedalaşmasını anlatacak öykücü için annenin bakışı seçilirse öykünün farklı, kızın gözünden anlatılırsa farklı bir hâl alacağı açıktır. Yazar hangi duyguyu vermek istiyorsa o anlatıcıyı seçer. (29)
Öyküde temel tartışma konularından birisi anlatıcının kim olduğudur. Yazar öyküsünü yazarken yukarıda anlattığımız bilgiler ışığı altında bir tercih yapacaktır. Şimdi de bu tercihleri inceleyelim.
  1. Birinci Şahıs (Ben) Bakış (İçten Bakış) Açılı Anlatım:
Bu anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi, daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Bir insanın sahip olduğu veya olabileceği bilme, görme, duyma, yaşama imkânları ile sınırlıdır. Her zaman kendi yaşadıkları, bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır. Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikâyeler, çoğunlukla "otobiyografik" karakterlidir. (30)
"Sıradan insanların yüzyılı" olarak kabul edilen XX. yüzyıldaki değişiklikler sonucunda roman yazarları kendi inanç ve değerlerini özgürce ifade edebilecek başka anlatım yöntemleri aramaya başlar. Sonuçta "romanda yazarın egemenliğini ortadan kaldırmanın en kesin yolu" olarak olayları onları yaşayan ya da tanıklık eden kişilere anlattırma görülür.Böylece "ben" veya kahramanın ağzından anlatım ile ona bağlı bakış açısı yaygınlaşır. (31)
Romanda anlatıcı sesin konumu ve rolü konusunda en fazla düşünce üreten yazarların başında gelen Henry James’e göre “artık yazarın bakış açısı terk edilip karakterin bakış açısı benimsenmelidir.” Henry James, metinde yazarın egemenliğinin sona ermesini ve anlatıyı, olayı yaşayan insanlara anlattırmanın daha gerçekçi olacağını ileri sürmüştür. Ona göre yazar, anlatıda olabildiğince geri çekilmeli, karakterin bakış açısı odak olmalıdır. Böylece kişilerin içsel serüvenleri başarıyla anlatılabilir. (32)
Roman sanatında James’in en sakıncalı bulduğu uygulama, romanın sahnesinde yazarın kendisinin de görünmesi, yorumları ve değerlendirmeleri ile varlığını açık açık belli ederek gerçeklik duygusunu bozmasıdır. James için gerçeklik, yazarın elindeki konuyu işin içine kendi düşüncelerini, yargılarını katmadan, olup bitenleri niteliklerini çarpıtmadan dürüst ve tutarlı bir biçimde sunmasıdır. (33)
Henry James, bu tartışmalarda hep “gösterme”yi önemsemiş, dolaysız anlatımı savunmuştur. Hatta giderek anlatının diyaloglara yaslanmasını önermiştir. Çünkü diyaloglara yaslanan anlatılarda, anlatıcı silikleşir anlatıma nesnellik hâkim olur. (34)
En yaygın anlatım tercihi olan birinci şahıs anlatımda; anlatıcı, yaşadığı bir olayı, bir izlenimi, bir tanıklığı kendi ağzından bize anlatır. Yani anlatıcı, anlattığı öykünün içinde bir yerlerdedir. Ama anlatıcının öykünün bizzat kahramanı olması gerekmez. Anlatıcı, öykünün önemsiz bir kişisi de olabilir. Böylece tanıklık ettiği olayı, kişi ya da kişileri okura anlatır. Ama her durumda bu anlatıda okur, anlatıcının duygu ve düşüncelerini, zihinsel serüvenlerini izler. Birinci şahıs anlatımda genellikle okur, anlatıcı ile yazarı özdeşleştirir ve anlatıcının bizzat yazar olduğu yanılgısına düşer. (35)
Ben anlatıcı tipli yazılarda değerlendirmeler yapan, gözlemleyen, kendi penceresinden anlatan anlatıcı böylece olayların kendi dünyasına yansımalarını okura aktarırken kendi psikolojisini algılama biçimini, olayların ruhundaki izlerini, kendine özgü değerlendirme biçimin yansıtır. (36)
Kahramana ait bir bakış açısıyla "ben"in ağzından bir anlatım da gerçeklik duygusunu arttırdığı için kolayca kabul görmüştür. (37) Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir. (38)
Balzac "Vadideki Zambak" romanının önsözünde şöyle der:
"Ben, demek yazar için tehlikelidir. Okur kitlesi sayıca artmasına karşın, bilinçlenme aynı oranda artış göstermez. (...) Bugün bile hala pek çok insan, roman kişilerine verdiği duygular nedeniyle, yazarı suç ortağı yapma gülünçlüğüne düşer. Eğer yazar 'ben' diyorsa, hemen hemen herkes onu anlatıcıyla karıştırmak eğilimindedir."
