Nehir Üzerinde

 

Akşam… Sarı bir hasta semâ… Bir gam-ı mechûl…

Sisler gibi tutmuş yine sahilleri eylûl,

Bir hüzn-i müzehheb gibi durgun yine Dicle,

Sessizliği olmuş yine rü’yâlara hacle.

 

Faslın yeni lerzişleri her sâyede mahsûs,

Gûyâ ki uyur kalb-i tabiatta bir “efsus! ”

Her şey o kadar gamlı, soluk, mübhem ü bî-fer,

Gûyâ ki ölür hüzn-i sevâhilde perîler…

 

Çıkmıştık o gün Dicle’ye, sessizce kürekler

Nehrin zehebî sîne-i emyâhını yırtar,

Ağlardı o altın suyun üstünde bir âhenk,

Serperdi o bî-kes sese akşam sarı bir renk,

Gûyâ ki o gün Dicle’nin üstündeki mâtem,

Âfaaka sürükler sarı güller, kırizantem…

 

Solmuştu onun hüzn ile simâ-yi berîni,

Bir ince tül altında duran zülf-i zerîni;

 

Akşamları enfâsına düşmüş uçuşurken

Sarmıştı o sâkin yüzü bir gölge semâdan

Dalmıştı o gözler ebediyetlere… Yorgun,

Yorgundu o gözlerle bakan rûh-ı melûlün;

Akşam gibi a’sabı geren reng-i garibi…

 

Gûyâ ki kamer! .. Sendin onun rûh-ı necîbi,

Sendin ki eden hüznünü mehtâba müşâbih;

Her şey o nazarlarda semâlarla müşâfih,

Her şey sana bir parça yakın, sâf, ebedîdi,

Sâhilde ezân seslerinin aks-i medîdi,

Bî-tâb uzanırken dönüyorduk… Yine sâkin

Mübhem, sarı yıldızları bir leyl-î hazânın,

Tenhâ sular üstendi açıp titreşiyorken,

Artık daha vâzıhtın o gözlerde kamer, sen!

 

Ey sen, ey onun ru ve ey mâtem-i seyyâl,

Ey şimdi bakan hüznüme, âh ey kamer-i lâl!

 

(Piyale, 1926)

 

 Ahmet Haşim Hayatı

Bize Göre 

Sembolizim Ahmet Haşim