Sabahattin Ali
Sabahattin Ali, gençliğinde Türkçü; sonraki yıllarında Sosyalist çizgide gözüken, sosyal- toplumsal gerçekçi, öyküleri, romanları ve şiirleri ile I. Dönem Cumhuriyet Edebiyatının en ünlü yazar ve şairleri arasındadır.
(d. 25 Şubat, 1907 - ö. 2 Nisan, 1948) Yazılarında Sabahattin, Gültekin, Halit Ziya, Sabahattin, A. Metin takma adlarını da kullanan toplumsal gerçekçi Türk romancı, öykücü, şair, yazar, çevirmen ve öğretmen.
1906–1948) 25 Şubat 1907 tarihinde, Edirne'nin Gümülcine kazası Eğridere (Ardino ) köyünde dünyaya gelmişti. O yıllarda Edirne Vilayetine bağlı bir sancaktı.
Ailesi
Babası Trabzon Of kökenli piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey’dir. Baba tarafından dedesi, ise Bahriye Alay Emini Salih Efendidir. [1]Annesi ise Edremitli Hüsniye Hanım'dır. Annesinin ailesi ise Bulgaristan’ın Lofça ilinden Edremit’e gelmiştir. [2]
Annesi Hüsniye Hanım, babasından on altı yaş küçüktü ve annesi henüz 16 yaşında iken babası ile evlenmişti. Annesi Hüsniye Hanım'ın ailesi Edremit'teydi. Ama sık sık buhranlar yaşayan sinir krizleri geçiren sorunlu bir kadındı. [3]
Babası ilk oğlu olan Sabahattin’e hayranı olduğu Mısır Hidivi’nin oğlu Prens Sabahattin’in adını koymuştu. İkinci oğluna ise Tevfik Fikret ’e olan hayranlığından ötürü Fikret (1911) adını vermişti. 1920’de ise Süheyla adını verdikleri kızları oldu. Ama kızları Süheyla'yı “ Süha “ diye çağırıyorlardı.
Çocukluk ve Eğitim Seneleri
Annesi Hüsniye Hanım, muhtemelen çocuk yaşta evlenmesi, kocası ile aralarında 16 yaş gibi büyük bir fark olması nedeni ile sinirli hatta ruhsal durumu bozuk bir kadındı. Asım Bezirci’nin Sabahattin Ali ( 1987, s.15) adlı eserinde belirttiğine göre anne Hüsniye Hanım, büyük oğlu Sabahattin Ali’yi pek sevmiyor, küçük oğlu Fikret ile daha çok ilgileniyordu. Üstelik Hüsniye Hanım, bir kaç kez intihara teşebbüs etmiş, tüm bu sorunlu günler küçük Sabahattin Ali'yi derinden sarmıştı.
Annesinin bu tip sorunları ve kardeşler arasındaki ayrımcılığı etkisinde büyüyen Sabahattin Ali, ileriki yıllarda babasını daha çok sevecekti Annesinin bu tutumu zaten asi tabiatlı biri olan Sabahattin Ali’nin daha da isyankâr, çatışmacı bir ruh haline bürünmesine sürüklemiş olmalıydı. Belki de bu nedenle dik kafalı, başına buyruk, mücadeleci bir karaktere sahip olacaktı.
Böyle bir çatışma ve dışlanmışlık ortamında büyüyen yazarın eğitim hayatı babasının sık sık görev yerlerinin değişmesi nedeniyle, İstanbul, Üsküdar’da Doğancılar mahallesinde “Füyûzâtı Osmâniye Mektebinde " başlamıştı.[4] İlköğrenimine İstanbul’da başlamış ancak babasının görev değişikliği nedeni ile Çanakkale İptidai Mektebinde sürdürmek zorunda kalmıştı.
I.Dünya Savaşı başladığında babası Ali Selahattin Bey, Çanakkale'ye “Divan-ı Harb Örfi Reisi” olarak çağrılmıştı. Ali Bey, bu nedenle Çanakkale’ye ailesini de taşıdı. Aile, dört yıl boyunca Çanakkale'de ikamet etmişlerdi.. Babasının İzmir'e gitme ve orada yaşama rüyası çok çabuk sönecekti. Çünkü İzmir işgal edilince aile, Edremit'e yerleşmek zorunda kalmışlardı.
