Ölüm, hepimizi ve aslında tüm canlıları birleştiren ve buluşturan bir gerçek. Öyle bir gerçek ki her şeyi ezip geçen, etkisizleştiren, güçsüzleştiren, her şeye hâkim olan...Bir anda soldurur çehreleri. Gözlerindeki ışıltı zayıflar. Adımlarınız yavaşlar ve elleriniz ekmeğe, bir kaşık yemeğe istemsiz bir şekilde uzanır. Sanki ruhunuz kapatır kendini hayata. Ölümün ardından, geride kalanların yaşadığı her an keder yüklüdür. Gözyaşı yüklüdür. Bazen bir isyan kaplar içinizi. Huzura hasrettir herkes. Aynı sahneler yaşanır her evde. Ölümün ardından yaşanan sıcak dakikalar ve ölenin arkasında bıraktığı büyük bir boşluk, derin bir acı... Acı yüklü bir süreçtir bu. Boğazınızda düğümlenir hıçkırıklar. O yoktur artık. Bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez. O kadar katı ve o kadar net bir gerçektir ölüm gerçeği. Anılar kalır geride. Ona ait eşyalar acıtır içinizi. Ruhu sinmiştir her yere. Duvarlara,  eşyalara sinmiştir yokluğu  ve onun yokluğunu iliklerinize kadar hissedersiniz. Ölüm, çözemediğimiz bir gizemdir. İlahî bir sırdır. Biz, zamanın her şeye ilaç olduğuna inanabildiğimiz ölçüde o ağır kederle baş edebiliriz. Ancak inancımızın gücüyle küllerimizden yeniden doğabiliriz. İnandığımız kadar varız ve huzura yakınız.

16 Ekim 2017