Söz...
Sahi neydi bu söz? Hikmetin kaynağı mı? Hikmetin kendisi mi? Yoksa, yoksa söz başka hikmet başka mıdır? Peki ya sözün hikmeti desek nasıl olur?
 
Evet sözün hikmeti! Hikmetlerin en yücesi!
Söz; bezm i elestte Sevgili'nin sunmuş olduğu bir merhaba'dır Aşık Paşa'nın deyişiyle.. Ne diyordu Aşık Paşa muhteşem beytiyle;
"Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm i yar
Öyle mest olmuşam ki gayrın merhabasın bilmedim"

 
Söz'ün başladığı an ikiliğin yani aşkın başladığı andır. Bir biz varız bir de O/Sevgili...Biz O'ndan haberdarız O bizden...

Sözün hikmetinin bu denli yüce olmasının sebebi Sevgili'nin bizlere söz ile hitap etmesiydi, merhaba demesiydi belki de...
Sözün hikmeti bu denli yüceyse sözün tesir bulmadığı gönülleri nereye koyacağız ? Eksiklik sözde/sözün hikmetinde midir yoksa muhatabında mıdır? Muhatabının gönlündedir elbette! Kalbiyle değil kulağıyla dinleyendedir eksiklik! Alemin bir kısmı, bizleri var eden Sevgili'nin sözlerini dahi idrak etmekten acizken, nasıl olur da biz kendi sözlerimizin idrak edil(e)memesine şaşarız?
Şaşmayacacaksın ey çamura bulanmış adem! Şaşmayacaksın!
Ademin ilmini görmeyip maddesine dikkat kesilen şeytanın ademe secde etmeyişi neyse, senin "Muhammed'den hasıl olan muhabbetini" anla(ya)mayanın hali de odur!
 
Aldırma gönlü seyretmekten aciz, siretten bihaber, suretin esiri olmuş bu mahrumların hallerine. Vazgeçme gönlünün sesini duyurmaya çalışmaktan.
Usanma!
Yorulma!
Yürümeye devam et. 
Gönlünün sesini, sözünün hikmetini duyacak birileri çıkacaktır karşına... Velev ki (Muradullah gereği) kimse çıkmadı; üzülme ey adem sakın üzülme, öyle bir Sevgili'nin muhattabısın ki sen, O senin her halinden haberdar, sen O'na ne kadar uzak olursan ol O sana hep (en) yakın...!
Var sen; anlaşılma kaygısından biraz olsun sıyrıl da O Sevgili'yi anlamaya bak!
Yüzün, gözün çamura bulanmış halde...