MİLLÎ EĞİTİM MÜFREDATI ÜZERİNE III
Millî Eğitim’de ders kitapları her zaman bir problem olmaktan çıkarılamamıştır ve çıkacağa da benzemiyor. Şimdiden başladı bile münakaşa hem de müfredat daha çıkmadan. Neymiş efendim “müfredattan EVRİM çıkarılmış.” Nedir bu EVRİM onu herkesin anladığı dilden söyleyivereli de konuyu uzatmayalım isterseniz. EVRİM bize öğretilen biçimde İNSANIN MAYMUNDAN TÜREDİĞİ şeklinde formüle edilirdi bizim zamanımızda. Müfredatı hazırlayanlar eğer bu EVRİM TEORİSİNİ müfredattan çıkarmışlarsa bir bildikleri vardır elbet. Bir hatıramı anlatıvereyim de taş gediğine konuluversin. Hasan Celal GÜZEL’in Millî Eğitim Bakanlığı döneminde toplanan Millî Eğitim Şurasında kalabalık yapmak için görevlendirildik. Millî Eğitim Şura Salonu’na erkenden vardığımda Cihan YAMAKOĞLU ağabeyi ( Adalet Bakanlığında Tetkik Hâkimiydi o zaman)görünce yanına vardım. Hal-hatır sohbetinin ardından Süleyman Hayri BOLAY hocam geldi yanımıza. Yanında da bir arkadaşı vardı. Ben ders kitaplarıyla ilgili aldığım bazı notları Cihan YAMAKOĞU ve Süleyman Hayri BOLAY hocama aktarmak için notlarımı çıkardım ve “Hocam bakınız ilkokul dördüncü sınıf “FEN BİLGİSİ” kitabında canlılar sınıflandırılırken nasıl bir sınıflandırma yapmışlar, dedikten sonra konuyu aktardım. Şöyle ki: kitapta canlılar özellikle bitkiler ve hayvanlar üç madde üzerinde karşılaştırma yapılmış; son maddede ise “insanlarda hayvanlarda olan özelliklerini taşıdıklarından HAYVANLAR GRUBUNA girerler” deniyordu. Ben bunları anlatır anlatmaz Süleyman Hayri BOLAY Hocamın yanında bulunan şahıs: “Doğru” dedi, “insanlar biyolojik olarak hayvandır” mealinde şeyler söylemesi üzerine; Süleyman Hayri BOLAY Hocam taşı gediğine koyuverdi. “Bak Musa’m, sen diyorsun ki, biz insanız, biz hayvan değiliz. Bizim anamız da, babamız da insandır ama adamlar biz insan değiliz, bizim anamızda babamızda hayvandır diyorlarsa öyle olsun. Biz insanoğlu insan olalım, onlarda hayvanoğlu hayvan olsunlar. Biz kendilerini insan yapmaya çalışıyoruz ama adamlar hâlâ biz hayvanoğlu hayvanız diyorlarsa yapacağımız bir şey yok.” İşte “EVRİMİ” savunanlara, onun bilimsel veri olduğunu söyleyenlere söylenecek tek söz Süleyman Hayri BOLAY Hocamın söyledikleri olmalıdır. “Biz hayvanoğlu hayvanız, bizim atamız da hayvandır” diyorlarsa bir diyeceğimiz yok ama yeter ki bizim insan olduğumuzu bilsinler. Bilsinler ki insanoğlunun hayvanoğlu hayvanlara nasıl davranacağını da tahmin etsin yeter.
Burada özellikle “FEN GRUBU” kitaplar hazırlanırken mutlaka konuların ana başlığının üzerine konuyla ilgili bir ayet, bir hadis ve Türk büyüklerinin bu konuyla ilgili söyledikleri mutlaka olmalı ve “fen ile din” diğer bir deyişle “din ile bilim”in çatışmadığı gösterilmelidir. Matematik kitapları, tarih kitapları vs. kitaplar içinde aynı şey geçerlidir. Çocuk hem bilimsel verilerle karşılaşırken inancının ve atalarının bu konu hakkında söylediklerini de öğrenmiş olsun.
“‘Atatürk İlkeleri ve kalkınma’ kitabı, Atatürk İlkelerinin esas amacının çağın ihtiyaçlarına uygun millî bir kültür kurma olduğunu vurgulayarak, milletin manevi değerlerini hiçe sayan ve millet hayatına ters düşen yanlış zihniyetlerin bırakılarak, milletin sosyal gerçeğinin bilimin ışığında incelenmesi ve meselelere bilim ışığında çözümler geliştirilmesi gerektiğini vurgular”dı(1) diyor. Kim bunu söyleyen biliyor musunuz? Tabii ki Mümtaz TURHAN Hoca söylüyor. İşte bu yanlış zihniyetli şahıslar dini bilimden ayırmak için her türlü herzeliği yapıp milletin önüne bilimsel veri diye “evrim teorisi” gibi saçma sapan şeyleri koydular. EVRİM TEORİSİ gibi saçma sapan şeyler yavrularımızın önüne konulurken; ülkeye hâkim güçleri de alet etmesini ve “onlar da bizim gibi düşünüyor” demeye çalıştılar. İşte bunlardan en önemlisi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Yaptıkları her şeyin ATATÜRK’ün görüşü doğrultusunda olduğunu vurguladılar. ATATÜRK’ü din dışı biri gibi göstermek için çalıştılar. Başarılı oldular da. Şimdi müfredat hazırlanırken “EVRİM” çığırtkanlığını yapanlar, ekilen o tohumların yetiştirdikleri meyvelerdir. Bir meyve daha var şuursuz dindarlar araştırmadan, gerçeği öğrenmeden; “EVRİMCİ” olmayıp ama ATATÜRK’ün ellerinden “yem borularını” aldığı için sevmeyenlerin yazdıkları, araştırma diye sunduklarına inanarak ATATÜRK düşmanı bir neslin yetişmesini de sağladılar.