Ancak seferberlik ilan edilince okul öğretmensiz kaldığı için kapanmış ama babasının gayretleri ile yeniden açılmıştı. Kısa bir süre sonra babasının tayini Edremit’e çıktığı için ilköğretimini 1918- 1921'de Edremit İptidai Mektebi’nden mezun olarak tamamladı.
Sık sık yer değiştirmiş olmaları, sinirli bir annenin diğer kardeşine nazaran ötelenmiş bir çocuğu olarak ilkokul yıllarında içine kapanık öfkesini içine atan bir çocuk şeklinde büyüyordu. Asım Bezirci’nin notlarından alıntılanan bilgilere göre arkadaşları ile oyun oynamıyor, muhtemelen arkadaşları ile iyi geçinemiyor, kendi dünyasına kapanarak; ya kitap okuyor veya resim çizerek vakit geçiriyordu.[5] Bu sorunlu yıllarına rağmen okulunu bitirmişti.
Aile, Edremit'e göçtüğünde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve çok zor günler geçirmişlerdi. Sabahattin Ali işte bu şartlar altında ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a giderek bir yıl büyük dayısı Sait Bey’in yanında kaldı.
Piyade Yüzbaşısı olan babası Yunan İşgalinden dolayı maaş alamamış, aile bu nedenle işgal yıllarında ciddi bir sıkıntı yaşamıştı. Annesinin psikolojik, ailesinin yaşadığı bu maddi sıkıntılar onun mutsuz ve iletişim eksikliği olan bir çocuk şeklinde yetişmesine neden olmuştu. Maddi ve manevi birçok sorunlarla yetişen yazar parasız yatılı olarak Balıkesir Muallim Mektebine ( Öğretmen Okulu'na ) başladı.
Balıkesir Muallim Mektebine başlamasını ailevi sıkıntılarından bir kurtuluş olarak görmüştü. İlk yazılarını muallim mektebinde yazmaya başlamış; ilk şiir ve öykülerinde çocukluk yıllarında yaşadığı sıkıntıları sayfalara aktarmıştı.
Edebi hayatını yatılı okuduğu Balıkesir Muallim Mektebinde 1922 ‘de başlatan [6] Sabahattin Ali, bu okuldagünlük tutmaya başlamış, arkadaşları ile birlikte bir okul gazetesi çıkarmıştı. Ayrıca dergilere de yazı ve şiirler gönderiyordu. [7]İlk yazıları ve şiirleri Balıkesir’de öğrenci iken Irmak dergisinde çıkacak, henüz mezun olmadan edebiyat dünyasına adım atmış olacaktı. [8] (1925/26)
Bu okulun edebiyat öğretmeni ise Ali Canip Yöntem ’di. Ali Canip Yöntem ondaki yazarlık yeteneğini fark etmiş ve onun şiir, öykü ve denemeleri önemli dergilerde yayınlanmasına büyük vesile olmuştu. Ali Canip Yöntem’in sayesinde ilk şiirleri Akbaba ve Çağlayan dergilerinde yayınlandı. [9]
Fakat mutsuz çocukluğundan kaynaklanan uyumsuzluk sorunları, sık sık sinemaya ve tiyatroya kaçıp gitmesi nedeni okul yönetimi ile anlaşamıyordu. [10] Bu nedenle Sabahattin Ali, İstanbul Öğretmen Okulu'na gönderildi. Aslında bu bir çeşit sürgündü. Ancak Sabahattin Ali, İstanbul’da öğrenci iken öğretmenlik stajında tanıştığı Nahit Hanım'a âşık olmuş, ondan gerekli karşılığı bulamamış ancak İstanbul Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra da (1926) onunla irtibatı kesmemeye çalışmıştı.
Öğretmenlik Yılları
Mezun olduktan sonra öğretmenliğe başlayan yazarın ilk görev yeri Yozgat'ta Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokuluydu. Yozgat'a gelmesi ise dayısı Rıfat Ali Ertüzün'ün isteği yüzünden olmuştu. Çünkü dayısı Yozgat'a başhekim tayin edilince onu da Yozgat'a aldırmıştı.
