SEVİNÇ ÇOKUM
İlkin Kuşlar Uyanır
I. Basım: Temmuz 2023
Kapı Yayınları
183 sayfa
Okuma Tarihi: Eylül 2025
Yazar Hakkında Kısa Bilgi:
“İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesini, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, ayrıca ‘umumi sosyoloji’ dalında öğrenim gördü. Kültür Bakanlığı bünyesinde yayın komisyonlarında görev aldı. (…) Kuşaklara yön veren bir öykü çabası olan Çokum, genellikle İstanbul’u işlemekle beraber Anadolu coğrafyasını da hikâyelerine kattı.(…) Sanatını bağımsız çizgide farklı konulara taşıyıp, yaşanmışlığı ve insanda derinleşmeyi benimsedi. Yabancı dile çevrilen romanları olan yazarın öyküleri ve romanları dışında deneme, anlatı türünde eserleri ve dizi film senaryoları da var.
Eserlerinden Bazıları:
Öyküleri: Eğik Ağaçlar, Bölüşmek, Makine, Evlerinin Önü, Rozalya Ana…
Romanları: Zor, Bizim Diyar, Hilal Görününce (M. Kültür Vakfı ve TYB Armağanı-1984),
Ağustos Başağı, Çırpıntılar…
Deneme: Güzele Bakan Karınca…
(…)
Sevinç Çokum, 2020 Yılı Necip Fazıl Ödülleri ‘Hikâye ve Roman’ armağanına lâyık görülmüştür.” (1.sayfa)
“Sabahın karanlıktan tam sıyrılamamış belirsiz renginde geniş kanatlı kuşların uçuş dansı… Çıplak dallara konuyorlar bir yandan. İlkin kuşlar uyanırdı işte…”
(İlkin Kuşlar Uyanır, 10.s.)
UMUDU, GEÇMİŞİN RUHUNU VE BUGÜNÜ FISILDAYAN ÖYKÜLER
Sevinç Çokum; gözlem gücü, hassas kalbi ve ruhu okşayan anlatımıyla tanıklık ettiği hayatı, insanları ve akıp giden günlük hayatın gerçeklerini titiz ve duyarlı bir üslupla dile getirmiş. Her hikâyesi yeni bir pencere aralıyor insan ruhuna ve yaşanmışlıklara. Elbette hemen hemen öykü türündeki her eserde olduğu gibi sizi sürükleyen öyküler olduğu gibi monoton gelen öyküler de var.
“İlkin Kuşlar Uyanır” öyküsünde hayatın doğal akışından kesitler sunuyor. Abartısız, içten bir anlatımı var. Hastaneye giden bir ailenin anlık duyguları ve hayallerini yansıtmış.
“Hastanelerin dik, haşin gövdesi. İster istemez sığınacağımız yer, belki bizi ölüm kavşağından yaşama döndürecek olan, belki öleceğimiz. Ama işte bu büyük kapı, bu çık çık bitmeyen merdivenler… Bu nefesler, bu uzun koridorlar. Bu doktor kapıları…”
(İlkin Kuşlar Uyanır, 8.s.)
Öyküler; insan ve tabiat sevgisine yer verdiği gibi aile ortamının sıcaklığını da hissettiriyor. Kuşaklar arasındaki farklılıklar, hayal kırıklıkları, umutlar, bazen de karamsarlık… “Gözleri Mürdüm” adlı öyküyü “Annem’e…” şeklinde bir not düşerek annesine ithaf etmiş. Hayvan sevgisine dair sıcacık bir öykü. Öyküde sadece kalbinize değil başka duyularınıza da hitap ediyor Sevinç Çokum.
“Ah işte şu kayalık! Bir kadın-ana gibi uzanmış yatıyor… Kimbilir ne zamandan beri yıllar yılı… Havasını suyunu biliyorum bu köyün, tencereden taşan ekşi yoğurtları, sıcak sıcak tüten gözlemeleri, samanların arasında saklanan armutları, elmaların tadını, evin alt tarafındaki ahırdan etrafa dağılan tezek kokusunu… Yukarıda mısır ekmeği pişiyor, yanıklı yanıklı evire çevire; sofada emekleyen, yürüyen, beşikte uyuyan bebeler…”
(Gözleri Mürdüm, 15.s.)
“Menekşe Çağı” adlı öyküsünde; hayatın gerçeklerine dair satırlar ve umut, hayal kırıklıkları, karamsarlık gibi duygular işlenmiş. Bir hastane odası ve hikâyenin baş kahramanı Arzu’nun duygu dünyası anlatılmış.
“Hastane gurbettir evet, garipliğin olduğu her yer gibi. Hapishaneler öyle değil midir? Devlet daireleri, asker kışlaları? Yarın annesi gelecek ve nöbeti ona devredecek, sonrası? Baba taburcu olmazsa tekrar gelecek Arzu, nöbet sırası yine ondadır…” (Menekşe Çağı, 37.s.)
