RUHUMUZUN BİNALARI
 
     Akıl ile kalp bağı sımsıkı olunca fikir üretmek kolaylaşıyor. Aklın da kalbi ilimden, sevgiden geçiyor. Akıl ile kalp boşluğunu hikmetle, iffetle, irfanla, izan ve insaf hoşgörüsüyle tamamlamak gerek. Okumak da önemli değil, insan olmaktan geçiyor her şey. Okumuş gençler darbe yapabiliyor, kimileri fuhuşla meşgul ve esrarengiz bir cinayetin içinde olanlarını da duyarsanız. Sevgi ve aile eğitimi eksiktir o beyinlerde.
     Fatih Projesi, z-kütüphane, e-dergi, akıllı tahtalar, zekâ oyunları sınıfı, ücretsiz ders kitapları, fen laboratuarları yenilikleri devlet desteği ile arttı. Binalar da zarafeti, zekâyı yansıtır. Bir milletin gelişmişliğini dışarıdan bakınca yolları ve binalarından yorumlayabilirsiniz. Mimarların baş mimarı Mimar Sinan’ın yaptığı eserler estetik ve zarafette tavan yapmış. Sanat ve bilgi, Sinan’ın yüreğinde aşkla artmış. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’a olan aşkından çabucak, tez elle birçok sanat eseri yaptığı da rivayettedir. Eşyadaki estetik bakış da göze ve kulağa, kalbe hitap edecek şekilde insanlığa akmalı. Minarelerde, camide en ufacık bir el emeği ürünü; çini, oyma, ahşap sanatı, sedef işçiliği hepsini alır içine ve sanatı yudumlar.
 
 
     Şu anki binalarımızdaki ruhsuzluk alenen ortadadır. Aynı inşaat mühendisi adamların elinden çıktığından dolayı taklit gibi birbirinin ikizi, basmakalıp yapıda, mimarî estetik yok, sanatsız ve ruhsuz. Ruhumuzun binalarının aynadaki yansımasıdır aslında. Gökdelenler diken işadamları beton yığınları inşa ederken yeşil oyun arsalarımızı yok etti. Ruhumuzun binalarında karamsarlık heykelleri oluştu. Mimar Sinan’ı aratır oldu mazide kalan binalar. On kattan sonrasını sayamıyoruz, otuz katlı binalarda manzaraya doyamayan metropol şehrin elit insanları farklı tabi. Öyle abartılı fobilerim yok ama asansör, dar ve karanlık ortam, yüksek binalar beni huzursuz ediyor. Yükseklik korkusu olmalı herkeste, kimseye tepeden bakmamayı ilke edinmeli hem.
     İki katlı, bahçeli evde büyüdüm. Yaz tatilinde köye bağlı minik obamızda babaannemi ziyarete gidince huzur dolardım. Okul dönemimde tabii ki ilçedeki müstakil evimizde ailemle yaşıyordum. Alt kat hemen giriş katıydı, hiçbir zaman (çok şükür) su basmadı ve direkt bahçeye açılıyordu kolları. Sadece çok sıcak geçen yaz aylarının habercisi olan depremlerde evin temelinden sallanıyorduk Marmara Bölgesi insanı olarak. Tam bizim sokaktan fay hattı geçiyordu. Ön ve arka bahçe keyfi ile zemin kat güzelliği kır hayatını andırırken, üst kattaki uzun ebatlı balkon manzaramız da kasaba yaşamını tattırıyordu. İki katta iki ayrı coğrafya vardı benim için. Önümüzde ve arkamızda kocaman boş arsa vardı oynamak için ve yeşillik yetiştirmek için.
     Ruhumuzun binalarını yıkmalı önce. İçinde ön yargılar varsa onları sıfırlayıp geleceğe dair hayallerimize tavan yaptırmalı. Egolarımızı tatmin etmek yerine huzursal tatminlerimizi tavan yaptırmayı denesek. Ruhumuzun binalarını yükseklikten indirip nezaket ile alçakgönüllü yapma vaktidir. Kalbe bir gram tabiat şiiri aşılamak vesile olsun.