SOYLU ÇEHRELER - 3  
 
“Güzellikler hafızada toplanıyor.” Diyordu Sait Başer Hoca’m… “Yolumuzu aydınlatan ışıkları hafızayla takip ediyoruz.”  “Önümüze hafızayla bakıyoruz ve gördüklerimiz ya mutluluğumuz olarak bizi buluyor ya da….”  Diyerek devam ediyordu bir sohbetinde.
   Üzerinde düşünmeye, tefekkür etmeye/akl etmeye davet vardı sohbetin genel seyri içerisinde…  Hafıza kavramının sadece güzellikleri çağrıştırdığını, olumsuzlukları hatırlasak bile merkezinin hafıza olmadığını düşünmeye başladım. Hatta hafızamı yoklama teşebbüsünü defalarca tekrarladım. Evet, evet güzellikler daha baskın göründü. Acılar silik, acı ama soluk bir tonda arz-ı endam etti çoğu kez. Konuyu şahsilikten çıkarıp toplumsal hafızaya nakledince de mevzunun hikmetini yakalamış oldum.
    Devamında “Yolumuzu aydınlatan ışıkları…” ifadesinin ardına düşünce “Yolumuzu Aydınlatan Soylu Çehreler”  zihnime geliverdi. Kimler yolumuzu aydınlatmıştı? Kimler hafızamızda bu paye ile yer tutuyordu? Kendi kendime sorup aramaya başladım. Tabi çok aramadım, çünkü ışıklar bir bir yanmaya başlayıverdi. Benim Kutup yıldızlarım kimlerdi? Kimlerin ışıl ışıl gözlerinden beslenmiş, ders ve sohbetinden feyz alarak yolumu aydınlatmıştım? 
   SÖZ VADİSİ şiirimde bunu şöyle ifade ettiğimi hatırlıyorum. (Güzellikler hafızada toplanıyor değil mi?)                 “En parlak yıldızın tuttum peşini,
                                                   Bir an söndürmedim aşk ateşini,
                                                   Ufuklara vurgun ümit kuşunu,
                                                   Yorgun kafesinden saldığım oldu.”
   Gönlümün, hayatımın kutup yıldızlarından birincisi Hafız Ali Osman KARAHAN Hoca’mdır. Yalvaç deyişiyle Hâfızağa’mız... Daha çocuk yaşımda aydınlatmaya başladı yolumu Hâfızaa’m. Komşumuz olması, yakından ve erkenden ışık almamızda birinci etken oldu. Hem de ne ışık. Gökkuşağı renkleri ile bezenmiş, çocuk yüreğimi sarıp sarmalayan ve üzerimde maneviyat adına ne varsa hepsine temel olacak bir ışık demeti…
    Kışları soğuk, yürekleri sıcak, yazları sıcak mı sıcak, yürekleri serin meltemlere alışık Yalvaç’ın ve Yalvaç insanının yürek hamurunu 60 yıldır yoğuran bir yerel önderdir Hâfızaa’m… 1930 yılının, bağ bozumunda doğduğu dikkate alınırsa 85 yıllık dolu dolu, bereketli, feyizli bir ömürle Yalvacımızın manevi havasını doldurmuştur.
    Mübarek insanlardan Hafız Fevzi Efendi’nin, Leblebiciler Mahallesi Camiindeki tedrisinde ulaştığı Hafızlık mertebesini, sosyal bilimlerle destekleyip ve İslamı  “Asrın İdraki”ne söyleten bakışın ardına düştüğünde karşısına çıkan Risalelerin hizmetkârıdır. Risale Hâdimliğini sosyal olayların ve yapacağı hizmetlerin şemsiyesi olarak perçinleyen bir İnsan Mühendisidir, Ruh Mimarıdır Hâfızaa’m.
      Kendisine tevdi edilen kutlu vazifeyi, kemiyet olarak değil de keyfiyet olarak deruhte etmenin önemini idrak ile genç yaşta önderlik payesiyle şereflenmiştir.  Nicelik değil nitelik uğrunda emek ve göz nuru harcamıştır manevi atmosfere katkı sunmak için…
    1970’li yılların başıydı. Lise 1. sınıf öğrencisiydim. Bir Münazara konusu için yardımına müracaat ettiğimde, elime, büyük fikir adamı rahmetli Nurettin TOPÇU’nun HAREKET Dergilerinden birkaçını tutuşturuvermişti. Münevverce bir hayat bu olsa gerekti. O yıllar itibariyle kurak bir kültür iklimine sahip Yalvacımızda bir imamın HAREKET Dergisi aboneliği başka nasıl açıklanabilir ki…
    Bir insanı değerlendirirken YAPTIKLARIYLA (iş-amel-fiiliyat), ÜRÜNLERİYLE (yazılmış ciltler – gök kubbede hoş sada sohbetler – yetiştirdiği talebeler), ESERLERİYLE (yeni Mahalle Camisi-Kur’an Kursu-İmam Hatip Okulu - yurt/aşevi/sohbet odası/mezarlık yeri-çevre duvarı bakımı) değerlendirmeli değil mi ? Bütün bunlar Hâfızaa’mın hayatında yer alan, hayır hasenat işlerinde öncülük yaptığı, bizzat emek verdiği birçok önemli işten sadece bir kaçıdır. Yetiştirdiği talebenin haddi hesabı yoktur. Tedrisinde bulunmuş, sohbetinden feyiz almış, dizinin dibinde oturup çay içmiş çok değerli bir kadronun da hocasıdır Hâfızaa’m. Bu kadrolar içinde bakan, milletvekili düzeyinde, bürokrat/yönetici kademelerinde, ilim çevrelerinde ve iş adamları sadedinde onlarca isim sayabilirim. Mahallenin çocukları olarak bizler, Yalvaç’ın tüm mahallelerinden gelen diğer çocuklarla can ciğer kuzu sarması isek, temelinde Hâfızaa’mın “medirse” sinden tanışıyor olmamızın etkisi vardır. Yoksul ama zeki, muhtaç ama hevesli köy çocuklarının da hamisidir Hâfızaa’m. Onlara öğrenim bursu temin eder, barınma ve çalışma fırsatları sunar, benzer durumlar için referans ve kefillik deruhte eder. “Hâfızaa’ mın Medirsesi” nde tanışıp buluşanlar sade biz çocuklar değiliz. 7’den 77’ye her yaştan misafiri vardır bu medresenin. Günün her saatinde ziyaretçi bulunurdu medresede. Kendi eliyle yemekler yapar (Büber dolması dâhil), çaylar/kahveler ikram ederdi misafirlerine Hâfızaa’m. Çayı demlemeden önce yıkamasını ondan duyup/öğrenmiştik desem abartmış olmam. O derece yani…  
     Yapılacak işlerdeki zorlukları tevekkülle karşılar, muhalefet edenlere güven ve moral aşılar. İşlerin çözümü ve tez zamanda tamamlanması için yollara düşer. Özellikle İstanbul’daki Yalvaçlıları devreye koyup nice hizmeti hayata geçirir. Dinlediğim bir hatırayı da zikretmemim tam sırası galiba. Kaş mahalle Mezarlığının çevre duvarı yapılacaktır. Öncülerin gözünde bu iş zordur, yeterli finans yoktur, konu komşudan toplanacak hamiyetin de miktarı cılızdır. Kara kara düşüncelerin, moral bozucu değerlendirmelerin uçuştuğu bir ortamda, ılık meltemler hissedilmeye başlar. Görünmez bir el, konuya el atmış, İstanbul’un yolunu tutmuş ve yüklü bir yardım paketiyle dönmüştür. Bu görünmeyen eli tahmin ettiniz tabii ki. Bu hatırayı rahmetli babamdan dinlemiştim, Sait KARAHAN Hoca’dan da teyit ettim. Daha pek çok konuda görünmeyen el olmanın hazzı, hep Hâfızaa’nın olmuştur. Sonradan paylaştıklarına da muttaliyim. Mesela ilk İmam Hatip Okulu binasının yapımında… Yine İstanbul’daki Yalvaçlılar…
     İnsanın toplum içindeki varlığı, yapıp ettikleriyle farkındalık oluşturuyor. Böylece de “Hasene Defteri” kapanmadan size eşlik ediyor. Bu değerlendirme ise Hâfızaa’mı tam olarak tarif ediyor.
     