Birinci şahıs anlatımın kullanıldığı önemli anlatı türleri; İç Monolog, İç Çözümleme ve Bilinç Akışı metotlarıdır.
İç Monolog Tekniği: İç monolog, birinci kişi adılıyla gerçekleştirilen bir anlatıda serüven zamanı ile anlatı zamanı arasında her türlü uzaklığı düşsel olarak ortadan kaldırılışıyla kurulan bir bağlantıdır. Kahraman, yaşadığı bu olaylar oluşurken anlatır.” (Michel Butor)
Bu tarz, zihinsel seyrin grafiğidir bir bakıma. Zihnin herhangi bir durumda algıladıklarını, çağrıştırdıklarını kaydederek oluşturulan bilinç akışı yaklaşımı birinci şahıs anlatımın kullandığı önemli bir öyküleme biçimidir. (39)
İç konuşma tekniğinde yazar aradan çekilir, aktarma görevini bırakır; okura öykü kişisinin zihnini bir sinema gibi seyrettirir. İç konuşma tekniğinde gramer bakımından düzgün, sentaks kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır.
İç Çözümleme Tekniği: Bu anlatım tekniğinde anlatıcı araya girerek kahramanın duygularını, düşüncelerini okura aktarır. (40)
Bilinç Akışı Tekniği: Kişinin aklından geçenlerin birinci kişi ağzından yansıtılmasıdır. Bu teknikle yazar; kahramanın, hayatı, nesneleri, etrafında gördüğü şeyleri nasıl algıladığını, bir bilinç yansıması eşliğinde aktarır. Derin, soyut ifadelerden meydana gelir. Bilinç akımı tekniğinde karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Ayrıca gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir. (41)
Örnek Metin:
“Ben bir ağacım, çok yalnızım. Yağmur yağdıkça ağlıyorum. Allah rızası için kulak verin şu anlatacaklarıma. Kahvelerinizi için, uykunuz açılsın, bana cin gibi bakın da size niye bu kadar yalnız olduğumu anlatayım." (42. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı)
 
  1. Üçüncü Şahıs (Tanrısal=O) Bakış Açılı Anlatım:
Üçüncü şahıs anlatımda (tanrısal anlatım) her şeyi bilen ve gören bir anlatıcı söz konusudur. Anlatıcı, öyküye giren her şeye hâkim bir pozisyondadır. Kahramanın duygularını, düşüncelerini, bilinçaltı gelgitlerini bilir ve bu üst bakışla olayları bize aktarır. Kısaca üçüncü şahıs anlatım “O”nun yaptığı dışarıdan bir anlatımdır. Tanrısal anlatımın en belirgin özelliklerinden biri, anlatıcı/yazarın her şeyi bilmesidir. Yazar/anlatıcı tüm anlatımın içindedir. Herkesin ne düşündüğünü, ne hissettiğini, neyi niye yaptığını en ince ayrıntısına kadar bilir, olan ve olacak olan hiçbir şey onun için meçhul değildir. (43)
Üçüncü kişili anlatılarda "o" her şeyi bilen konumundadır ve bakış açısını taraflı veya tarafsız bir biçimde belirleme imkânına sahiptir. (44)
Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona "yazar-anlatıcı" da denilir. Zaman zaman okuyucu ile diyaloga girmekten, onlarla sohbet etmekten ve onlara yol göstermekten geri durmazlar. (45)
