SERVET-İ FÜNUN TOPLULUĞUNUN KURULUŞU VE TEPKİLER

 

Servet-i Fünun edebiyatı, Ahmed İhsan Tokgöz’ün çıkardığı Servet-i Fünun dergisi çevresinde geliştiği için bu adla anılır. Servet-i Fünun dönemi, kurumsal olarak Tevfik Fikret ’in derginin yazı işleri müdürü olarak getirilmesiyle başlatılmaktadır (1986) Tanzimat Edebiyatı, uygarlık değişimi çerçevesinde Divan edebiyatına tepki olarak doğmuştu; bununla birlikte Tanzimat dönemi sanatçılarının Divan geleneğinden tümüyle koptuğu söylenemez. Batı edebiyatı örnek alınırken de belirli bir hazırlık yapılmadığı, tutarlı bir program hazırlanmadığı için yapıtlarda en belirgin özelliklerin gelişi güzellik ve sıradanlık olduğu dikkati çekmektedir. Servet-i Fünun yazarlarıysa, Tanzimat dönemi yazarlarının yanılgılarından yararlandılar ve Batı edebiyatını da yakından tanıma olanağını bulduklarından, Türk edebiyatının Batı örneğinde gelişmesinin başlangıcını oluşturdular. Servet-i Fünuncular Türk toplumunun Batı’nın bilim ve sanatını örnek alarak Batılılaşabileceğine inanıp, Batı’nın bilim ve sanatında gördükleri yenilikleri ülkelerine taşımaya çalıştılar ve bu yolda yeni denemelere girişmekten kaçındılar.

Servet-i Fünuncuların, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanmalarında Fransız şiirindeki Parnasse okulu etkisi açıkça olarak görülür. Yönelimleri Batı doğrultusunda olduğuna göre, Batı’nın güncel ve çağdaş sanat akımlarından etkilenmeleri de çok doğaldı. Nitekim Servet-i Fünun şiiri Parnasse okuluyla simgeciliğin etkisini taşır.

Servet-i Fünun’un bir başka adı da Edebiyat-ı Cedide’dir. Gerçekte Edebiyat-ı Cedide “ Yeni Edebiyat “ sözü, Tanzimat dönemi için kullanılmıştı, ancak Servet-i Fünun anlayışına karşı olanlar, onları küçümsemek alaya almak gibi amaçlarla “ Yeni Edebiyat-ı Cedideciler “ diye adlandırdılar. Takımla ve alaylara kulak asmayan Servet-i Fünuncular bu adlandırmadaki “ Yeni “ sözcüğünü atarak kendileri için ’’ Edebiyat-ı Cedide ’’ sözünü uygun gördüler

Servet-i Fünun Edebiyatının Özellikleri

Servet-i Fünun topluluğunu oluşturan sanatçılar aşağı yukarı 1870 kuşağıdır. Onların dünyaya geldikleri dönemde Batılılaşma hareketleri bir hayli ilerlemiş, yenilik meselesi yoluna girmişti.

Tanzimat'ın ilk dönem sanatçıları 1879'dan sonra ölmüş, hayatta olanlar ise susmuş ya da susturulmuştu. Dolayısıyla yeni bir edebi topluluğun ortaya çıkması için ortam çok uygundu. 1890'dan sonra birtakım yeni dergiler yayımlanmaya başladı.

1891'de yayın hayatına başlayan Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanmaya başlayan genç sanatçılar, o döneme kadar ülkeye büyük bir yenilik diye giren edebi örnekleri bir çırpıda okudular. Servet-i Fünun sanatçıları yetiştikleri okullarda yabancı dil -özellikle Fransızca- öğrenmişlerdi. O döneme kadar çok önemli görülen Arapça ve Farsçayı ihmal ettiler.

Servet-i Fünuncuların yabancı dil bildikleri için Batı'ya yönelmeleri, Batıyla karşılaşmaları çok kolay oldu. Tanzimatçılar sadece romantik ve klasiklerden haberdar idiler; Servet-i Fünuncular ise Parnasyenleri ve sembolistleri biliyorlardı. Fransızcanın yardımıyla Alman, İngiliz, Rus, İtalyan edebiyatları hakkında da az çok fikir sahibi olmuşlardı.

