ÖĞRETMEN MALKOÇOĞLU
Adım Tarkan, İlköğretim Müfettişiyim.İşimi bütün zorluğuna rağmen severek yapıyorum. “Dünyaya yeniden gelsem aynı mesleği seçerim” diye düşünüyorum çoğu kez.
Zaman zaman ilginç olaylarla karşılaşıyoruz meslek icabı. Bugün size anlatacağım olay da bunlardan biri. Gümüşhane’de görevliyim. Gümüşhane dediysem merkezde değil tabi ki. Evim merkezde. Ancak görev yerimiz ile bağlı bütün ilköğretim okulları. Yılda en az iki defa gitmemiz de gerekiyor.
Yakın yerlere gidip gelmekte pek sıkıntı çekmiyoruz ama dağ köylerine gitmek anlatılacak gibi değil. Araba yok. Ya yürüyeceksin veya bulabilirsen at sırtında. “Kuş uçmaz kervan geçmez” lafı sanıyorum bu köyler için söylenmiştir. Buralara gelmeden önce bana anlatsalardı, kesinlikle inanmazdım. Bana inanıp inanmamanız da size kalmış. Ama anlatacağım olayı bizzat yaşadım. Buna inanabilirsiniz.
Merkez köylerin teftişi bitti. Artık bahsettiğim dağ köylerine yolculuk başlıyor. Ha, unutmadan söyleyeyim bu köylere gittiğimiz zaman en az bir hafta evimize dönemiyoruz. Ne kadar uzak olduğunu tahmin edin bakalım.
Yine böyle bir günde önce kasabaya geldim. Gideceğim yer bayağı uzak. Milli Eğitim görevlilerinin yardımıyla bir at buldum. En erken hafta sonu gelebilirim, diye anlaştık at sahibiyle. Fena bir at değil. Yürümekten iyidir yine de. Yola koyuldum vakitlice. Akşama kalmadan hiç olmazsa bir okula varmalıyım, diye düşünüyorum.
At sırtında orman denizi denilecek sıklıkta ağaçlar arasında yol alıyorum. Tırsmıyorum dersem yalan söylemiş olurum. Ama erkekliğe leke sürmemek için ara sıra ıslık çalıyor, bazen da bet sesimle şarkı, türkü aklıma ne gelirse söylüyorum. Zaten fizik olarak çok kuvvetli bir bedene sahip değilim doğrusu. Ama havamız bu açığı kapatıyor. Müfettişiz ya, beni arkadaşlarımın çoğu Aydemir Akbaş’a benzetirler. Bu şekilde dalga geçtikleri de oluyor. Eskiden çok kızardım ama artık alıştım.
İkindi vakti ilk köye ulaştım. İlk defa geliyorum bu köye. İlkokul köyün hemen dışında, derme çatma bina müsveddesi bir yapı.
Çocuklar teneffüste sanırım. Genç birisinin de kenarda volta attığını gördüm. Sanıyorum öğretmen olmalı. Kendime biraz çeki düzen vererek okul girişine doğru atımı sürdüm. Öğretmen de bana doğru yöneldi. Havalı bir şekilde, müfettişiz ya, olsun o kadar, attan indim. Öğretmenin bir şey söylemesine fırsat vermeden;
“Ben İlköğretim Müfettişi Tarkan” dedim.
Öğretmen şöyle yukardan aşağı beni süzdü bir an; elini uzattı;
“Ben de öğretmen Malkoçoğlu” dedi.
Bir an neye uğradığımı şaşırdım. Ben gerçek adımı söylediğim halde öğretmen benim dalga geçtiğimi zannederek beni böyle karşıladı. Sonradan genç öğretmen duruma üzüldü ama ben onu teselli ettim. Kızdım dersem yalan olur. Güzel bir anı olarak hâlâ hatırlıyorum çoğu zaman. Öğretmen arkadaşımın o acarlığını ve hazırcevaplığını unutamam.

Emine Çeviker