Hâkim (tanrısal, ilahi, olimpik) bakış açısı (omniscientpoint of view) kullanımı en eski kavramlardandır. "Fielding'in geliştirdiği tanrısal bakış açısı, daha çok, yazar ile okuyucunun birtakım ortak değerlere, inançlara sahip bulundukları toplumsal ortamlarda geçerlidir. Böyle bir anlatım yönteminin kullanılabilmesi için yazarın, anlatıcısının ağzından ileri sürdüğü görüş ve düşüncelerin okurlarca da benimseneceğine, paylaşılacağına güvenmesi gerekir, çünkü bu yöntemle anlatılan romanlarda yazar-anlatıcı ile okuyucusunun olaylara aynı gözlerle ve aynı anlayışla bakmaları beklenir." (46)
Hâkim bakış açısıyla her şeyi gören ve bilen bir anlatıcı okura çok aşinadır. (47)
Örnek Metin:
"Küçük Hasan hiçbir şey düşünmeden ilerliyordu. Ne evde kendisinin dönmesini bekleyen iki küçük kardeşi ne de dört saat uzaktaki nahiye merkezinde hizmetçilik yapan anası bu anda aklında değildi. Ayranını satıp satamayacağını da düşünmüyordu. Kafasında yalnız bir şey vardı: Bu yolu tekrar yürümek, geri dönmek mecburiyeti...
Uzun bir ağlamanın sonundaymış gibi içini çekti. Maşrapayı tuttuğu sol elinin çatlaklarla örtülü üst tarafı ile burnunu sildi. Gözlerini ileri çevirince istasyona yaklaştığını gördü..." (48. Sabahattin Ali, Ayran)
 
  1. İkinci Şahıs (Sen/Siz) Bakış Açılı Anlatım:
Birinci ve üçüncü tekil şahıs anlatıya göre daha az kullanılan ikinci şahıs anlatımda (“sen/siz anlatım”) ise anlatıcı ses, kahramana bir ayna tutmakta, onun bilincine girmekte, kahramana kendisini anlatmaktadır. Burada anlatıcı, karşısındakinin bütün zihinsel durumlarını, hayatını, hayata bakışını bilmekte ve kahramanın öyküsünü ona ve okura anlatmaktadır. Bu onun konuşmak isteyip de konuşamadığı iç sesi, yüzleşmenin sesi gibidir. İfade ettiği, etmediği duyguları, izlenimleri onun yüzüne açık etmektedir. İkinci şahıs anlatımda geçmiş, gelecek, içinde bulunan an iç içedir. Bu anlatımda hem birinci tekil şahısın hem de tanrısal anlatımın imkânları kullanılabilmektedir. (49)
İkinci kişili anlatıcı ve bakış açısı ile yazılan eserlerde olay, anlatıcı tarafından birine sürekli "sen/siz" diye hitap edilerek onun bakış açısıyla yansıtılır. (50)
Matt Delconte, ikinci tekil şahıs anlatımın, anlatan kişi ile değil dinleyen kişi ile tanımlandığını belirtikten sonra, anlatıcı, öykü kahramanı ve dinleyici üçlüsünün arasındaki ilişkilerden yola çıkarak, “sen” anlatımının muhatabının sadece öykü kahramanı olmadığını aynı zamanda “dinleyici” olduğunu tespit eder. (51)
M. H. Abrams A Glossary of Literary Terms adlı eserindeki bakış açısı maddesinde ikinci kişili bakış açısına şöyle yer verir: "Bu tarzda hikâye anlatıcı tarafından anlatıcının sen veya siz ifadesiyle adlandırdığı bir kişiye hitap şeklinde anlatılır. Anlatımın bu formu geleneksel kurgunun pasajlarında tesadüfi bir biçimde ortaya çıktı, fakat sadece XX. yüzyılın ikinci yarısında güçlü bir biçimde yer buldu, sonra nadiren görüldü, etkisi bir virtüöz performansıdır"  yani sıra dışı büyük bir yetenek işidir. Bu anlayışın ardında yüzyıllar ötesine dayalı geleneksel anlatıcı alışkanlıklarının etkisi vardır. (52)
Brian Richardson ikinci kişili anlatımı tanımlama ve sınıflandırma yoluyla sistemleştirmiştir. Richardson, ikinci kişili anlatımı standart, varsayımlı ve ototelik olarak üçe ayırır.
