Monolog Röportajımıza Devam Ediyoruz Sevgili Okuyucularımız Kaldığımız Yerden…
 
Görsel sonucu

-Monolog röportajımıza devam ediyoruz sevgili okuyucularımız kaldığımız yerden. Şair Âşık Gülveren’le devam ediyoruz.Efendim tekrar hoş geldiniz aradan geçen bunca zamandan sonra sizinle olmak benim ve okuyucularımız için umarım yine geride bir gülümseme bırakarak ayrılırız. Bilmenin daha doğrusu bilişin yoksulluğunu biz okuyucular mı seçeriz ve okumayız? Bunlar kendi seçimlerimiz midir yoksa hayatın koşuşturma olduğunu, bize birilerinin kabul ettirmesiyle hep hayatı koşturarak yaşayarak, etrafımızda olup bitenleri hayatı görmeden yaşamanın doğrultusunda, bir koşuşturma farkına varmamak bilmemek, bilişin ne olduğunu fark etmeden yaşamamıza mı olanak veriyor?

-Öncelikle hoş bulduk. Siz ve okuyucularla tekrar buluşmak benim için bir sevinç ve mutluluktur. Geride bir gülümseme bırakma çabam için, bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürler ederim. Güzel anlamlı bir soruyla başladınız, teşekkürler edelim, anlaşılmak ve anlamak bilmek adına. Bilmek bilen olmak hatta biliş dediğimiz hakiki gerçek, bilgilerle dolu öykü şiir deneme roman ve diğerleri dünyamıza ışık olabilecek bilgilerle dolu olması nedeniyle, bizi bilmeye bilmenin hazzı ile ilerleyerek karanlıklardan aydınlığa götüren edebi eserlerdir. İnsana yüklenilen ego ile kendini, diğer insanlardan ayrı özelmiş gibi hissettiren yanlış farazi duygular ve hayatın bir koşuşturma olduğu ve etrafımızda olanları görmeden bakmadan hissetmeden yaşamamız gerektiğini bize yükleyen bu yanlışlığı aklımıza fikrimize yükleyen fikirsizlerin, fikrine kapılırsak, ne bilen oluruz ne de bilmenin bilişin karanlığı aydınlatan kapısına doğru yürümüş oluruz, ne de edebi eserleri okumadan hayatımıza bir robotmuşuz gibi devam ederiz. Kuşku duymayan sorgulamayan, her gün yeniliklerle kendini yenilemeyen bilgi ile ruhunu duygu ve hislerini edebiyatla doyurmayanın ruhu hisleri duyguları her zaman aç kalacak, duyguları hisleri ona gerçeğin kapısını açtırmayacaktır. Aslında her kabul edilişte yanlışlık fark edildiğinde bir dönüş kapısı vardır lakin biz onu kapatmazsak, sorgulamadan kabul eder, giriş aynı zamanda çıkış kapısı iken, biz kapıyı kapatır kilitler ve kilidini pencereden dışarıya atarsak, içeride geriye dönecek kapıyı açamayız, yanlışlığımızı doğru ile değiştirmeden bunun sancısı ile yaşamaya mahkûm kalırız. Dönüş kapısını aralıklı bırakarak, gittiğimiz yolda az kuşkulu sorgulayan hemen kabul etmeyen olursak, geriye dönerek yanlışı doğru ile şiirin bakış açısıyla roman deneme ve diğer edebi eserlerin edepli bakış açısıyla doğruya hakikate ulaşabiliriz.
 
-Bu açıklayıcı bilgileriniz için teşekkürler ederim. İnsan şiirle eksiktir diyorsunuz bunu daha açık bir dil ile anlatır mısınız?

