-İsyankâr sözcüklerle kırbaçlansa da kâğıt
 Virgül gibi bükülen bir can’ındır bu ağıt-
 
Güneş veda ederken güne yüzünde peçe
Davetsiz bir yalnızlık divan durur el pençe.
Buutlardan buuda savrulurken ereğim,
Bir yetimin dudağı gibi titrer yüreğim.
 
Sevmesi  kolaymış da tutması çok zor imiş,
Aklın ortasında aşk üşüyen akkor imiş...
 
Hayâller eğirmiştik günün nabzı atarken,
Düşleri belemiştik beşiğinde yatarken,
Mil çekmiştik gözüne dörtnala koşan usun,
Dudaklarına mühür vurmuştuk her kâbusun...
 
Sevdanın duvağını açmaya yetmedi ân,
Heybesini yüklenip kaybolup gitti zaman...
Benimle doğan hayat içimde öldü şimdi,
O hayat ki kâh eşim kâh ikiz kardeşimdi.
 
Gökyüzü üzerime lime lime dökülür,
Yeryüzü her nefeste tabanımdan sökülür.
Belleğim kısır artık doğuramaz düşünce,
Ancak anladım bunu imgelerim düşünce.
 
Benim sevgim anamın sütü gibi ak idi,
Gönlünün doruğuna çıkan bir Burak idi.
 
Biliyorum yetmedi, yetmeyecek, yetmez hiç!
Senin sevdan önünde bir tek kuruş etmez hiç!
Ne ebrulu gerçekler ne de bir düş tüm artık,
En firari boşluğun avcuna düştüm artık...
 
Topukları nasırlı hayatı adımlarken,
Şebnemli sabahların gamzesine damlarken,
Seherler gözlerini umut ile açmıştı,
Kucak kucak turkuaz bir mutluluk saçmıştı.
 
Ne bir kez baktım sana ne de bir kez dokundum,
Ama her gün sevdanın tezgâhında dokundum.
Hakikat mi idin sen, çözemiyorum hâlâ...
Resmini hafızama çizemiyorum hâlâ...
 
Yürüdüğüm sokaklar her adımda keş olur,
Mekânlar bir kördüğüm yollar keşmekeş olur...
 
 Dut karası günlerim ne aydınlık ne de ak,
Yüzümde her tebessüm cüzzamlı hüzne tutsak.
Aklın hududundaki kıyısız uçurumun
En dibine gömüldü cesedi şuurumun...
 
Kâh tasadan kâh gamdan gebe kalır Düsseldorf,
Gözlerimden güneşi söküp alır Düsseldorf.
Ren nehri yanağıma buse bırakmaz artık,
Ak saçlı Alpler bile yüzüme bakmaz artık.
 
İmlâsız suskularım harflerden bulmaz fırsat,
Ses vermez Kızılırmak yönünü dönmez Fırat!
Kerbelâ duygularım ağıt yakar kendine,
Yol alamaz vuslatın gökkuşağı kentine...
 
Bırakma sakın beni son ışığımsın benim,
Dünyamı sarmalayan sarmaşığımsın benim...
 
Biliyorsun dilimde perçem perçemdir adın,
Hayatı  bakraç bakraç umuda sağan kadın.
Mülkü yağmalanırken içimdeki ülkenin,
Cismi bile silindi şehrimdeki gölgenin.
 
Bazen tüm denizleri çekilen bir adaydım,
Bazen de nakkaşlığa soyunan kör adaydım.
Sükûnet feryat etse kulağım sağır olur
Ve bazen nokta bile cüssemden ağır olur.
 
Bir defa açık kalsa ruhumun penceresi
Cehenneme çevirir cinnetin cenderesi!
Gönlümden alev alev ateşin teri akar,
Her damlası tenimde belki bin yeri yakar.
 
Elli yıl geçse bile zamanın sorgusundan,
Yarınlar düşük yapar dünlerin korkusundan.
Avuçlarımdan kayar avcundan tuttuğum ben,
Bazı zaman ismini ben de unuttuğum ben...
 
Bütün hücrelerimin derisi yüzülse de,
Hayat bir kartal gibi tepemde süzülse de,
Kalubeladan beri verilen söz aşkına,
Gözyaşını duayla silen öksüz aşkına,
 
-Kendimden geçerim de senden vazgeçmem asla,
 Ruhumu perçinledim ruhuna ihtirasla...-
 
Hüsnü Özdilek / Düsseldorf / Almanya