Çok sevdiği babasını okuldan mezun olduğu sene yani 1926 yılında kaybetmişti. Babasının vefatı onu derinden sarsmıştı. Babasının ölümü üzerinde yaşadığı hüznü dile getiren "Babam İçin" adlı şiiri 15 Ocak 1927’de Güneş dergisinde yayımladı. Yozgat'a tayin olunca histeri krizleri geçiren annesi ve kardeşi ile Yozgat’a gelip yerleşti. Yozgat’ta iken pek de mutlu değildi. İstanbul'dan tanıdığı ve Yozgat'ta iken sürekli mektuplaştığı Nahit Hanım’a Yozgat ta iken konuşacak kimseyi bulamadığından yakınan mektuplar atıyordu. Hatta Nahit Hanım için şiirler de yazmıştı. Muhtemelen Nahit Hanım onun karakterinden çekinmiş yazara karşı olan duygularından da tam emin olamamıştı. O nedenle yazarın bu ilk aşkı ona yazdığı mektuplar ve onun için yazdığı şiirler içinde kaldı.
Yozgat’ta geçen bir yıl içinde bozkır insanlarını yakından gözlemlemek imkânı çıkmış BİR CİNAYETİN SEBEBİ, ile BİR SİYAH FANİLA İÇİN adlı öykülerinin ilhamını bu şehirde bulmuştu.
Dayısı Rıfat Ertüzün, Ankara'da özel bir hastane açmış, yazar da onu ziyarete gitmişti Bu arada MEB ‘e de uğramış, Yozgat’ta çok sıkıntı çektiğini, alacaklıları tarafından ölümle tehdit edildiğini anlatarak tayinini istemişti. Bu sözlerden etkilenen Bakanlık yetkilileri Almanya’ya yabancı dil öğretmeni olmak isteyenler için açılan sınava girmesi için teşvik etmişlerdi. Hayatının dönüm noktası sayılacak bu sınavı kazanan on beş kişiden biri[11] olarak 1928 yılının Kasım ayında yabancı dil öğretmeni olmak için Almanya' ya gönderildi. Almanya’da Postdam ve Berlin’de öğretim gördü. Berlin’de on beş gün kalmış daha sonra Posdam şehrine yerleşmişti. Posdam’da yaşlı bir kadının yanında pansiyoner olarak kalmış, Almancasını ilerletmek için Deutsches Institut Auslander adlı özel okulun kurslarına gitmişti. Almancası ilerleyince siyasi kimliğine önemli katkıları olacak olan Maksim Gorki edebi kimliğine yön verecek olan Edgar Allan Poe, Guy De Maupassant ve Thomas Mann gibi yazarların eserlerini okudu.[12] Postdam’da dil kursunu bitirip Berlin’de yatılı bir okula yerleşmiş Almanya’da uzun süre kalmayı tasarlamıştı. Ancak 1930 yılı Mart ayı ortalarında yurda dönmek zorunda kalmıştı. (1928 – 1930).[13]
Kimi araştırmacılara göre Almanya’daki ilk yıllarında Milliyetçi hatta Türkçü bir kimliğe sahipti. Hatta Nihal Atsız’ın aktardığına göre Türkleri aşağılayan bir Alman genci ile bu nedenle kavga etmişti. Ancak kimi araştırmacılara göre Marksisit ve Sosyalist eğilimlere de Almanya’da iken kapılmış olmalıydı. Almanya’ya gittiği on beş kişiden birisi olan arkadaşı Melahat Hanım’a göre, Marks’ın görüşlerini ve Rus yazarlarının eserlerini Almanca olarak okumuştu.[14] Almanya’da iken Alman bir kadına ‘da ilgi duymuş, Nahit Hanım’a yine mektuplar ve şiirler yazmış ancak bu defa ondan cevap bile alamamıştı.
Yurda döndükten sonra İstanbul Yüksek Muallim Mektebi’nde yatılı okuyan Pertev Naili Boratav , Orhan Şaik Gökyay ve Nihat Sami Banarlı gibi arkadaşlarının yanında kaldı. Üstelik ileride büyük sorunlar yaşayacağı Hüseyin Nihal Atsız ‘da oradaydı. Üstelik sonraki yıllarda Komünist olduğu için tutuklanmasına yol açacak olan siyasi kimliğine zıt düşecek şekilde Türk Ocakları'nı ziyaret etmiş, hatta Atsız Mecmua 'da hikâye ve şiirleri de yayımlanmıştı.[15] Nihal Atsız’ın yazdıklarına göre “ Ziya Gökalp’ı “ milliyetçiliği gönüllere serpen bir nebi” [16]olarak değerlendiriyordu. Zaten bu yıllarda Türkçülük, Turancılık, Milliyetçilik düşünceleri içindeydi ve bu düşüncelerine uygun birçok şiiri ve yazısı da çıkmıştı.