-Kendi başına değil toplumla yaşayan ona uyum sağlayarak var olan insan şimdiye dek kendi dışında bir şeyleri başaracağını sanarak, tek kendisine ait olan hayallerini düşlerini içini süsleyecek güzelliklerle donatamadığından dolayı, hem gerçekleştirememiş hem de hoşuna gitmemiştir. Yolu bir ara yolu bir şairin şiir yazdığı, bir köşeye denk gelmiştir, şairin gönlünde hecelerin şiir, şiirinde gönül olduğunun güzelliğine varan insan, şiirin bütün güzelliği şairin gönül güzelliğini içine katarak, daha renkli daha gerçekleşe bilir olduğunu fark etti.  İşte o günden beri bütün görkemi, güzelliğini alan insan eksik olan tarafını bakış açısını dilini, şiirle tamamlayarak eksik yanı bir bütün oldu. İnsan, tek başına bir yola bakış açısının güzelliğiyle o yola bakmazsa, kendi içinde kalarak yaşayarak bir şeyleri gerçekleştiremez bunu, işte bu güzellikle var olacak yol alacak olan insanın varlığı ile yöneleceği, bildiği bir örnek koymak gerek onun önüne… Şair, şiiri ile geçmişe geleceğe insanın bugününe hatta yarınına ışık tutan, hecelerle mısralarla yol açan, yol alandır. İşte şair şiiri ile günün anın bugünün ihtiyacı olan koşullarına deneyimini araştırarak yön vermeye çalışır çabalar uğraşır, kendinde eksik varsa tamamlar okuyucu ile okuyucuda insanda eksiklik varsa şiiri ile söyler, söylemekten de çekinmez.
 
-Sayın Gülveren bazıları şiirler için ne kimlik arayışı değil kimlik hiç değil, sadece aykırı düşler peşinde koşanların boş hayalleridir, siz bu konuda neler söyleyeceksiniz önce bunu söyleyenlere, sonrada aydınlanmak için bizlere?

-Düşünmek kimin içindir? Ne için insan düşünür? Bir şeyleri söylemek ifade etmek insanlara yardımcı olmak için değil midir? İnsan ulaşamayacağı dalı kırarak ulaşman yerine şiirleri merdiven yaparak ulaşmasında ağaca zarar vermeden birkaç tane yemesinin ne zararı vardır? Veyahut bunu ağacı kırarak yapanlara, şiirle aman yapmayın kırmayın bir merdiven getir öyle uzanın demenin neresi aykırıdır söze o yapılan yanlış eyleme? Aslında bir meyve yemek için ağacın dalını kırmaya çalışanların yaptıkları aykırı bir davranış değimlidir? Kimlik bir insanın adı ile çağrılması için çok önemlidir, şimdi ağacı kırmayın diyen bir şairin, her ağaç ismi geçtiğinde hatırlanılması o şaire bu güzel davranışı mısraları ile güzellik katması bir kimliğe bürümesinin neresi kimlik arayışı değil de nedir? Olacak olanı beğenmeyen zor olan hayal peşinde koşmayanı koşturan şair şiiri ile önce kendi sonra bu yola çıkmayanları çıkarma fikri ile bir kimliğe bürüyerek, aykırı düşünenlerin oturanların bu aykırılığını tembelliğini yüzlerine haykırması söylemesi neden aykırı bir düş olsun, hakikati söylemekten öte…
 
Sen vakit geçti bana diyorsun
Ben yola çıktım sen bilmiyorsun
Yollar seni sen yolları bekleme artık
Neden söyle küskünsün gülmüyorsun
Yola çıkıp yürümeyince yola küsüyorsun
Yol sana gel diye gülümserken sen görmüyorsun
Gör artık gör gözlerinle gözlerin görmezse gönül gözünle
Yoldaki yolcular bekleyenler seni içindeki umudu bekler
Çıkmayacaksan yola kenara çekil gidecek olana yol ver
Sende düş peşine yola çıkanla takıl hayallerinin peşine yeter

-Bu güzel şiirinizle bize anlamak istediğimizi çok güzel anlattınız, isterseniz az ara verelim, okuyucularınız sindire sindire okusun, onları okur iken sıkmayalım, dediğiniz gibi geride bir gülümseme bırakalım.

-Dediğiniz gibi olsun, güzel günler gülümsemeler sizlerin olsun.

Mehmet Aluç