
Eskiler dolunay ve kameri aybaşlarının insanlar, hayvanlar, bitkiler ve doğa üzerinde kötü tesirler yarattığına inanırdı. Bu inançlara göre kameri aybaşları Ay’ın ve Güneş hareketleri med cezir gibi doğa olaylarına sebep oluyor, dolunaya maruz kalmak insanlar, bitkiler ve hayvanlara pek de iyi gelmiyordu.
Dolunayın psikolojiye kötü etki yarattığı, uyku düzenini bozduğu, kadınların adet günlerine tesir ettiği, insanları şuç işlemeye yönelttiği inançları da hâkimdi. Kameri aybaşlarında kadınların hasta, sinirli ve huzursuz olmaları bu nedene bağlanırdı. Kameri aybaşlarında deliler iyice delirir, insanlarda ruhi ve bedeni arıza oluşurdu.
Müneccimlere göre kameri aybaşları ile on dördüncü gecelerde fitne ve fesatların oluşma riski çıkardı [1] Ay ile Güneş'in bir araya gelmesi insanların âşık olma hevesini çoğaltıyor; fitne, fesat ve kötü olayların ortaya çıkmasına zeminler hazırlıyordu.
Kameri ayların ilk on beş günleri doğadaki diğer canlılar ve insanlar için daha makbul tutulurken ; sonraki on beş gününü sakıncalı sayarlardı. Örneğin fidanların ayın ilk on beş gününde dikilmesi önerilir; meyvelerin ilk on beş günde daha güzel yetiştiği söylenirdi. Aksine bir ayin sonraki on beş gününde Ay ışığına maruz kalan bitkilerin çabuk çürüdüğüne, etlerin bozulduğuna dair inanışlar vardı. [2] Hayvanlar ve bitkiler de ayın ilk beş gününde daha diri, daha güzel, daha sağlıklı olur; sonraki on beş günlerde bu durumlar bozulur inanışı da hâkimdi.
Her ayın ilk on beş gününde hastalıklar def edilir, son on beş gününde ise insanlar yorgun düşer, hastalar çok hasta olur, sağlıklı olanlar da hastalığa meyilli bir hale düşmüş olur diye bilinirdi.
Dolunayın İnsanları rehavete sürüklediği, dingin ruh halini bozduğu, baş ağrısı ve nezleye sebep olduğu düşüncesi de yaygındı.
Nihayetinde divan şairleri de tüm bunlara inanır ve dolunaya maruz kalmak, âşık eder, hasta eder, kara saçı ap ak eder korkusuna kapılırdı.
Şair için dolunayın ışığıyla sevgilinin yüzü birdi. Böylesi bir dolunayın şairi deli etmesi elbette ki mukadderdi. Mehtapta yâri gözlemek şair için felaketti. Fitne fesat çıkaracak eylemlere kalkışırlar, deli deli duygular ve hayallere kapılırlar, bulutlar gelip giderek ay yüzü açıp kapatır; uzaktan izleyen âşık gâh sevinç ile gark olur, gâhî oturup ağlardı.
Gün yüzü takvimine ey dil nazar kıl daima
Ay başında fitneler vardır hazer kıl daima Ahmet Paşa
Ter müşg ile yazmış yüzün üstine hatt-ı ‘anberîn
Devr-i kamerde fitne-i âhir zamân virmiş sana Amrî
Hüsn âhır oldı gird-i hadinde belürdi hat
Devr-i kamerde fitne-i âhir zamânı gör Nev’î (Tulum, Tanyeri 1977: 268)
Ey kamer ta’lat kaşın kavsın görüp takvimde
Ay başında fitnedür diye müneccimler yazar Ahmet Paşa
Rîze-i mülk-i Hıtâ mı bu hat-ı ‘anber-feşân
Leşker-i Ye’cûc mı yâ fitne-i âhir zamân İshâk Çelebi (Çavuşoğlu, Tanyeri 1990
Doludur fitne kamer devri vü tahkik bu kim
Gözünü efsunu ider bu kamu efsaneleri Ahmedi
Taña kaldı kamer yüzüñ göreli
İder ışkuñ güne dürlü zevâli Ahmedi
[1] A.t. Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB, 1996, s. 111
[2] A.t. Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB, 1996, s. 112