     O münzevi bir aksiyon adamıdır. Her yerde vardır, hiçbir yerde göremezsiniz.
     Her adımında “Allah Rızası”nı gözettiğine cümle yaran şahittir. Hiçbir kâr zarar hesabı yapmamıştır. Dünyalık derdinde olmamış, küpünü doldurma aç/açıkgözlülüğü asla yaşamamıştır.
     Bağırmadan, alçak sesle konuşur. Konu hak ve imanı hakikatler olunca bütün yüreğiyle haykırır.
     Boş konuşmaya yönelmez, kelime israfı yapmaz.
     Bir tutarsızlığına rastlayan yoktur. Kalp kırdığını gören yoktur. ”Hayır” demeyi en güzel ifadeyle, en kararlı biçimde söyler. İlkeli bir uysallığın sahibidir.
     Yaptığımız bir yanlışı kırıp dökmeden, suratımıza çarpmadan, değme psikolog ve pedagoga taş çıkartacak ustalıkla “Ay fikirsiz, o heç öle mi oluu?” ambalajı içinde, fikirli olmamız gerektiğine vurgu yaparak söyleyiverir. Hali vakti eh işte ama asil, çaresiz/yalnız ama güçlü, mülayim ama kararlı, kederli ama ümit ve azim yüklü çizginin ezel/ebed yolcusudur.
     O tek başına bir Sivil Toplum Kuruluşudur.
     Yalnız başına kurumsallaşmış bir irfan kadrosudur. Kendi başına kurumsallaşırken dünyevileşmemiş, toplum içinde kalırken de münzevileşmemiş bir denge insanıdır.
     Bu yüzden etkilidir.
     Bu yüzden sevilir, sayılır.
     Bu yüzden mihverdir. Hz. Mevlana’nın pergel ifadesindeki merkezdir. Merkez İslam’dır, iman davasıdır.
     Bu yüzden “Yolumuza ışık tutan”  Soylu Çehrelerdendir Hafız Ali Osman KARAHAN…
     Yalvaç’ımızın Hafızası / Hâfızağa’sı… Sağlıklı bir ömür niyaz ediyorum.
 
     Mahmut TOPBAŞLI