Kollarım öylesine kısa kaldı
İstanbul fethine şahit bir çınara sarıldım!
Sarıldıkça asırların tanıklığına kapıldım
Her seste, her görüntüde sarsıldım
 
…Umutlarını dinledim
Sevdalarıyla inledim…/
 
Gözyaşlarına kendimi saldım
Dibine toprak olup yığılıp kaldım!
Kim bilir çevresinde kaç papatya yaprağından ayrıldı
Her biri savrulurken kaç tane sevgili birbirinden ayrıldı
 
…/Uyanıkken güneşine başını çevirirmiş
Gövdesinden yükselirken tüm âleme sevgisini verirmiş
Başını eğerken gecesinde duaya erermiş
Ölürmüş sevdanın mahreminde!
 
…/İzmaritler var birkaç tane
Dün geceden kalma sarhoş şişelerinden deste!
Unutmuş, ne söz vermiş eleste
Aşkşa aşk değil bu
Olsa olsa kirlilik belki de!
 
Yaşadığım yüzyıl toprağına ihanet etmekte
Sürmeyi istemez
Çalışmayı istemez
Dert çekmeyi istemez…/
 
Sarhoş kaçmak ister işte kendinden ağaç gölgelerine
Bir gece vakti bu yüzden buraları dolar oldu
Aşk yok diyen geçmişinden geleceğine kırıldıkça şişeler,
Hayal kırıklıklarıyla soldu
 
…/Ağacın taze dallarında işlenmekte kırbaç
Beden hasta gibi, ruh bırakılmış aç!
Ayın kör ışığı çirkinliğe maske
Sanki böceklerin kafasında olmuş renkli takke…
Üç beş insan gülüşmekte
Kaldırır birden neyin kadehiyse “Şerefe! ”
 
Sarıldıkça imdat der gibi çınar titriyor
Sanki kendisini kimse sarmasın istiyor
Bendeki yüzsüzlük işte, anlatsa ne yapacağım ki
Boş yere aklımı meşgul edip lüzumsuzluğumu besliyorum
Kendime sesleniyorum
 
…/Sen iyisi diyorum tefekkür et
Her yaprakta zikir varken birde davet
Gereksiz merakınla ibadetine yapma ihanet
Yapma farkında olmadan kendine eziyet!
 
Tırmandım ağacın dallarına
Arılarla çıktım bal dolu kollarına
İmrendim kuşlar öterken hallerine…
Bir yaprak olmalıydım yeşilinde her renk
Bir ömürlük ecele dek...
Hangi ana sığardım ki,
Olurdum müjdeler veren sıradışı yazar!
 
…/Rabbimden saran tılsımlı ahenk nazar
Fıtratıma güvenerek yaşardım azar azar!
 
Sen çınarsan bende olurdum pınar
Yazında, kışında beslerdim seni, olurduk yar…/
 
Saffet Kuramaz