Büyük bir sanat aşkı taşıyan Servet-i Fünun ,Fransız edebiyatını yakından izliyorlar, onu örnek alarak Türk edebiyatını Batılılaştırmaya çabalıyorlardı. Türk şiirine Fransız şiirinden birçok yeni hayaller getirdiler, bunları ifade edebilmek için o güne kadar hiç görülmemiş tamlamalar oluşturdular. Sözlüklerden yeni yeni Arapça, Farsça kelimeler bulup çıkardılar. Böylece konuşma dilinden uzak bir söz dağarcığı oluşturdular. Fransız edebiyatına aşırı bağlılıkları, halkın konuşmasından farklı bir söz dağarcığı oluşturmaları itirazlara ve eleştirilmelerine yol açtı.

Servet-i Fünun edebiyatının edebi faaliyetini sürdürdüğü dönemde İstanbul'un özellikle zengin kesimlerinde Batılı yaşam tarzı, her yönüyle benimsenmişti. Zengin aileler çocuklarına Fransız mürebbiyeler tutuyor, küçük yaşlarda Fransızca öğretiyorlardı. Batı mimarisine uygun büyük konaklar, deniz kıyısında yalılar yaptırılıyor, bu binaların içleri Batı zevkine ve hayat tarzına uygun biçimde düzenleniyordu.

Tanzimat döneminde söz hakkı olmayan, geri planda kalan kadın öne çıkıyor; dışa dönük, aydın, yabancı dil bilen, piyano çalan bir kimliğe bürünüyordu. Buna karşılık özellikle romanlarda zayıf karakterli, silik bir kişiliği olan erkek portreleri dikkat çekiyordu.

Servet-i Fünun dönemi 1896'da başlayıp 1901'de sona ermiştir. Bu dönemde devletin başında II. Abdülhamit vardır. Sanatçılar siyasi baskıyı üzerlerinde hissetmektedir. Baskı, istibdat dönemi olarak bilinen yıllardır. Duygu ve düşüncelerin özgür biçimde açıklanması mümkün değildir; sansür vardır. Düşüncelerini özgürce ifade edemeyen sanatçılar, karamsar bir ruh hali ile kendi içlerine kapanmışlardı.

Baskıdan bunaldıkları için Türkiye'den kaçmayı bile düşünmüşlerdi. Bu mümkün olmayınca iyice kendi kabuklarına çekilmişlerdir. Sıkıntılı, karamsar, hayattan beklentisi olmayan bir ruh halini eserlerine yansıtmışlardır. Onların bu durumlarında öncüleri durumundaki  Recaizade Mahmut Ekrem 'in hayat felsefesi ve fikirleri de etkili olmuştur.

Servet-i Fünuncular toplum meselelerinden uzak, bireysel bir edebiyat oluşturdular. Onların oluşturdukları bu edebiyata "salon edebiyatı" ve "yüksek zümre edebiyatı" gibi adlar verilmiştir. Eserlerinde toplumcu bir yön kesinlikle yoktur. Hedefledikleri Batılı yaşam tarzına uygun ortamları, aileleri, tipleri, olayları anlatmışlardır.

Aşırı bireycilikten kaynaklanan konu darlığı, sürekli kişisel hayallerin ve duyguların -özellikle aşk duygusunun- işlenmesi, Servet-i Fünuncuların aynı çatı altında durmalarını güçleştirdi. Siyasi şartların baskısından kaynaklanan cansızlık, toplumdan kopukluk, dildeki sunilik, bundan kaynaklanan anlam kapalılığı Servet-i Fünun'un sonunu hazırlayan önemli faktörlerdir.

 Üye olarak ESA şairi ve yazarı olabilir, yazılara katkıda bulunabilir yazı ve şiirlerinizi; tez, inceleme vb paylaşabilir; yazılara katkıda bulunabilirsiniz.