1) Standart (standard): İkinci kişili anlatımın standart tipi yazarlarca çok yaygın bir biçimde tercih edilmemesine rağmen, var olan örnekler büyük ilgi görür. Standart ikinci kişili anlatıcının belirgin niteliği protagonistin (asıl güç) "ben" veya "o"dan ziyade "sen/siz" şeklinde tanımlanmasıdır.  Bu türün klasik örneği Michel Butor (1926-)'un Türkçeye “Değişme” (1973) adıyla çevrilen La Modification (1957) adlı eseridir.
2) Varsayımlı/Farazî (hypothetical): Bir konuda temel bilgiler edinmek isteyenlerce kullanılan rehber kitapların basit ve kolay bir üslûbu vardır. Varsayımlı ikinci kişili anlatımda bu tür kitapların anlatım tarzı kullanılır. Böylece bilgiye dayalı üsluba edebî bir karakter kazandırılır. Lorrie Moore (1957-)'un hikâyeleri bu kategoridedir.  
3) Amacı kendi içinde olan/Ototelik (autotelic): Bu tarz anlatımın özelliği doğrudan okuyucuya veya anlatı dâhilindeki hayalî/kurgusal kişiye/dinleyiciye seslenilmesidir.
İkinci kişili anlatıcının bir başka seçenek olarak sunulması, tercih edilmesi gelenekselin dışına çıkmakla ilgilidir. Öte yandan dil ve anlatımın imkânlarını zorlayarak farklı bir bakış açısını deneme içgüdüsü de önemlidir. (53)
İkinci kişili anlatıcı tipini kullanan yazarlar eser verirken yenilik getirme çabası içindeki avangard isimler olarak nitelendirmek mümkündür. (54)
İkinci kişili anlatıma 1990'lı yılların başına kadar teorik çalışmalarda ayrıntılı ve yoğun bir biçimde rastlanmaz. Günümüze doğru geldikçe modern ve postmodern metinlerin varlığına bağlı olarak ikinci kişili anlatıcının kullanımında artış görülür. (55)
İkinci kişili anlatıcı ve bakış açısı konusu, Türkçede Türk Edebiyatı'ndan da seçilmiş örneklerle birlikte, kapsamlı bir biçimde ele alınıp incelenmiş değildir. (56)
Örnek Metin:
"O sırada bakışlarında tatlılık olmadığı bir gerçek, ama sabahleyin onun da kalkması gerekli miydi sanki, evvelce konuşmuş olduğunuz gibi, pekâlâ tek başınıza yapardınız işinizi, nitekim, çok kez, çocuklarla birlikte yazlığa gittiklerinde becermiştiniz, ne var ki kendisinin evde olduğu zamanlarda bu türlü işlerde size hiç güveni yoktur, varlığının sizin için vaz geçilmez olduğunu sanır, sizi de buna inandırmak için..." (57. Michel Butor'un La Modification, Değişme)
 
d) Gözlemci Bakış Açılı (Ben veya O) Anlatıcı (Dıştan Bakış):
Anlatıcı, öykünün bir kahramanı değildir. “Dış odaklanma” adıyla da bilinen bu bakış açısı, yalnızca kahramanların sözlerini, jestlerini ve eylemlerini aktarmaya yarar. Onları yalnızca sözleriyle, yaptıklarıyla ve davranışlarıyla tanıtır. Onların düşüncelerini de bilemez. Gördüklerini de değiştirmeden betimler. Okura kendi fikrini de açıklamaz. (58)
Dış dünyada olup bitenleri, sadece izlemekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini tarafsız bir gözle okuyucuya nakleder. Bir "yansıtıcı" konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme, görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi, kahramanların ruh hallerine de yetişemez. Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır. (59)
Anlatıcı, olup biteni kamera sessizliğiyle arkadan izler. Ne öyküyü ne de öykü kahramanlarını etkiler. (60)
İlahi bakış açısına benzemekle beraber, gözlemci anlatıcı herkesin beynine giren her şeyden haberdar, her düşünceyi okuyan her duyguyu ve planı bilen hâkim bir bakış açısına sahip değildir. (61)
