Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.  Johann Wolfgang von Goethe

 

 

 


Sağırlar Okulu’nda yılda en az üç kez öğretmenler kurulu toplantısı yapılırdı. Bu toplantılara Ankara’nın ilkokullarında bulunan özel alt sınıflarda görev yapan ve kadrosu bu okulda olan öğretmenler de katılırlardı. Toplantılar uzun ve doyurucu geçer, eğitim sorunları burada tartışılırdı. Yararlı paylaşımlarda bulunulur, önemli kararlar alınırdı.

İşte böyle bir toplantıda, gündem gereği, Ankara’nın ilkokullarındaki alt sınıflarda görevli öğretmenlere konuşma fırsatı verilmişti.

Çok tanınan bir okulun özel alt sınıfında görev yapan öğretmen Figen Hanım söz aldı. Okutmakta olduğu sağırlar sınıfının araç gereçlerini muhafazada zorlandığını, normal sınıflarda okuyan öğrencilerin zaman zaman dersliklerine girerek masa örtülerini kirlettiğini, sıraları karıştırdığını ifade etti.

 Masa örtülerini koruyamadıklarını, temiz tutmada ve kirlenenleri yıkattırmakta zorlandıklarını söyledi. Daha sonra da başından geçen bir olayı anlattı:
“Geçen gün öğrencilerimden birinin midesi bulandı. Öğürmeye başladı. Hemen koşarak yanına gittim. Maksadım kusma ihtimali varsa lavaboya götürmekti.”
“Fakat birden kasıldı. Anlamıştım hemen kusacağını, artık lavaboya yetiştirme imkânım kalmamıştı.  Bu durumda masa örtüsü ve tabandaki halı berbat olacaktı.”
“Hemen iki elimi birleştirerek ağzına tuttum. Öğrencim büyüyen gözlerle bana bakarken ben “evet” şeklinde onayladım. Bu hareketler saniyelerle olup bitmişti.”
“Çocuk öğürerek avucuma kustu. Rahatlamıştı fakat korkan gözlerle bana bakıyordu. Yüzüne bakarak tebessüm ettim, O’da gülümsedi.”
“Çok şükür halıyı ve örtüyü kurtarmıştım, tabi ki diğer sevindirici yönü de önemli bir rahatsızlığının olmadığıydı. Avuçlarımdaki kusmuğu götürerek lavaboya boşalttım ve ellerimi yıkadım. Sonra da öğrencimin yüzünü ağzını sabunlu suyla temizledim.”

Bu konuşmayı dinleyen bazı öğretmenler çok kızdılar. Bazılarının midesi bulandı. Öğürmeye başlayanlar oldu. Hele bir bayan öğretmen oldukça sert tepki gösterdi:

“Hoca hanım bir kere yaptığınız davranış çok yanlış. İkinci yanlış da bu olayı marifetmiş gibi bize anlatmanız. Şu hale bakın, hepimizin midesi altüst oldu, kimyamız bozuldu. Bu gün artık kimse yemek yiyemez sayenizde.”
“ Arkadaşları ne hale koyduğunuzu görmüyor musunuz? Biz öğretmen miyiz dadı mı, yoksa hastabakıcı mı? Bari çocukların altını da alalım olsun bitsin.”
“Zaten özel eğitim öğretmeniyiz diye bu çocuklardan çektiklerimiz belli. Üstüne üstlük bir de bu işler. Lütfen kendinize geliniz bir daha olmasın.” Dedi.

Öğretmenler Kurulu karışmıştı. Figen Hanımı destekleyenler de vardı gerçi. Fakat  onların sesi pek çıkmıyordu. Konuşanlar daha çok karşı olanlardı. Bir uğultu öğretmenler odasını sarmıştı.

Birden Figen Hanımın kararlı ve gür sesi duyuldu. O’nu duyan herkes sustu. Bazıları belki de özür dileyeceğini umuyorlardı. Fakat hiçte öyle olmadı. Figen Hanım salonu dikkatlice süzdü. Aleyhte konuşanlara tek tek bakarak konuşmaya başladı:

“Değerli arkadaşlar, bakıyorum da bazılarınızın kalbine hiç çocuk sevgisi uğramamış. İğrenenler bir an evvel bu meslekten ayrılsa iyi eder. Çünkü özellikle özel eğitimde bu özveriyi yapamayan başarılı olamaz. Çocuğu sevmeyen de bu tür davranışlara katlanamaz.”
“Beni tebrik etmenizi beklemiyordum. Fakat tavrınızı çok yadırgadım. Eleştirilerinizden etkilenerek bu tür davranışlarımdan vaz geçeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”
“Şunu bilin ki, ellerin kirlenmesi o kadar önemli değil, kirlenen uzuvlar temizlenebilir. Asıl olan gönüllerin temizliğidir. Bu temizliği sağlayan da sevgidir. Kirlenen bir kalbi, sevginin dışında, hiçbir şey temizleyemez.”