İşte Mümtaz TURHAN Hoca yıllar önce bu tehlikeyi görmüş olmalı ki söylüyor ve ikazda bulunuyor.
Tarih kitaplarında sadece zaferlere yer verilmesi hiçte doğru bir yaklaşım değil. Sınıflar ilerledikçe zaferlerle birlikte yenilgilere de yer verilmeli, yenilgi ve zaferler sonucunda kazanımlar ve kayıplar açıklanmalıdır. Mesela ben şahıs olarak İhsan Süreyya SIRMA Hocanın “MÜSLÜMANLARIN TARİHİ” ni okuyunca “EMEVİLER ve ABBASİLER” devrinde yapılan olumsuzluklarla karşılaşınca şok olmuştum. Ama bu bizim gerçeğimizdi. Bize MOĞOLLARIN verdikleri zararlar anlatılırken kendi kendimize verdiğimiz zararlardan hiç bahsetmememiz bir çelişki olsa gerekir.
Mesela Yunanistan’ın başkenti Atina’da dikilen sözde Türk Büyüğünün niçin Yunanlılar tarafından heykelinin dikildiği öğretilmelidir.
İlkokul kitaplarında özellikle matematik kitabındaki konular çok ağır. Müfredatta hangi sınıfta hangi konuların işleneceği, hangi konuların tekrar edilmesi gerektiği açık açık belirtilmelidir. Burada bir hatırayı aktarmak isterim: Bir müfettiş arkadaşım anlatmıştı: “Ankara Çankaya’da iki değişik okulunda teftişe gittiğinde karşısına çıkan olumsuzluğun kendisini üzdüğünü söylüyordu. Çankaya’nın gecekondu, gelir seviyesi düşük bir okulda görev yapan bir bayan iyi niyetli olarak çırpınıyor ama çocuklara vermek istediklerini vermediği için üzülüyordu. “Niçin böyle yapıyorsun, bunlar müfredatta yok ki,,bunları niçin öğretiyorsun? Dediğimde verdiği cevap karşısında şok olmuştum. Çankaya’nın gelir seviyesi yüksek varlıklı ailelerin çocuklarının okuduğu okulda bir arkadaşının aynı konuları rahatça verdiklerini söylemişti,” diye anlatmıştı. İşte yazımın bir yerinde belirttiğim “bölgeler arası”, “mahalleler arası”, hatta aynı mahallede olup ta “okullar arası” dengesizlik dediğim şey bu. Onun için müfredatta verilecek konular mutlaka kesin çizgilerle belirtilmelidir. Öğrencinin seviyesine göre kapasite de varsa “fazla mal göz çıkarmaz” kabilinden bilgileri vermekte de bir sakınca yoktur. Lakin imtihanlarda hazırlanıp sorulacak sorular mutlaka müfredat dâhilinde olmalı, sorularda müfredatın dışına çıkılmamalıdır.
İlkokul birinci sınıflarda “İLKOKUMA YAZMA” konusunda belirli bir yolun izlenmesi gerektiği belirtilse de; öğretmenin şahsi becerisine de göz yumulmalıdır.
İlkokullarda teftiş sisteminde müfettişlerin öğretmen üzerindeki olumsuz etkileri mutlaka düzeltilmeli, müfettişlerin teftişten ziyade örnek ders anlatımlarıyla rehberlik ettikleri sağlanmalıdır.
Öğretmenlerin farklı sendikalara üye olmaları hususunda esnek olunmalı, öğretmenin mezhebine, meşrebine, ideolojisine yakın sendikaya üye olma imkânına göz yumulmalı, sendikaya sadece makam, mevki kapma yeri olmadığı belirtilmeli, sendikanın öğretmenin “özlük hakları”nın korunması ve yeni kazanımlar elde etmek için kurulmuş kuruluşlar oldukları belirtilmelidir.
Son söz: Çocuğun küçük, bir şeyden anlamaz bir birey olduğunun yanlış olduğunu; çocuğun geleceği büyüğü olduğu gerçeği unutulmadan bilgi yükleme ve yüklenen bilgileri hayata geçirmesine katkı sağlanmalıdır.
Çocuklar bizim geleceğimiz
Çocuklar bizim yarınlarımız
Geleceğimizin ve yarınlarımızın nasıl olmasını istiyorsak çocuklara öyle davranmamız gerektiğini unutmayalım.21.01.2017
Musa SERİN
- Yılmaz ÖZAKPINAR, “Kültür ve Medeniyet Üzerine Denemeler” (Mümtaz Turhan ve Aydınlar” makalesi )sayfa 39
Musa Serin