Bu yöntemde olaylar dışarıdan görüldüğü biçimiyle nesnel bir tarzda aktarılır. Olaylar bize anlatılmıyor da kişinin gözünün önünde oluyormuş izlenimi verilir. Kişilerin duygu ve düşünceleri eylemlerinden çıkartılır. Kişiler ve iç dünyaları ile ilgili kendi söyledikleri ve davranışlarını dikkatle izleyerek bir fikir sahibi olunabilir. (62)
Örnek Metin:
"Bu Nihat eskiden böyle değilmiş. Annesi de böyle değilmiş söylediklerine göre, dokunsan kırılacak türden, dağlalesi gibi incecik bir kadınmış. İşte, pazaryerine bakan o geniş avlulu evde yaşarken babaları olacak adam günün birinde birdenbire bırakıp gitmiş bunları. Neden gitmiş bilmiyorum, bana işin bu yanını hiç anlatmadılar. Konu buraya gelip dayandığında, hüzünlü hüzünlü çalkalanan büyük bir iştahla o evin bulunduğu yöne doğru bakarak hep kadının güzelliğinden söz ettiler daha doğrusu. Güzelliğinin yanı sıra, melekler kadar iyi oluşundan söz ettiler sonra; dürüstlüğünden, sessizliğinden ve kibarlığından söz ettiler. Öyle ki, sonunda, adam sanki kadının bu özelliklerine dayanamayıp kaçmış gibi oldu benim gözümde. Ne bileyim, belki de gerçekten öyledir; gün gelmiş, bir kadının bu kadar iyi, bu kadar dürüst ve kibar oluşuna dayanamamıştır. Dayanamayınca da, ulan iyiliğin bu kadarı da fazla be, bu kadarı da fazla, diye almış başını çekip gitmiştir.
    İşte böyle, her gün bir başka sokakta sürermiş bu koşuşturma.
    Dediklerine göre, bugün de buradan geçeceklermiş.
    Bak işte geçtiler, bak işte, gördün mü? ( 63. Hasan Ali Toptaş, Nihat)
 
e) Çoğulcu (Karma) Bakış Açısı ve Anlatıcıları:
Anlatıcılardan iki veya daha fazlasının aynı eserde kullanılması tarzıdır. Asıl çoğulcu bakış açısı, tek bir anlatıcının esas olduğu eserde, olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açılarına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Bu tür bir tavır, (X) olayının okuyucuya takdimini daha çok inandırıcı hale getirecek ve okuyucuyu tek bir anlatıcının esiri olmaktan kurtaracaktır. Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı'nda çoğulcu bakış açısı yöntemi kullanılmıştır. (64)
Modernistler aynı anlatıda birden fazla bakış açısı kullanarak öykünün anlatım imkânını daha da genişletmişlerdir. Bu metinlerde bakış açıları değişerek herkes kendi açısından durumları, olayları, duyguları aktarır. Öykünün ana vurgusunu her anlatıcı kendi açısından değerlendirir, aydınlatır. Böylece okur, olayı farklı açılardan da görmüş olur. Birden fazla bakış açısı, odak dağılımına neden olmaksızın aynı etkiyi derinleştirmek için kullanılırsa, anlatım daha da zenginleşmekte, çok boyutlu hâle gelebilmektedir. Ancak, tek etki kuralı ihlal edilirse, bir kolaj, etkisiz bir yama olmaktan öteye gidemez. Aynı öyküde birden fazla bakış açısı kullanıldığında ilk elde metnin imkânları zenginleşir, ama bu yaklaşımla sağlanmak istenen fayda, zaman zaman bir olumsuzluğu beraberinde getirir. Bakış açısının sürekli değişmesiyle okurun kafası karışır ve metinden kopar. Böylece okurun algılama ve anlama sürecini zorlar. Bu anlamda öykücü bütünlük, tek etki ve odak ilkelerini göz önünde bulundurmak durumundadır. (65)
Yine bu anlatılanlara ek olarak modern kurmacalarda anlatıcının sesiyle, karakterin kendi kendine konuşması iç içe geçmiştir. Aynı paragrafta hem üçüncü tekil şahıs anlatılır (anlatıcı ses) hem de karakter kendi kendine (iç ses) konuşur. (66)
 
4. Anlatıcının Görevi:
Anlatıcının öyküdeki görevi, sadece öyküyü anlatmak değildir. Gerard Genette, Roman Jakobson'un dilin çeşitli işlevlerini gösteren şemasından esinlenerek, anlatıcıya bazı görevler daha yüklemiştir.
