dönüp baktım ardıma
şiirler içinde uzanmış bir çocuk
avuçlarından kan damlıyor
yazık
ağlıyor durmadan
gecenin karanlığını ikiye bölüyordu sesi
utandım bakma
kalemime küstüm
kırıp attım bir köşeye diz çöktüm
gözyaşları damlıyordu
sokakların vurdum duymaz köşelerine
ta vicdanıma kadar geldi ıslandı bedenim
belki de bir taşa takılmıştı ayağı
nereden bilecektim
konuşmaya fırsat vermiyordu ki hıçkırıkları
burnundan soluyordu
elinden tutup kaldırdım yerden
şiirleri raflara koydum
ay tutuştu gözlerinde
yıldızlar düşmüştü gökyüzünden
rüzgar inler gibi olmuştu rıhtımda
ve durmadan geçiyordu önümüzden
dünden kalma sevdalar, şarkılar
sessizliği bozmuştu
yosun tutmuş taşların arasından gelen
kurbağa sesleri
bir bir bölünüyordu kulaklarımda
kül kedisinin ninni gibi gelen
masallarının izleri
nedense o gelmişti aklıma
sustuk
ayaz yerini almaya başlamıştı
gün içinde binlerce kez adımlanan
kaldırım taşlarının üzerine
saçlarında sonbaharın dökülen hüzün yağmurları vardı
korkuyordu
üşümüştü
yaşamak için ya da yaşatmak için
kağıt parçaları topluyordu
masumdu bakışları
ama yorgun gibiydi
sanki yıllanmış bir ihtiyarmış gibi
uzun uzun baktı gözlerime
ve beyaz bir güvercin gibi uçtu
ardına bakmadan kendi özgürlüğüne
ardından bakmaya utandım
sustum öylece
Mahsun Özkan