Çok samimi iki arkadaştılar. Daha doğrusu dosttular. Birbirlerinin sırlarını paylaşıyorlar, dertlerini dinliyorlardı. Sık sık bir araya gelme arzusu bu iki gencin zamanlarının çoğunu birlikte geçirmelerine neden oluyordu.

Bu ilişki uzun yıllar sürdü; ama bir gün ikisinin de yaşamlarını alt üst eden bir olay meydana geldi: Gençler âşık olmuşlardı. İçlerinde yanmaya başlayan sevdanın ateşi önce ortak zamanlarını azalttı, sonra da yollarını ayırmalarına neden oldu. Çünkü birbirlerinden habersiz aynı kıza tutulmuşlardı.

”Bu da bende kalsın!” düşüncesiyle aşklarını birbirlerine anlatmamışlardı. Anlatırlarsa bu sihrin bozulacağını sanıyorlardı. Gerçeği öğrendiklerinde ise önce şaşkınlık, sonra da kızgınlık hâkim oldu davranışlarına. Konu ile ilgili olarak karşılıklı hiçbir şey konuşmadılar.

Bıçak gibi kesildi ilişkileri. Uzaktan birbirlerini gördüklerinde yollarını değiştirmeye, tesadüfen karşılaşırlarsa görmemezlikten gelmek için başlarını çevirmeye başladılar.

Oruç Baba der ki: Dostlukların çoğu, kuma yazılan yazılar gibidir. Bir dalga gelir ve her şey silinir gider.