O yıl Gazi Eğitim Terbiye Enstitüsünün açtığı Almanca yeterlik testini geçmiş ve Almanca öğretmeni olmaya hak kazanmıştı. Böylece ilk önce Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliği yapmış, Almanca öğretmeni olduktan sonra da [17] önce Aydın ve daha sonra da Konya ortaokullarında Almanca öğretmeni olarak görev yapmıştı.
1930 ‘da Nazım Hikmet gibi sosyalist yazarların yayın organı olan Zekeriya Sertel’in çıkardığı Resimli Ay dergisine de öyküler yolluyordu. Nazım Hikmet’in övgüsünü kazanan, aslında sadece sosyal adaletsizliği ve halkın yoksulluğunu ortaya koyan bu öyküler onu Sosyalist yazarlar bloğuna kaydıran ilk somut göstergeler oluyordu. Tek adam rejimine muhalif, adaletsizliğe, devlet kudretinin köylü ve fakirler üzerindeki sert yumruklarına itiraz niteliği taşıyan bu öykülere Nazım Hikmet’in yaptığı övgüler Sabahattin Ali’yi Türkçülükten uzaklaştırıp sosyalist çizgiye taşıyan bir kırılma noktasıydı.
Siyasi Kimliği Ve Hapis Yılları
Aydın’da iken bir miralayın kızına ilgi duymuş ancak bu ilgisi de karşılıksız kalmıştı. Resimli Ay’a da yazılar göndermesi Nazım Hikmet ve arkadaşları ile başlayan yakınlaşmaları Nihal Atsız ve arkadaşlarının tepkisini çekmeye başlamış, Türkçü yazarlardan gördüğü sert tepkiler sonrasında Sabahattin Ali, Sosyalist bloğa doğru kaydı. Üstelik hakkında komünizm propagandası yaptığı için derin bir kovuşturma da başlamıştı. Bu soruşturmalar sonucunda kominizim propagandası yaptığı iddiasına da maruz kalmış hapse bile düşmüştü. İlk cezaevi deneyimini de Aydın'da iken yaşadı. Aydın Hapishanesi’nde tutuklu iken Kuyucaklı Yusuf ve " CANDARMA BEKİR " öyküsünde anlattığı “Halil Efe” ile tanıştı. Fakat mahkûmiyet müddeti kısa sürmüş, 9 Eylül 1931 tarihinde beraat ederek Aydın cezaevinden çıktıktan sonra tekrar Almanca öğretmenliğine dönmüştü.
30 Eylül 1931’de Konya Ortaokulu Almanca Öğretmeni olarak atandı. Konya'da öğretmenlik yaparken bir şarkıcı kadına da ilgi duymuştu. Yakışıklı, modern, şık giyimli, çağına göre çok ileri düzeyde kültürlü ve yetenekli biri olduğu halde âşık olduğu hatta ilgi duyduğu kadınlardan karşılık göremeyen yazar en sonunda öğrencisi olan Melahat Muhtar[18] adlı genç kızın ilgisini kazanmayı başarmış, ancak mahkûmiyetlere düşmesi nedeniyle bu aşk da yarım kalmıştı.
