ŞAİRNAME
Sultan Nesîmî’dir cümleye serdâr
Esrârı aşk ile eyledi izhâr
Derisin yüzdüler etmedi inkâr
Cânâna erince terk etti cânı
Hâfız-ı Şîrâzî Rûhî Fuzûlî
Anları geçince yeğdir Usûlî
Okunur dillerde nazm-ı Kabûlî
Her demde şâd ola rûh-ı Revânî
Eğer görmedinse yüzün Kâmî’nin
Kelâmın gûş edin bir Kelâmî’nin
Fârsî güftelerle Molla Câmî’nin
Nazm-ı dürer-bârı tuttu cihânı
Zâtî’nin kor muyum hakkını meğer
Beyânî’nin fazlı cihânı değer
Koca Necâtî’yi sorarsan eğer
Oldur şuarânın pir-i irfânı
Lâtîf sözlerinden tuttu İshâkî
Yahşî Firkat-nâme söyler Firâkî
Sultan Süleymân’ın devriydi Bâkî
İşretle geçirdi vakt ü zamânı
Ârifler Hayâlî nazmın beğendi
Sultan Selim Hân’a kılıp pesendi
Semend-i tab’ıla Yahyâ Efendi
Niçe dem cüst-ü-cû kıldı meydânı
Nâmın ma’rifetle andırdı Fevrî
Ulvî gûne gûne gösterdi tavrı
Meşhûrî âlemdir hicviyle Cevrî
Yâveye üns olmuş onun lisanı
Âlî’de derc oldu aşkın künûzu
Nef’î ile Nev’î kopardı tozu
Molla Arâbî’nin garâib sözü
Eksik olmaz Figanî’nin figânı
Askerî âleme gulgula saldı
Kazasker sadrında hükûmet kıldı
Molla Celâlettin ilmiyle oldu
Hakîkat bahrının gevheri kanı
Fazlî üstâdıdır tarz-ı îcâdın
Bahâyî dâmenin komaz inâdın
Tıflî Çelebi’ydi Sultân Murâd’ın
Yâr-ı vefadârı hem kıssa-hânı
Atâyî Hatâyî kâmil hünerver
Sâde-rû sözlerde Hüsnî mu’teber
Muhammed dîvânı gerçi muhtasar
Âgehî’ye sordum beğendi onu
Behiştî Naîmî, Feyzî vü Hûrî
Sabrî hakîkatte hem dahı Nûrî
Ubeydî Mesîhî Emrî Sürûrî
Emîrî rindâne Şühûdî Kânî
Âhî gark eyledi nûra cismini
Hüsn ü Dilde nazar eyle cismini
Mahlâs edinmişler cennet ismini
Firdevsî Cennetî Adnî Cinânî
Hakîkaten söyler Allah’ı Sabrî
Âciz kodu niçe şâirî Hayrî
Gerçi zimmî idi sûretâ Gebrî
Dahl edemem belki müslim Nihânî
Abdî’nin tahmîsi cümleye gâlip
Hâşimî müseddes yapmağa tâlip
Rahmî’nin sözleri hâle münâsip
Okunsa dinletir ehl-i irfânı
Şemsettin’in cândan gelir sadâsı
Hoca Çelebi’nin nâzik edâsı
Fî-sebîlillâhtır Veysî nidâsı
Tebrîzî sözleri bir hoşça mânî
Hayretî meydânın geçerdi merdi
İmamlar medhini başa çıkardı
Hâletî çok türlü sırlara vardı
Gülşenîde tutup dest ü dâmânı
Niyâzî hakîkat kılmada niyâz
Dahı Yûnus her dem eder keşf-i râz
Yok Eşrefoğlu’nun sözünde güdâz
Nutkî irşâd eder işiten cânı
Fehmî’de kılalım hatmin kelâmın
Halîl de lezzetin aldı o câmın
Âlî gazel ile meşhurdur nâmın
Tamâm eyleyelim bu dâsitânı
Bu denlü cem edip akl-ı perîşân
Yazdık isimlerin oldukça imkân
Asrımızda olan sâhib-i dîvân
Dinlen bizim şehrimizde olanı
Şerîfî değil mi cümleye üstâd
Ol değil mi bizi eyleyen irşâd
Hâşimî şi’rine verdi özge dâd
Birbirin yeğrek Kandî Lisânî
Rindî ma’rifetle buldu devleti
Adlî çekti niçe türlü mihneti
Bursa’da meşhûrdur Derviş Uzletî
Zârî’yi beğendim dursun kalanı
Evvel Kâtibî’den edelim âğâz
Kâmî’nin sözlerin derûnunda yaz
Köroğlu çalardı perdesizce saz
Kuloğlu’nun belli nâm u nişânı
Emir-zâde evliyâda verdi şân
Beğzâde nüshasız olmazdı revân
Âhî ile Gedâyî de bir zamân
Bursa’da sürdüler dem ü devrânı
Bursalı Halîl’de sâdedir lisân
Güzel medh etmede yok ana akrân
Bir gün câm içerken sâkî-i devrân
Doldurup zehr ile sundu Yegânî
Bî-çâre Melîlî cihânda melîl
Bir zamân gurbette süründü zelîl
Gençlikte el çekip hürmet-i Halîl
Terk eyleyip gitti köhne cihanı
Mestlikte hâline olmayan Dehrî
Nûş-ı felekten yeğ kâse-i zehri
Yitirmiş aklını bu yolda Mihrî
Dîvânedir Meylî arar dîvânı
Kamile ÇETİN, (arş. gör.)
Ahmet AKGÜL, (okt.)
Türkiye