Her şair, başka bir söyleyişle ve başka yaşanmışlıklarla kaleme alır şiirini. Bu başkalığı, özgünlüğü; oluşturduğu imgelerle, söz sanatlarıyla ve bunlardan da önemlisi etkili söyleyişiyle var edebilir. Şair, dil aracılığıyla, malzemesi duygu, düşünce, hayal, yaşam ve insan olan eserini, bütün bu malzemelerden ustaca yararlanarak ortaya koyar.
Bizim bir okuyuşta tattığımız bu estetik zevkin arkasında büyük bir emek ve birikim vardır. Şairin duygu ve düşünce dünyası, nice yaşanmışlık, kültürel birikim ve farklı bir duyuş düşünüş...İşte bütün bunlar, özel bir duyarlılıkla birleşir ve bir kuyumcu gibi dili işleme ustalığıyla dizeler, beyitler, bentler halinde sayfalarda yer bulur. Her sayfa, şairin ruh dünyasında ve yaşam serüveninde bir yolculuğa çıkmak gibidir. Kimi zaman bizim hikâyemizle, ruh dünyamızla kesişir okuduğumuz şiirin yolu. Dizeler akıp gittikçe, hiç yaşamadığımız, belki de yaşamayacağımız olay ve durumlara tanıklık eder ; hiç tanımadığımız, farkına varmadığımız insan hikâyeleriyle tanışırız. Şirin varoluşu bize de böylece var olanı keşfetmenin heyacanını ve farkındalığını yaşatır. Her şiir, yeni bir dünyanın kapısını aralar ya da sonuna kadar kapılarını açar o dünyanın. Sözü, güzel ve etkili söylemenin en güzel örneklerini okur ve o söyleyiş güzelliği bizim de söyleyişimize estetik kazandırır. Şiirin varoluşuyla dil güzelleşir, bakışımız zenginleşir.
"Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni"
(...) İlhan Berk , Ne Böyle Sevdalar Gördüm Ne Böyle Ayrılıklar
İlhan Berk'in bu şiirinde yer alan her sözcük- ceylan, su, çayır, zeytin, deniz- nasıl bambaşka bir anlam ve duygu zenginliği kazanıyorsa, bir başka şiirde de başka sözcük ve ifadeler ayrı bir zenginliğe kavuşur. Kimi aşk kokar, kimi hasret, kimi toprak, kimi yaşama sevinci... Kimisi bir çocuğun masum gülümsemesiyle, kimisi bir anne şefkatinin sıcaklığıyla, kimisi sevgilinin güzel yüzüyle var eder şiirini. Özgürlüğü, sevgiyi, hoşgörüyü, barışı, yaşama sevgisini abideleştirir şiirinde. Tıpkı Nazım Hikmet'in Yaşamaya Dair adlı şiirinde olduğu gibi:
"Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak."
(...) Nazım Hikmet
Bir çocuğun varlığının güzelliğini işler şiirine kimi şairler. Arif Nihat Asya'nın Çocuk adlı şiirinde dile getirdiği gibi:
"Böyle çıtır pıtır
Çıtırdamazdı ocaklar
Sen olmasan
Mırıl mırıl
Ninni bilmezdi dudaklar
Sen olmasan
Neye yarardı oyuncaklar
Sen olmasan
Ve soğurdu, yavrum, kucaklar
Sen olmasan."
Arif Nihat Asya, Çocuk
Sesler, kelimeler dans eder adeta şiirin estetiği ve şairce bakışın, şairce duyarlılığın var ettiği dizelerde. Öyle güzel dokunur ki her dize hayata, öyle güzel resmeder ki insanı, hayatı ve her şeyi! Sanatlarla, imgelerle bezeyip, bir de ahenkle akıcılık kazandırarak bir duygu, düşünce ve hayal zenginliğine davet eder okuru. Baktığımız gibi bakmadığı, gördüğümüz gibi görmediği için ve alışılagelmiş bir söyleyişle dile getirmediği için duygularını, bir başkadır şair duyarlılığı, bakışı... Örneğin; "salkım" sözcüğü bizde üzümü çağrıştırırken, bir şairin ruh inceliğinde bambaşka bir anlama bürünür ve bir duygunun ifade edilişinde güzel bir unsur olur:
" Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için
Yaşın yaşın ağlar mısın" Yunus Emre
( yaşın yaşın: gizli gizli)
Büyük ozan Yunus Emre, bu dörtlüğünde; "bulut" sözcüğünü, "salkım" sözcüğüyle yan yana getirip, bulutu kişileştirerek, acısını özgün bir söyleyişle dile getirmiş. Bizler salkımın çağrıştırdığı üzümü sadece yemeyi düşünürken, şair o üzüm salkımını, şiire nasıl yedireceğini düşünür. "Bulut" adeta şairin acısına ortak olmuştur. Şair, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı farklı bir duyarlılıkla dile getirdikçe bizler de, bu örnek dörtlükte olduğu gibi, yalnızlığımızı, acımızı, ve sevincimizi de şiirlerde ararız. Birçok duygunun tercümanı olan şairlerle, şiir yolculuğuna devam etmekten de heyecan duyarız. Bizlerde estetik zevk ve heyecan uyandıran şiir, hangi coğrafyada hayat bulursa bulsun, evrensel olanı, insanı ve hayatı kucaklayabilmişse sınır tanımaz. Şiirin sırrı, okuyanın gönlünde uyandırdığı heyecanda saklıdır. Bakışımızı zenginleştirip, duyuşumuzu derinleştirdikçe, ruhumuza incelik kattıkça, her coğrafyada yeşermeye, güzelliklere hayat vermeye devam edecektir.
"Yeşil pencerenden bir gül at bana
Işıklarla dolsun kalbimin içi
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut saçlarımda çiy"
Ahmet Muhip Dıranas, Serenad
5 Aralık 2017
Sevim Kınalı