Gümüşün eski dildeki karşılığı sîm ﺳﻴﻢ dir. Sim, Farsça kökenlidir ve gümüş anlamına gelir.
Sim akçe: Gümüş para.
Sim mecîdiye: Gümüş mecîdiye.
Gümüş, parlaklığı, dayanıklı, kolay şekil alabilen süs, mutfak ve ziynet eşyası yapımında tercih edilen değerli bir madendir.
Eski devrilerde bu nedenle altın ve gümüş paralar basılmış, gerçek gümüşler kurşun ve kalay ile karışık dökülebildiğinden sahte veya kalp olup olmadığının anlaşılması eskiden beri önemli olmuştur. Eski devrin insanları gerçek gümüş ile sahte veya kalp gümüşü ayırt etmek için birkaç yöntem kullanmıştır. Eski devrin insanları gümüşü taş üstüne atarak çıkardığı sesten som gümüş mü, karışık mı sahte mi, gerçek mi sesinden anlarlarmış. Günümüzde dahi kuyumcular, altını cam veya sert bir yüzeye atarak sesinden sahte, gerçek veya kalp olduğunu anlamaktadır.
Gerçek gümüş beyaz bir kumaşa sürtülünce hafif bir siyah leke bırakır. Gümüşün üzerine bakır sürülürse kaygan bir yüzey bırakır. Eğer bakır, çizikler bırakırsa o gümüş sahte demektir.
Divan şairleri bu konuyu insanın sahtesini ayıklamak için de kullanmışlardır. Ayrıca gümüş sevgilinin tenine, yüzdeki nura, nurlu yüze, benzetilir. Tenin, sinenin, gerdanın, alnın aklığı, parlaklığı ile gümüşün parlaklığı arasında irtibatlar kurulur. Tüm bunların sahte olup olmaması elbette ki önemlidir.
N’ola ey sim beden gönlüne eşk etse eser
Ki gümüş akçe durur taşa vurursan da geçer Emrî
İki ebrûlarının arası hem
Sîm-i hâlis gibi idi her dem Hâkānî
Dehrin ne safâ var acabâ sîm ü zerinde
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde Ziyâ Paşa