Satrancın kim tarafından ve ne zaman icat edildiği sorusunun cevabı hakkında en çok taraftar bulan görüş satrancın MS. 6. YY ‘da Hindistan’da yaşamış olduğu ifade edilen, Leccac isimli biri tarafından icat edildiği şeklindedir.
A.Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, s.456 ‘da Risale-i İbn-i Zeyd’in tercümesi s. 69’dan yaptığı alıntıya göre diğer bir iddia ise şudur. Satranç Hint Hükümdarı Talmend Şah zamanında saray hekîmi Nasır Dühr ( veya Sehnese bin Dâhir veya Dahir b.Sısa ) tarafından Talmend Şah’ın annesini teselli etmek için icat edilmiştir. [1]
Burhan-ı Kat-ı tercümesinde verilen bilgilere göre Talmend Şah, Çinliler ile yapılan bir savaşta mağlup olduğu için fil üstünde kurulu olan tahtının üzerinde üzüntüden ölmüştür. Talmend Şah’ın annesi de oğlunun acısına dayanamayıp deli divane olunca saray hekimi Sehnese bin Dâhir (Nasır Dühr veya Dahir b.Sısa) satrancı icat ederek Talmend Şah’ın annesini bu oyun ile teselli etmeye çalışmıştır. İskender Pala da, Ansiklopedik Divan Şiir adlı eserinde “ Firdevsî-i Tavîl'in Satrançnâmel Kebîr” adlı eserine dayanarak satrancın mucidinin Dahir b.Sısa olduğu nu belirtmektedir. [2]
Tarihi kaynaklara bakıldığında Enûşirvân- Nuşirevan (( I. Hüsrev Nûşirevân-ı Âdil - Enûşirvân )) zamanında yaşamış olması gereken Leclac’ın ve satrancı icat eden değil, satrancı, İran’a getirip Nuşirevan’a takdim eden kişidir.[3] Şu halde satrancın mucidi Hıssa b. Dâhir’dir. Leclac ise satrancı İran sarayına getirip Nuşirevân’a öğreten kişidir. [4]
Satrancın Çinliler, İranlılar veya Araplar tarafından bulunduğuna dair iddialar da vardır. [5] Ancak Satrancın Hz Ömer zamanında İran’ın fethedilip Sasaniler yıkıldıktan sonra Araplar tarafından da öğrenildiği, Emeviler kanalı ile Batı ülkelerine de taşındığı tahmin edilebilir.
Satrancın Batı ülkelerine geçişi Persler kanalı ile Batı Roma ve Bizans sarayına, Endülüs Emevileri ile İspanya ve Fransa’ya geçtiği de tahminler arasındadır.
Yaygın kanaate göre satranç Hindistan da Hint ordusundaki dört tip askeri birliği temsil edecek şekilde oluşturulmuştur. Hintçe” çatur anga “ (dört unsur- Şah, kale ( ruh ) , fil, at ) sözcüğünden gelmektedir. ( bkz Ruh Nedir Satrançta Kale Eski Şiirde Satranç )
Bu oyunda yer alan şah padişahı, at süvarileri, piyonlar ise askerleri simgeler. Satranca vezir ilavesinin İranlılar veya Araplar tarafından yapılarak satranç unsurlarının altıya çıkarıldığı ve satranç oyununun bu şekilde son şeklini aldığı sanılmaktadır. Satrançta ön sıraya dizilen taşlar, piyon, beydak , paynak, piyade de denilmiştir. Eski dilde satrançtaki vezire “ ferz” , ata “feres”; kaleye “ ruh” adları verilmiştir. Eski dilde fil adlı satranç taşına Hintçe “ pîl, pîlu “ da denmiştir.
Divan şairleri satrancın pirini ve mucidini Leclac olarak kabul eder. Divan şiirinde satranç oyunu ve taşları ile alakalı pek çok beyit yazılmıştır. Piyadenin atın vb şahı mat edebileceği, piyadenin vezir olabileceği, kalenin şahı korumaya yetmeyeceği, atın veya filin şahı, veziri düşürebileceği gibi konulardan hareketle kimsenin küçük görülmemesine vb dair hikmetli deyişler düşünmüşlerdir. Satrançtaki şah, sevgili veya Hünkâr niyetine düşünülmüş, sosyal hayata dair bazı konular ve gönül ilişkileri ile satranç oyunu arasında irtibatlar, benzetmeler, mecazlar kurmuşlardır.
Bir gün gelir ki sadra çıkar ser- firâz olur
Ol gördüğün kemîne ki nam piyâdedir. Nâbî
At sürme üstüne şahım piyadenin
Kalmaz piyade ol dahi bir gün fereslenir. Pertev Paşa
Pîl – ten olsa da ruh gösterip esb-i ukbâ
Hasma ferzâne sürüp beydah ol şeh eyler mat Nazim
Nat’-ı hüsne beydak-ı hâlün salup ferzâne at
Sâmirî sihrin yehûdî-hâne içre itdi mât Aşık Çelebi Şiirleri
Leclâca baş eğdirdi takdîr verip hüsrân.
Hürmüz kafatasından hûn-ı dil-i Nûşirvân. Hakani
Dilerem ben piyâde-ruh ruhuna
Uram şol resme kim at ola Leclâc Kadı Burhaneddin
Kızıl ruḫ şeh itsün vura anı fîl
Evet ola mât olmasına delil Firdevsî-i Rûmî
Urursun hakka ruh iy ehl-i hibret
Yeter ashâb-ı fîl ahvâli ‘ibret Lâmi’î Çelebi
İdüp tarh ana bir at u iki ruh
Hemân mât itdi ol dildâr-ı Ferruh Lâmi’î Çelebi –
Dil beydakını verir ü şeh-mat olur ol kim
Satranc-ı mahahbette ruh-ı yâr ile oynar Ahmed Paşa
Ger fil ise mat ola gerek şeh ruhiyile
Canım pes anın yoluna matruh değil mi Kadı Burhaneddîn
Bazı şairlerin satrançta açmaz da kalmak gibi bazı satranç tabirlerini ve oyun durumlarını sevgili veya sosyal hayat ile ilgili konularla alakalı kullandıkları da dikkat çeker
Beydak-ı hâl-i ruhun zülfünle münevver eyleme
Almağa şahım gönül ferzânesini açmazdan Fıtnat hanım
Mansube ile sürdü ruh üzre piyadesin
Şeh mat etti âlemi ferzâne benlerin Necati
Acep mansûbeler gösterdi satranc-ı megâzide
K. hayran eyler âlemi açmazdan bakan ferzâne tâbanı Seyyid Vehbi
Satranç Oyunu Tarihçesi Eski Devirlerde Tabirleri
Leclâc Kimdir Satrancın Mucidi)
Ruh Nedir Satrançta Kale Eski Şiirde Satranç
Satranç Romanı Hakkında Özeti Stefan Zweig
Satranç Vezn-i Ahar Âşık Şiirinde Satranç
[1] A.Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, s.456
[2] İskender Pala Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü , Leclac Maddesi
[3] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/leclac-kimdir-satrancin-mucidi/96473
[4] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/leclac-kimdir-satrancin-mucidi/96473
[5] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/satranc-oyunu-tarihcesi-eski-devirlerde-tabirleri/138632