Bir ömür meydanlarda kılıç sallayıp durdu
Müşrikleri yıldıran kanlı darbeler vurdu
 
Hidayetinden evvel, yanlış saflarda koştu
İslâm’la şereflendi, coştu habire coştu
 
Resul-i Ekrem ile çıktı onca sefere
Kılıç yakışıyordu bu Müslüman nefere
 
Gözü pek, iradeli, cesur, yiğit kumandan
Gücünü alıyordu sarsılmayan imandan
 
Hudeybiye’de doğdu, kalbe iman güneşi
Nedamet yaşlarıyla söndü küfrün ateşi
 
İçindeki boşluğu, imanla doldurdu o…
Sabrın meyvelerini İslâm’la oldurdu o…
 
Dertlerinin tabibi, ilacıydı Medine
Resulullah’a koştu, tabi oldu hak dine
 
Resul’ün deyimiyle ‘o ne güzel bir kuldu’
Cenab-ı Hak lütfetti, aradığını buldu
 
Kelime-i tevhitle kalbin kiri silindi
Adı “Halid” olsa da hep “Seyfullah” bilindi
 
Savaş meydanlarında, yıkılmaz bir çınardı
Çağlayanlar misali, coşkun akan pınardı
 
Teninin her yerinde kılıç, mızrak yarası
Göklerden yankılandı, o yiğidin nârâsı
 
Yermük’te üç bin nefer, yüzbinlerle savaştı
Coşkun seller misali, bendini yıkıp aştı
 
İslâm’ı yaymak için durmadan at koşturdu
Halid’in yiğitliği müminleri coşturdu
 
Atı ve kılıcından başka serveti yoktu(r)
Cennette neferleri, ahbapları ne çoktu(r)
 
Hayatı at sırtında, muharebede geçti
O da her fâni gibi, ölümsüzlüğü seçti
 
M. NİHAT MALKOÇ