MÜNASİP KISMET

 

               Gözü yükseklerde, ama sürünür

               Kimseyi beğenmez, kibir bürünür

               “En güzel, en iyi, benimkidir” der 

               Kuzguna yavrusu şahin görünür

 

******

“Oğlumun dünyada yoktur benzeri,

Boyu posu en az bir doksan” dedi

“Ahu gözlü ceylan gibi nazarı,

Durup da yüzüne bir baksan” dedi.

 

“Ay siması ışıl ışıl parıldar,

Sesi dere gibi akar şırıldar,

Uysal kedi olur, bazen mırıldar.

“İçini açıp da bir döksen...” dedi.

 

“Üniforma mavi, yıldızı da bol.

Emrinde bir ordu, bir de karakol.

Sen de bu paşamın gel karısı ol.

Sözümü kafana bir soksan...” dedi.

 

“Öğretmen imişin, maaşın da var.

Yirmiye ermişin, bak yaşın da var.

Hem dikili taşın, hem aşın da var.

Oğlumun bahtına bir çıksan...” dedi. 

 

“Elini bir daha suya sokmazsın,

Gömleğe-pantola yama dikmezsin.

Kiler mutfak dolu, yokluk çekmezsin.

Soyadını alıp bir taksan...” dedi. 

 

Anlata anlata bitiremedi

Lafının sonunu getiremedi

Hevesinden, accık oturamadı

“Yüreemin yağını bir yaksan...” dedi.

 

Baktım yüce Allah ona boy vermiş.

Ama gerisini hayli koyvermiş.

Ceylan bakışından bir de soy vermiş.

“Şehla gözlerine bir çöksen...” dedi.

 

Yüzü, ay yüzeyi, çukur çukurdu.

Uzun boynu eğri, beli kamburdu.

Su gibi sesiyle küfür savurdu.

“Sabredip dişini bir sıksan...” dedi.

 

Gönlü hep sevdalı, âşıkmış hem de

Her gördüğü kıza yanıkmış hem de

Sanki sudan çıkmış balıkmış hem de

“Göksu Nehri gibi bir aksan...” dedi. 

 

Paşa zabıtaymış, yaş kırk beş-elli.

Ordusu esnafmış, mutfaktan belli.

Hem şişman-göbekli, hem kelli felli.

He deyip boynunu bir büksen...” dedi.

 

Öğretmen olmuşum boş-hayatmışım

Yazın üç ay tatil ne rahatmışım

Güzel değil amma hoş avratmışım

Kör şeytan “ağzına bir çaksan...” dedi. 

 

Oysa seferim hep,  Aşk üzerine.

Bu “münasib kısmet” neye gerine...

Ne koyabilirim Yârin yerine?

Gönlüm “bu talihi bir yıksan” dedi.