SÜRAHİ
Eski bardaklar gelir bazen. Seramiktir; kabartma desenli, gümüş veya çinko aksamlı... El yapımı... Yenisi yapılmıyor artık. Meraklısı, bizden alır. Bazıları içeceklerini geleneksel bardakta içmek için, bazıları da koleksiyon yapmak ve sergilemek için... Çok yüksek, astronomik fiyatlar söylemiyoruz... Tabii çok da ucuz değiller...
Son boşalttığımız evin babası 94 yaşındaydı ve o da kendi anne babasının evinde oturuyordu. Evin kilerinden, tavan arasından en az iki yüz yıllık eşyalar çıktı. Bir de sürahi... İlk defa rastlıyordum. İlk defa tarihî bardaklarla birlikte sürahi de vardı elimde...
Sabah geldi dükkâna, aynı gün, öğleden sonra alıcısı çıktı. Antikacı adam, daimi müşterimiz... "Ben bugün çok şanslıyım." diyerek sarıldı sürahiye.
-Gitmeden önce bir fotoğrafını çekebilir miyim?.. Dedim.
-Tabii... Çekebilirsin hatta bir hikâyesini, şiirini de yazabilirsin, dedi.
Adı Sandro Kosta... İtalyan... Benim şiir, hikâye yazdığımı bildiğini sanmıyorum. O, sürahiye sahip olduğu için o kadar mutluydu ki belki sadece espri yaptı.
-İçi dolu sürahi, "Ben doluyum" diye hava atmaz. İçindekini bardağa boşaltır hatta bunu yaparken, koskoca sürahi, bardağın önünde eğilir. Çok alçak gönüllüdür. Bilgisini, becerisini öğrencilerine aktaran öğretmen gibi, dedim.
Sandro, dediğimi anlamak için bir müddet düşündü. Sonra;
-Şiir miydi bu?.. Dedi.
Bana da sürahinin şiirini yazmak farz oldu.