Monolog Röportaj- Üstat Ahmet Haşim Gibi Hemen Anlaşılır Olmamak
Şiirin İlk Mısralarıyla Gerekli Midir?
 
 
 
                                
 
 
 
-Sayın Gülveren üstat Ahmet Haşim’i şiirlerinden dolayı bir eleştirisinde şöyle denilmiştir, ‘’Şairin lisanı ‘nesir’ gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere, vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mutavassıt (aracı) bir lisandır.* Üstat Ahmet Haşim Gibi Hemen Anlaşılır Olmamak Şiirin İlk Mısralarıyla Gerekli Midir?
 
-Şiir bence anlaşılmak anlatmak içindir, duyurmak duyulmak hissetmek ve hissedilmek içindir mısralarıyla heceleriyle. Şair şiiri ile sanki gönüllere sihirli bir değnek ile dokunmak hissettirmek ister. Belki Üstat manayı ikinci plana atarak anlaşılmaktan öte anlatmanın heyecanıyla çağrışımlarını hemen anlaşılır kılmaktan öte musikiye yatkın bir dille anlatarak ahenkli olarak açık mana ve anlamı okuyucusuna bırakarak anlatabildiğini veya anlaşılabilir olup olmadığını seyretmek için bu anlayışla yazmış olabilir. İçten gönülden gelen sesi direk duyulması yerine, musiki ile ona yatkın bir formatta yazmakta şairin kendi inisiyatifin de olan bir yazım şeklidir. Üstat Ahmet Haşim gibi hemen anlaşılır olmamak şiirin ilk mısralarıyla gerekli anlaşılır olmak gerekli değildir. Yine Üstat,”* gerçek şiiri anlamayanlara cüceler der ve cüceler diye bahsettiği kişilerde gerçek şiiri anlamayan tenkitçilerdir. Ona göre anlaşılamayan bir şair olan Nedim’i, aydınların çabası sayesinde ‘’cüceler’’ okuyup sevmişler; şiirlerinin  zevkine varabilmişlerdir diyor.*
 
Belki de şiir hemen anlaşılır olandır anlatandır, lakin gönülleri anlamaya perdeli olanlar, bunu anlamaktan mahrum ve uzaktır, çünkü anlamak için değil sadece eleştiri yaparak kendilerini ispat etmeye çalışanları, hangi niyetle yola çıktığını öğrenmek için böylesine hemen anlaşılır yazmayarak, okumaya fırsatı olmayanların musiki ile duyarak şiirini anlaşılır olmak, musiki ile anlatılır olabileceğini anlatmak için yazmışta olabilir.
 
Yazılan şiir okurun veya eleştirmenin anlama yetisine göre anlaşılır veya anlaşılmaz olabilir. Şiirde her daim vuzuh yani açıklık açıklayıcı ilk okuduğumuzda açık anlaşılır olmasın beklemek çok yanlıştır okuyucunun muhayyilesini yani hayal gücünü hatta hayal kurarak anlamasını engeller. Şair şiiri ile konusunu yarı aydınlık bir şekilde yazar ve bırakılırsa, okuyucu derin hayal gücü ile yol alarak düşüncenin engin okyanusunda gezerek şiiri onu bu şekilde anlayarak mükemmel olan düşünce ve duygu dünyası ile mükemmel olana ulaşır, okuyucu şair aynı eksende aynı yolda buluşur ve gülüşürler. Kimi şair şiiri ile açık manası ile kimi şair derin düşüncelerle varılan manası ve kapalılığı ile okuyucunun bu ruh durumuna göre şairle okuyucu aynı duygu diliyle az uğraş ve çaba ile anlaşılmak ister kendisini, bu şairin kendi tercihidir. Şair hemen şiirle okuyucunun ve okuma imkânı bulamayanların dinleyerek müzik ritimleri daha fazla kitleye hitap ederek hemen şiirle anlaşılmak yerine, duyularak ta vücut bulması için, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mutavassıt (aracı) bir lisan ile yazmıştır, okumaya vakti zamanı olmayanlara musiki aracılığı ile dinleyerek, hitap edilmesi için yazmıştır. Üstat Ahmet Haşim’in röportajımıza vesile olan şiirini birlikte okuyarak hayal ve düşünce dünyasına yelken açalım ve ne demek istediğini anlayalım isterseniz.
 
Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,(parlayan)
Güller gibi... Sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalân; (inleyen)
Gün doğdu yazık arkalarında! 
 
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilân. 
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
 Âlemlerimizden sefer eyler?
 
 Akşam, yine akşam, yine akşam
 Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema kavs-i mutalsam!
 Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
 
-Akşam yine aynı akşam, bir değişiklik olsa da göllerde yetişen ney olan kamış olsam da, gönüllerin merkezine doğru bir neyzen gibi çalarak dokunsam, silkeleyerek ayık tutsam beklide bizlere, Aşk ve muhabbetle muhabbetin gönül’e meşakkatiyle varmanın ateşiyle yanmış olmayı seçerek hak ve gönül erleri gibi gönül dünyasına etki ederek dokunan ney ile insanların, gönül sinesinde ulvî bir aşk ateşinini alevlendirerek, aşkla dolu bir muhabbetle aşka varmayı hissettiren bir saz gibi hissettiren olmayı istemektedir kim bilebilir bir anda, düşünce ve hayal dünyasında biraz zahmet çekmeden varmadan? Kamış sulu göllerde yetişir, kesin bıçaklarla kesilir diğerlerinden ayrılır, bağrı ateşle dağlanarak delikler açılır, anlatmak için nefes almaya ihtiyacı vardır bu delikler onun içindir. Belki üstat kamış gibi bir ulvi amaç gaye için bunca zahmete kelepçelere mahkûm edilmiş olsam da, insana topluma hizmet etmeye mahkûmum demediğini kim bilebilir, düşünce dünyasında hayal dünyasında benim/ bizim gibi gezmeyince, vesselam.
 
Mehmet Aluç
 
*Kaynak: Ahmet Haşimde Mana Ve Vuzûh Meselesi- Selin Lafcı