  1. İletişim Kurma Görevi: Anlatıcının öyküdeki görevlerinden biri olan "iletişim kurma görevi", Çukan'da kendini iyice hissettirir. Anlatıcı, okurla iletişim kurmak ve kurulan iletişimi sürdürmek için, doğrudan doğruya okura hitap eder. "Zaten gizlendiği dağlara baktığınız zaman, onun neden yakalanamadığının mantığını az çok anlayabilirdiniz."
Sabahattin Ali'nin "Değirmencinde anlatıcı, daha ilk cümlede okur ile iletişime geçer ve ona "adaşım" diye hitap eder:
"Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?" diyerek başlar öyküye. (67)
  1. İdeolojik Görev:  Anlatıcı, ülkenin sosyoekonomik durumunu gözler önüne sermek, ders verici bazı sözler aktarmak için olayların gidişatını durdurabilir.
Örneğin “Ölüm Oyunu”nda anlatıcı şöyle demektedir: "Kan davası öyle bela, ölümcül bir oyundu ki, insan kumar kâğıdı yerine, kanını sürerdi oyuna…" (68)
 
Dipnotlar
1.Yusuf ALTINSOY,  Anlatmaya Bağlı Edebi Metinlerde Bakış Açısı, Metinlerde Anlatım, www.edebiyatname.com
2.Şehamettin Kuzucular, Anlatıcı ve Bakış Açıları,
3.Yusuf ALTINSOY,  a.g.m
4.Şehamettin Kuzucular, a.g.m
5.Necip Tosun, Öyküde Anlatıcı Ses, Hece Öykü, Ekim-Kasım 2001
6. Meral Demiryürek, Kurgusal Metinlerde İkinci Kişili Anlatıcı ve Bakış Açısı, FSM İlmî Araştırmalar, İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Sayı: 2, Yıl:2013, Güz, İstanbul
7.Necip Tosun, a.g.m.
8. Şehamettin Kuzucular, a.g.m.
9. Şehamettin Kuzucular, a.g.m.
10. Necip Tosun, a.g.m.
11.Meral Demiryürek, a.g.m.
12.Necip Tosun, a.g.m
13.Meral Demiryürek, a.g.m.
14.Necip Tosun, a.g.m.
15. Necip Tosun, a.g.m.
16. Gérard Genette, “Anlatı Türleri”, Mehmet Rifat, XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, YKY, 3. Baskı 2005, ss. 247-248
18.Mustafa B. Yalçıner, a.g.m.
19.Necip Tosun, a.g.m.
21. Mustafa B. Yalçıner, a.g.m.
22. Şehamettin Kuzucular, a.g.m.
23. Seymour Chatman, Öykü ve Söylem, De ki Basım Yayım, 1. Baskı 2008, s. 143-144
24. Meral Demiryürek, a.g.m.
25. Necip Tosun, a.g.m.
26. Şerif Aktaş Roman Sanatı ve Romanın İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara, 2005
27. Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ, Anlatıcı" ve "Bakış Açısı" Bağlamında Halikarnas Balıkçısı'nın Deniz Gurbetçileri Romanı, Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/16 Fall 2015, p. 97-10, Ankara
28. Necip Tosun, a.g.m.
29. Necip Tosun, a.g.m.
31. Meral Demiryürek, a.g.m.
32. Necip Tosun, a.g.m.
33. Ünal Aytür, Henry James ve Roman Sanatı, YKY, 1. Baskı 2009, s. 59
34. Necip Tosun, a.g.m.
35. Necip Tosun, a.g.m.
36. Şehamettin Kuzucular, a.g.m.
