Rubâb’ın Cevabı
 
 
Hicran biter mi, girye-i hicran diner mi hiç?
Bir lâhza önce neydi o feryâd-ı muhtelic?
Sendin kalb-i derbeder gibi tel’în eden beni!
Sendin başımda zâr ü sitemkâr inildiyen;
Sendin: “Vatan harâb oluyor, ağlıyor!” diyen.
Sensin vuran bu darbeyi, ey rûh-i bî-sükûn;
 
Lerzemle şimdi ürperiyor, titriyor musun?
Sen zanneder misin ki benim hep elemlerim?
Heyhât! Ben nevâib-i eyyâmı inlerim!
Tehziz eden bu telleri, ey rûh-i münkesir,
Âfâkı inleten o mukaddes iniltidir.
İfrît-i hırs ü gayzın, o her keyfi hak sayan,
Her şekl-i iltikaamı helâl addeden,
 
“Sözüm Kaanun!” diyen tasallutu altında: “Öksüzüm,
Bedhahım, işte kimseciğin hayrı yok bana;
Ben bir zavallıyım!…” diye pür şehka-i bükâ
İnlerken, artık inlememek, hem de en cesûr
En gür sesimle inlememek bir günâh olur…
– Kayalar, 8 Kânunusani, 1327 –