Figen Hanım konuştukça ortalık sessizliğe bürünmüştü. Herkes hayal kırıklığına uğramıştı.  O’nun özür dileyerek ortamı yatıştıracağını sananlar sus pus olmuş, sanki kaçacak delik arıyorlardı. Artık bu noktadan sonra kimsenin O’na cevap verebileceği bir ortam kalmamıştı.

Bu zor durumu okul müdürü kurtarmaya çalıştı: “Arkadaşlar on dakika sigara ve ihtiyaç molası verelim. Tekrar toplantıya devam edeceğiz.” diyerek dışarı çıktı.

On on beş dakika sonra toplantı yeniden başladı. Ancak gündem başkaydı. Bu konu bir daha açılmadı. O günkü toplantının kalan kısmı olaysız, fakat can sıkıcı şekilde tamamlandı.

 Toplantı sonunda da herkes görevine döndü. Bir süre sonra Figen Hanıma Hacettepe Üniversitesi’nden “Özel Eğitim Bölümü” nde öğretim görevlisi olarak çalışması için teklif geldi.

“Öğrencilerim sahipsiz kalır, üzülürler” diyerek kabul etmedi.

Zengin aileler, özel eğitime muhtaç kendi çocuklarına evde özel öğretmenlik yapması için büyük paralar teklif ettiler. Hiç birisini kabul etmedi.

“Benim devlet okullarındaki bu çocuklara borcum var. Devletim beni emek vererek okuttu, başka yere gidemem” dedi.
 
Figen Öğretmen, devletin kendisine verdiği mütevazı maaşla görevine devam etti. İlkokullardaki özel altı sınıflara gelen sağır dilsiz öğrencilere yüreğini açtı. O’nları hayata bağlamak için, dünyalarını paylaşmaya devam etti.

İsteseydi çok zengin olabileceğini, hayatının tamamen değişeceğini biliyordu. Fakat para yerine “sevgiyi, özveriyi ve hizmeti” seçti.

 Orhan Bey, bu okulda geceleri etüt öğretmenliği yapıyor, gündüzleri de Gazi Üniversitesinin Pedagoji Bölümüne devam ederek okuyordu. Figen Hanımla birkaç kez sağırlar okuluna geldiğinde karşılaşmıştı. Küçük sohbetleri olmuştu.

Öğretmenler kurulunda Figen Hanımın bu olayı anlatması Orhan Beyi çok etkilemişti. Kendisini çok hoşgörülü ve sevgiyle yoğrulmuş bir kalbe sahip sanıyordu. Fakat çıtası, Figen Hanıma göre çok altlarda kalmıştı.

Bütün standartları bu olaydan sonra değişti. Figen Hanıma adeta imrendi. Toplantıdan sonra kendisini hararetle tebrik etti.

Daha sonra Orhan Bey,  müfettiş olarak başka ile atanıp, bu okuldan ayrıldı. Bir daha da irtibatları olmadı. Figen Hanımı çok takdir ettiği, imrendiği halde, hiçbir zaman O’nun gibi olamayacağını biliyordu.
 
Çünkü Figen Hanımın doğallığını ve taşıdığı engin sevgiyi yakalayamayacağının farkındaydı.

Fakat meslek hayatı boyunca seminerlerde, kurslarda öğretmenlerine sevgi ve özverinin  böyle olması gerektiğini vurgulayarak gıyabında kendisini hep saygıyla anmaktan geri kalmadı.

“Eğitim camiamızdan böyle Figenler eksik olmasın” diye temennilerini hep sürdürdü.

“Yolun açık olsun Figen öğretmenim. Kalbindeki eksilmeyen o engin sevginle muhtaç olanları hep ateşle.”
“Parası olmadığı için özel eğitimden yeterince yararlanamayan çocukların gözbebeklerinde gülümseme ol. Sahillere vuran denizyıldızlarından gücün yettiğince kurtarmaya devam et. Eğitim ordusunun isimsiz kahramanı…”

“Teşekkür ve minnet duygularımız hep seninle olsun…”