Konya'da bulunduğu sırada, Türkiye Komünist Partisi ile ilişkisi olduğu Kominizim propagandası yaptığı, "Memleketten Haber" isimli şiir ile Atatürk’ü hicvettiği gerekçesiyle 22 Aralık 1932’de tutuklanarak [19]( bir yıla mahkûm olmuştu. Bu mahkûmiyet hükmü üzerine Konya Cezaevinde yatmış, üç ay sonra beraat etmişti. Fakat çok kısa bir süre sonra bir toplantıda Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla ihbar edildi. Bu yüzden yeniden tutuklanmıştı. (1932). Yenide bir yıla mahkûm edilerek 29 Nisan 1933 tarihinde 1249 sayılı kanunla memuriyetten atıldı. Önce Konya hapishanesinde yatan yazar 12 Mayıs 1933’te adına “Gurbet Hapishanesi” denilen Sinop Hapishanesi'ne gönderilmişti. Bu defa hapishanede on aydan fazla kalmış, mahkûmları yakından tanımış ve gözlemlemiş onların hayat hikâyelerini ve dramlarını dinlemişti. Konya ve Sinop cezaevlerindeki sıkıntılı günlerinde ve edindiği tecrübe ve gözlemlerini " BİR ŞAKA ", " KANAL ", " KAZLAR ", " BİR FİRAR ", " ÇAYDANLIK " ve " KATİL OSMAN " adlı hikâyelerinde kullandı. Sinop cezaevinde iken en popüler şiiri olan ve daha sonra da bestelenen “Başın öne eğilmesin/Aldırma gönül aldırma” diye başlayan şiirini de yazmıştı.[20] Neyse ki Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasından faydalanarak özgürlüğüne kavuşmuştu. (1933)[21]
Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak öğretmenlik görevine dönmek için başvurdu. Dönemin bakanı Hikmet Baydur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Atatürk'e bağlılığını göstermek için Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımladı. (15 Ocak 1934). Bunun üzerine ilk önce Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, daha sonra da Ankara II. Ortaokul ‘da öğretmenlik yapmaya başlamıştı.[22]
MEB öğretmen olarak tekrar çalışmaya başladıktan sonra 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlendi. Bu evliliğinden 1937 yılında kızı Filiz Ali dünyaya gelmişti. Aynı yıl içinde yedek subay olarak askerlik hizmeti için çağrıldı. Ancak 1940 yılında tekrar askere alınmıştır ve askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 2.defa askerden dönen Sabahattin Ali, Ankara Devlet Konservatuarında dramaturgluk yapar.[23] Askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmeni olarak işe başlamıştı.1941 – 1945).
"İçimizdeki Şeytan " romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Hüseyin Nihal Atsız 'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in de baskısı bir dava açmış [24]ve bu dava sırasında oldukça sıkıntılı ve baskılı günler yaşamıştır. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınır. Bu olaydan sonra devlet dairelerindeki ve MEB görevleri tamamen bitmiş olacaktır. Bir daha da resmi görevlerde bulunamayacaktır.[25]Öğretmenlikten atıldıktan sonra hayatını, İstanbul'a giderek ve gazetecilik yaparak kazanmaya çalışacaktır. 1945.
İstanbul’a gelerek çeşitli dergilerde yazılar yazmaya başlar. La Turquie ve Yeni Dünya gazetelerinde fıkra yazarlığı yapmaya başlamıştır. Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa adlı bir mizah dergisi çıkarmaya başlamıştır. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz 'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerde de yazmaktadır. (1946 – 1947).[26]
Aziz Nesin’le birlikte yayınladıkları Marko Paşa adlı mizah dergisi, kısa sürede 100 bin tiraja ulaşır. Dergi defalarca toplatılmış, en sonunda da kapatılmıştır. Bu dergi kapatılınca Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa, Mazlum Paşa, Yedi Sekiz (Hasan) Paşa, Öküz Mehmet Paşa, Ali Baba gibi dergilerde yazılarını sürdürerek hükümet aleyhine yazmaya devam etmiştir. Bu yıllarda mahkemenin birinden çıkıp diğerine girmektedir. En sonunda 1947 yılında kesinleşmiş bir cezasını çekmek için yeniden hapse düşmüştür. Aynı yıl Sırça Köşk adlı hikâyesi toplatılır.
Bu günlerinde kısa bir izmir seyahati yapmış, gelirken Aydın, Kuşadası’nı ve Efes Harabelerini gezmiş, daha sonra çocukken uğradıkları eski bir Rum köyü olan eski adı Çirkince yeni adı Şirince, Rumca adı Ayaslug olan köyü dolaşıp, Ankara'ya gitmiştir. ) İzmir’de geçen günlerinin hatırası olarak Çilli ve Çirkince adlı öykülerini yazmıştır. ( bkz -Çilli Öyküsü Konusu Metni ve Sabahattin Ali’nin Biyografisindeki Yeri- ..Çirkince Öyküsü İnceleme Metin ve Sabahattin Ali
1948'de Mehmet Ali Aybar'ın çıkardığı Zincirli Hürriyet’teki bir yazısından dolayı başlatılan kovuşturma sonrasında basın ve yayın hayatında hayatını kazanmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Ve matbaa makinelerini satarak kamyon nakliyeciliğine başlar. [27]Ancak, bu dergilerdeki yazılarında, yönetime ve İsmet İnönü'ye hakaret ettiği iddiasıyla sürekli yargılanmaktadır. Basın hayatını terk ettiği halde geçmişe dönük yazılarından dolayı yargılanmaları devam etmektedir. Bu yargılanmalarından dolayı yeniden mahkûm olmuştur. Sabahattin Ali dergilerde çıkan bu yazılarından dolayı üç ay hapis yattıktan sonra artık iyice bunalıma girmiş olur. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetle, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".[28]
Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşa-kapısı cezaevinde yine üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştı. Bu yıllarda MAH ajanı olduğunu düşündüğü Mehmet Ali Cimcoz, ona yardım ve yataklık yapmış, yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştı.