37. Meral Demiryürek, a.g.m.
39. Necip Tosun, a.g.m.
42. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı, Yapı Kredi Yayınları, 2013, İstanbul
43. Necip Tosun, a.g.m.
44. Meral Demiryürek, a.g.m.
46. Meral Demiryürek, a.g.m.
47. Meral Demiryürek, a.g.m.
48. Murathan Mungan, Tren Geçti (Sabahattin Ali, Ayran), Metis Yayıncılık, 2017
49. Necip Tosun, a.g.m.
50. Meral Demiryürek, a.g.m.
51. Matt Del Conte, “İkinci Tekil Şahıs, Niye Konuşamıyorsun?” İle dergisi, Sayı: 14, Ocak/Şubat 2008, ss. 3-15
52. Meral Demiryürek, a.g.m.
53. Meral Demiryürek, a.g.m.
54. Meral Demiryürek, a.g.m.
55. Meral Demiryürek, a.g.m.
56. Meral Demiryürek, a.g.m.
57. Michel Butor'un La Modification, “Değişme”, (Çev. Mükerrem Akdeniz), İstanbul, Can Yayınları, 1991.
58. Mustafa B. Yalçıner, a.g.m.
61. Şehamettin Kuzucular, a.g.m.
62. Şehamettin Kuzucular, a.g.m.
63. Hasan Ali Toptaş, Nihat
65. Necip Tosun, a.g.m.
66. Necip Tosun, a.g.m.
67. Mustafa B. Yalçıner, a.g.m.
68. Mustafa B. Yalçıner, a.g.m.
 
Kaynaklar:
1.  Gérard Genette, “Anlatı Türleri”, Mehmet Rifat, XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, YKY, 3. Baskı 2005, ss. 247-248
2.  Hasan Ali Toptaş, Gecenin Gecesi, Everest Yayınları, 2017, İstanbul
3.  Matt Del Conte, “İkinci Tekil Şahıs, Niye Konuşamıyorsun?” İle dergisi, Sayı: 14, Ocak/Şubat 2008, ss. 3-15
4.  Meral Demiryürek, Kurgusal Metinlerde İkinci Kişili Anlatıcı ve Bakış Açısı, FSM İlmî Araştırmalar, İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Sayı: 2, Yıl:2013, Güz, İstanbul
5.  Michel Butor'un La Modification, “Değişme”, (Çev. Mükerrem Akdeniz), İstanbul, Can Yayınları, 1991.
6.  Murathan Mungan, Tren Geçti, Metis Yayıncılık, 2017
7.  Mustafa B. Yalçıner, Öyküde Anlatıcı, https://blog.milliyet.com.tr/oyku-uzerine-oyku-de-anlatici/Blog/?BlogNo=310228
8.  Necip Tosun, Öyküde Anlatıcı Ses, Hece Öykü, Ekim-Kasım 2001
9.  Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı, Yapı Kredi Yayınları, 2013, İstanbul
10. Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ, Anlatıcı" ve "Bakış Açısı" Bağlamında Halikarnas Balıkçısı'nın Deniz Gurbetçileri Romanı, Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/16 Fall 2015, p. 97-10, Ankara
11. Seymour Chatman, Öykü ve Söylem, De ki Basım Yayım, 1. Baskı 2008, s. 143-144
12. Şehamettin Kuzucular, Anlatıcı ve Bakış Açıları,
13. Şerif Aktaş Roman Sanatı ve Romanın İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara, 2005
14. Ünal Aytür, Henry James ve Roman Sanatı, YKY, 1. Baskı 2009, s. 59
15. Yusuf ALTINSOY,  Anlatmaya Bağlı Edebi Metinlerde Bakış Açısı, Metinlerde Anlatım, www.edebiyatname.com
16. https://www.liseedebiyat.com
17. https://www.turkedebiyati.org/anlatici-turleri-bakis-acilari.html
18. https://www.turkedebiyati.org/bilinc-akimi-teknigi