Sevinç Çokum’un öykülerine verdiği isimlerde de bir ruh inceliği, duygusallık, hüzün ve bazen de umut var. Gerçek hayata dair kesitler ve duygusallıkla örülmüş bir üslup… Çokum’un hikâyelerini okurken bu üslubun farklı etkisini hissediyorsunuz.
“Umut az şey mi? Onu kaybettin mi kolay toparlayamazsın kendini.”
(41.s. Menekşe Çağı)
“Şansızlık kötü bir nasır gibidir ayağında, yürütmez adamı.” (49.s.)
“İçe Kapanmış Goncalar”, kitaptaki çok uzun hikâyelerden biri. Bir seferde okuyamadığım için çok odaklanamadım. Kopukluk oldu. Belki bana sürükleyici gelmemesi de bir etken. Kısa sürede bitiremesem de etkileyici satırların olduğunu da belirtmeliyim.
“Kepenk sesleri yaşamın başlangıcıdır. Kahvaltı dükkanında gençten bir adam tezgâhı, masaları siler, uykusu açılmamış daha; ortama bir çekidüzen verir. Sabah her zaman gerçeğin kendisi gibi durur. Gece ise esrarlı, meşum, dalavereci, kaypak, ürkünç, yalancı, riyakâr. İşte ölüm de böyle karanlık ve soğuktur, diye düşünürdü Rüya.”
(70.s.)
“Herkesin bir şarkısı vardır. Kendisini bulduğu, öyle değil mi? (95.s.)
“Her şey zamanında güzel İlhan Bey kardeşim. Her şey yakışanıyla güzle; vaktinde ve ışığıyla. Bir bakıyorsunuz bir devir kapanmış, artık geriye dönemiyorsunuz. Dönseniz de o şeyi, o tadı ve rengi bulamıyorsunuz.” (114.s.)
“Gökyüzü Karmakarışıktı” hikâyesi de uzun bir hikâye. Baş kahraman Selçuk Canıtez’in hikâyesi. Olaylar onun etrafında gelişiyor. Etkilendiğim hikâyelerden biri. Kırsal yaşam, hayvan sevgisi, içtenlik, doğallık hâkim.
“… dünya yalnız insanlar için mi, elbette her bir şeyi paylaşacaklar öteki canlılarla.” (119.s.)
“Karısının iki yıl önceki erken ölümüne hâlâ bir yalan ve rüya kuruntusuyla yaklaştığından, son zamanlarda şehirler askıda duran ve kullanılmayan bir palto gibi yalnızlaştırmıştı onu.”
“İçinde insan oldu mu o ev yaşar, ayakta durur! derdi babaannem.” (120.s.)
“Ağabeyi Hikmet Canıtez doktor oldu, aferin bak, okuyan okuyor işte. Kendi de öğretmen; insan bazen felaketlerin eteğinde serpilirmiş.” (123.s.)
“Ohh, işte hayat. Buğdayın esmer teni… Ekmek gibisi var mıydı? Bu ülkede sofra başında önce ekmek akla gelirdi açlıkta kıtlıkta, varlıkta da.” (127.s.)
“Hatırlamalar insaflıdır ne de olsa, öfkeyi bile silerek temiz bir mendil haline getirir diye düşünüyordu o an. Gözyaşlarına gülmeyi katar, ağlamayı güzelleştirir böylece.” (138.s.)
“Gül Tutan Kız”, kitabın son hikâyesi. Bir solukta okudum. Eşini kaybettikten sonra iki oğluna bakmak için mücadele eden bir anne ve oğullarının yaşam mücadelesi. Etkileyici, akıcı bir hikâye.
Sevinç Çokum; hayatı, insanı, tabiatı, insan ilişkilerini anlatırken kaleminden dökülen sözcükler, sevgi ve içtenlikle yoğrulmuş, geçmişin ve bugünün ruhunu taşıyan bir üslupla sayfalara dökülüyor. Geçmişe bağlılık, bugünü yansıtmanın sorumluluğu ve geleceğe umutla bakmaktan vazgeçmemek hikâyelerinin özünü oluşturuyor. Kulağınıza geçmişin ruhunu, gelecek umudunu, doğanın iyileştirici gücünü, sevgiyi fısıldıyor. İçtenlikle, doğal bir üslupla sesleniyor okurlarına. Kalemine, yüreğine sağlık Sevinç Çokum!
Eserinden bir alıntıyla noktalamak istiyorum yazımı.
“Salgın hastalıktan dünya ülkelerinde çok büyük acılar yaşandı. Öyle ki insanı ayakta tutan en köklü duygu yani umut bir an bizi terk etti. Dünyanın ışıkları söndü. Yakınlarımızdan, uzaklarımızdan çok sayıda insan öldü. Ama bilimi sanatı bırakmadık. Bizim en güçlü malzememizdi onlar. Ve umut bize geri döndü.”
(Gül Tutan Kız,178.s.)