Ölümü ve Üzerindeki Spekülasyonlar
Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilen, MAH ajanı olduğu da iddia edilen Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Bulgaristan sınırı yakınlarında Sazara köyü civarında öldürülmüş olduğu söylenmişti.[29]
Sabahattin Ali’nin ortadan kaybolması ile cesedinin bulunması arasında yaklaşık olarak on aylık bir süre geçmiş, bu süre içinde yazarın ne yaptığı hakkında bir bilgi bulunmadığından yazarın ölümü, nedenleri ve failleri hakkında birçok farklı iddialar otaya atılmıştır.
İddialara göre Ali Ertekin Bulgaristan’a adam kaçıran komünist bir örgüte mensup birisiydi. Sabahattin Ali’yi hududa kadar götürüp öldürdüğü söylenen Ali Ertekin'in evinde yapılan araştırmada Sabahattin Ali’ye ait eşyalar da bulunmuş, fakat Ali Ertekin’in İstihbarat mensubu olduğu, hatta yazarın sınırda değil karakolda öldüğü söylenmişti. Kimi iddialara göre de Sabahattin Ali bu köyün jandarma karakolunda öldürülmüştü. [30] Cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmuş, cesedi teşhis edilememiş ancak üzerinde bulunan eşyaların ona ait olduğu iddia edilmişti. [31]
Milli Emniyet Mensubu ( MAH ) olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştı.[32] “Yazarın yakın çevresi Sabahattin Ali'nin Kırklareli’nde Milli Emniyet tarafından sorgulanırken işkence sonucu öldüğü ve Ertekin'in paravan olarak kullanıldığını iddia etse de bu hiçbir zaman kanıtlanamamıştır.” [33]
Bu yüzden Sabahattin Ali cinayeti hiçbir zaman kimin tarafından işlendiği kanıtlanamamış, cinayetin faili bir muamma olarak kalmıştır. [34]
Edebi Kişiliği
Sabahattin Ali, hikâye, roman, şiir, tiyatro ve mizah türlerinde eser vermiş olsa da daha ziyade öykücü, romancı ve şair olarak tanındı. Eserlerinde köy sorunların gözlemci bir metotla ve sade bir dille anlatan yazar, köy ve kasabalarda yaşanan dramları, köylü ve devlet yöneticileri arasındaki çatışmaları, halkı ezen yöneticilerin yanlış tutumlarını dile getiren eserler vermiştir. Sabahattin Ali, Sosyal Gerçekçiler denilen ve Köy Romancıları olarak da adlandırılan öykücü ve romancıların başında gelmektedir.
1930’lu yıllarda yazdığı öykülerinde gerçekçi bir yaklaşım sergileyen yazar, zavallı ve cahil köylüler ile kasaba insanlarını gerçekçi bir yaklaşımla anlatmıştır. İlk romanı olan Kuyucaklı Yusuf, edebiyatımızda yazılmış olan ilk kasaba romanı özelliği taşımaktadır. Yazar, bu romanında bir kasabanın toplumsal yapısını, bir aşk öyküsüyle süsleyerek anlatmıştır. İçimizdeki Şeytan'da II. Dünya Savaşı öncesi İstanbul'da aydınlar arasındaki tartışmaları, Kürk Mantolu Madonna a'da da bir aydının çevresi ve ailesiyle olan uyuşmazlığı, bu uyuşmazlığın nedenleri dile getirilmiştir. En tanınmış romanı olan ve uzun bir müddet okunması yasaklanmış bulunan 1937 yılında yayımladığı “Kuyucaklı Yusuf “Sabahattin Ali’nin Anadolu’nun ezilen, insanlarının ıstıraplarını dile getirme amacıyla, yazılmıştır. 1940 yılında yayımlanan 'İçimdeki Şeytan' adlı romanıyla değindiği konular milliyetçi kesimin özellikle de Hüseyin Nihal Atsız ’ın tepkisini çekmiş, Atsız’ın kendisi hakkında yazdığı hakaret dolu yazıları yüzünden Atsız ile mahkemelik olmuştur. [35]
Sabahattin Ali yazı dünyasına ilk kez şiirleri ile atılmıştır. Hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen ilk şiirlerini öğrencilik yıllarında yazmış, ilk şiirlerini de Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926).Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitaplarında toplamıştır. Ancak, Sabahattin Ali, bu kitaplarından sonra şiirle ilgilenmemiş, öykü ve romana yönelmiştir. 'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi şiirleri bestelenmiş özellikle sol çevrelerin dilinden düşürmediği popüler şarkılar dan olmuşlardır.
Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü " Bir Orman Hikayesi " Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930).[36] Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı " Kanal ", "Kırlangıçlar", " Arap Hayri ", "Pazarcı", "Kağnı " (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir. Sabahattin Ali eserlerinde ezilen köylü, ezilen kasaba insanı, otorite karşısında çaresiz kalan insanları ele alan öyküler ve romanlar yazarken bir yandan da, aydın ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmekten geri kalmamıştır. Sanat gücünü daha çok, hikâyelerinde gösteren yazar Anadolu’daki köy-kasaba hayatından aldığı acıklı konuları gerçekçi bir yöntemle işlemeyi başarmıştır.
Daha ziyade öyküleri ile dikkat çeken yazar, öykülerinde kendi hayatından kendi anılarından gördüğü tanıdığı kişilerin hayat hikâyelerinden faydalanmıştır. Onun öyküleri bu nedenle gerçekçi ve doğaldır. Birçok öyküsünün konusu mahpusluk günlerinde tanıdığı mahkûmların yaşanmış dramlarından oluşur. Bazı öykülerinde “hiç gereği yokken söze karışması, anlatım tekniğinin zayıflamasına” neden olmuştur. Bazı öykülerinde anlatıcının kendisi olduğunu olayı dinleyerek veya yaşayarak aktardığını açıkça belli eder. Öykü tekniği olarak başı ve sonu belli olan Maupassat tarzı öykü tekniğini kullanmıştır. Bu nedenle Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Samim Kocagöz gibi tam bir olay hikâyecisidir. Yazdığı öykülerinde gözlemleri öne çıkar. Öykülerindeki olaylar bizzat yaşadığı, şahit olduğu, dinlediği veya intibalarından oluşan gerçek olaylar olmaktadır.
Öykü ve romanlarında tasvir unsuru ağır basmaz, Kurmaca metinlerindeki kahramanların karakter tahlillerinden ziyade olaydan çıkarılacak derslere ağırlık vermiştir. Roman ve öykülerindeki dil sağlam ve anlaşılır ve sadedir. Ancak tüm eserlerinde belli bir üslup standardı yakalayamamış, tüm eserlerinde kendine mahsus özel bir üslup ortaya koyamamıştır.
Sabahattin Ali, Varlık’ ta Esirler adlı üç perdelik bir oyun da yazmış (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir. Sabahattin Ali Hakkında pek çok inceleme ve araştırma yapılmıştır Bu çalışmalar içerisinde en dikkat çekici olanı Ramazan Korkmaz’ın hazırladığı, İnsan ve Eser adlı çalışması 1991 olmuştur.
Romanları
Kuyucaklı Yusuf(1937)
İçimizdeki Şeytan (1940)
Kürk Mantolu Madonna(1942).
Derlemeler
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler (1998)
Çakıcı'nın İlk kurşunu (2002)
Mahkemelerde (2004)
Hep Genç Kalacağım (2008)
Öyküleri
Değirmen 1935)
Kağnı (1936)
Hanende Melek (1937)
Ses (1937)
Kağnı - Ses (1943 - İki Kitap Birlikte)
Kitaplıklar
Yeni Dünya (1943)
Sırça Köşk (1947).
Kamyon
Bütün Öyküleri 1 (aralık 1997 -üç kitap birlikte Değirmen-Kağnı-Ses)
Oyun
Zanaatkarlar (1936)
Çevirileri[23]
Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)
Antigone, Sofokles (1942)
Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)
Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann (1944)
Fontamara, Ignazio Silone (1944)
Gyges Ve Yüzüğü, Fr. Hebbel (1944)
Yüzbaşının Kızı, A.S. Puşkin (1944) (Erol Güney ile birlikte)
Şiirleri
Tüm Şiirleri : ttps://edebiyatvesanatakademisi.com/category/sabahattin-ali-siirleri/483
Kaynakça
[1] İbrahim Alaettin Gövsa, Türk Meşhurları Ansiklopedisi, Yedigün Neşriyat, s. 332, 1946
[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/sabahattin-ali
[3] Bezirci, Asım (1987). Sabahattin Ali. İstanbul: Evrensel Yayınları./
[4] PROF. DR. RAMAZAN KORKMAZ, Sabahattin Ali - İnsan ve Eser (Doktora). Elazığ: Fırat Üniversitesi. s. 17, 1991
[5] Asım Bezirci (1987). Sabahattin Ali. İstanbul: Evrensel Yayınları./ Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla (1933)
[6] Pertev Naili Boratav,,Folklar ve Edebiyat I, İstanbul, s. 44, 1982
[7] Filiz Ali Laslo; Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali, İstanbul: Cem Yayınları, s. 320, 1979
[8] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf 458
[9] Bozdağ, Erdal, Yerel Bir Mecmua Örneği: Çağlayan Mecmuası ,Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, s. 1080-1081,İnceleme - Fihrist) (PDF),
[10] PROF. DR. RAMAZAN KORKMAZ, Sabahattin Ali - İnsan ve Eser (Doktora). Elazığ: Fırat Üniversitesi. s. 11-12, 1991
[11] https://islamansiklopedisi.org.tr/sabahattin-ali
[12] Melahat Ali Togar,, Filiz; Atilla Özkırımlı, Arkadaşım Sabahattin Ali, İstanbul, s. 60-61-62-63, 1979.
[13] Asım Bezirci (1987). Sabahattin Ali. İstanbul: Evrensel Yayınları
[14] Melahat Togar, Atilla Özkırımlı, (1979), Arkadaşım Sabahattin Ali, İstanbul, s. 60-61-62-63
[15] Mehmet Fatih Yiğit, Erken Dönem Cumhuriyet Türkiye'sinde Ulus İnşa Süreci ve Atsız Mecmua Örneği (Yüksek Lisans). İstanbul Üniversitesi. s. 78. 2014)
[16] Atsız Nihal İçimizdeki Şeytanlar, İstanbul: Arkadaş Kitabevi, s. 4-5, 1940
[17] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/cumhuriyet-donemi-yazarlari/113462
[18] Reşit Mazhar Ertüzün, Benim Bildiğim Sabahattin Ali, İstanbul: Gür Yayınları, s. 13, 1985
[19] PROF. DR. RAMAZAN KORKMAZ,http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/sabahattin-ali
[20] Ayşe Hür, Bir başka ‘derin’ cinayetin anatomisi: Sabahattin Ali 7 7Olayıtaraf.com.tr/makale/363.htm
[21] Bezirci, Asım (1987). Sabahattin Ali. İstanbul: Evrensel Yayınları./
[22] Kemal Bayram Çukurkavaklı, Sabahattin Ali Olayı, Ankara 1978.
[23] https://www.ykykultur.com.tr/yazar/sabahattin-ali
[24] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/huseyin-nihal-atsiz-hayati-ve-eserleri/75567
[25] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf 458
[26] Sevengül Sönmez, A'dan Z'ye Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları, 2009,
[27] Ayşe Hür, Bir başka ‘derin’ cinayetin anatomisi: Sabahattin Ali 7 7Olayıtaraf.com.tr/makale/363.htm
[28] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sabahattin_Ali
[29] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/huseyin-nihal-atsiz-hayati-ve-eserleri/75567
[30] Çetin Altan, milliyet.com.tr/her-tur-angutluk-icin-en-bicilmis-kaftan-tuzlayayim-da-kokma-sen-emi- altan/yasam/yazardetay/05.02.2010/
[31] Kemal Bayram Çukurkavaklı, Sabahattin Ali Olayı, Ankara 1978.
[32] Ayşe Hür, Bir başka ‘derin’ cinayetin anatomisi: Sabahattin Ali 7 7Olayıtaraf.com.tr/makale/363.htm
[33] Sabahattin Ali cinayeti". Cumhuriyet Ansiklopedisi 1923-2000. 2. Cilt (3. bas.). İstanbul: YKY. Mayıs 2002. ss. 138.
[34] Sabahattin Ali cinayeti". Cumhuriyet Ansiklopedisi 1923-2000. 2. Cilt (3. bas.). İstanbul: YKY. Mayıs 2002. ss. 138.
[35] Bezirci, Asım (1987). Sabahattin Ali. İstanbul: Evrensel Yayınları./
[36] birgun.net/culture_index.php?news
Esa Resmi Hesap