MİLLÎ EĞİTİM MÜFREDATI ÜZERİNE ll
Yaklaşık otuz yıl görev yaptıktan sonra emekli olan bir öğretmen olarak gördüklerimiz, duyduklarımız ve okuduklarımızı tecrübe ışığında sunmak isterim.
Müfredat önemlidir elbet. Öğrencilere hangi sınıflarda nelerin verileceği veya nelerin verilmesi gerektiğini bilmek hem öğretmen, hem öğrenci, hem de yöneticiler açısından önemlidir. Öğretmenlik mesleğine yeni başladığımız senelerde öğrencilere verilecek konuları ihtiva eden “Yıllık Plan” sınıfın bir yerine asılır, hangi tarihler arasında hangi konuların işleneceği belirtilirdi. Böylece öğrenciler kendilerine verilecek bilgilerin neler olacağı rahatça görebilirdi. İsteyen veli de plana bakarak konular hakkında bilgi sahibi olurdu. ( sorumlu veliler konular hakkında bilgi sahibi olduktan sonra çocuklara yardım hususunda öğretmenlerle de görüşüp bilgilenirdi.) Şimdi bütün teknolojik imkânlar olmasına rağmen bunun daha da güzeli yapılamamaktadır. Gerek öğretmen, gerekse idareciler ve hazırlığı yapan memurlar böyle çalışmaları angarya görmüş olmalılar ki şimdi bu yapılmıyor. Aslına bakarsanız şimdilerde “yıllık plan” değişik kurumlar kendi kitaplarının ve/ya dergilerinin satılması için yıllık plan adı altında kitapçıklar dağıtmaktadırlar okullara. Öğretmenlerde hazıra konmanın sevinciyle planlarda hemen hemen hiç değişiklik yapmadan dosyasına yıllık plan diye koymaktadır. Tek değişiklik ünitelerin süreleri. Süreleri yazmaktadırlar o kadar.
Müfredat hazırlanırken bölgeler arası dengesizlik göz önüne alınmalı, imtihanlarda da sorular bölgeler arası dengesizliğe göre hazırlanmalıdır. Bölgeler arası dengesizliğin yanında bir il içindeki mahallelerde, il içindeki okullarda da dengesizlik bulunmaktadır. Bazı okullardaki veliler duyarlı olup tabir yerindeyse öğrenci hemen hemen sınıfa hazır bir şekilde gelmektedir. Sorumlu veliler zaman zaman öğretmeni telefonla arayıp karşılaştığı güçlükleri nasıl aşacağı hakkında bilgi sahibi de olmaktadır. Bazen de okul ziyaretleri yapıp birebir öğretmenle görüşerek de bilgi edinebilinmektedir. Bazı veliler ise çocuk evden gitsin de nereye giderse gitsin mantığı içinde hareket etmektedir. Baba işe giderken; eğer anne çalışmıyor ise mahalle dedikodusu veya “pembe dizi” izlemeye başlanmakta, kısır partileri yapılmaktadır. Şimdi Velilerin sorumlu olduğu okuldaki başarı ile sorumsuz velilerin olduğu okuldaki başarının aynı olacağını söylemek mümkün mü? Bunun içinde, bölgeler arası dengesizliğin yanında müfredat uygulamasında okullar arası dengesizliklerde göz önüne alınmalı, velilerin eğitim-öğretimde öğrencilerin daha başarılı olması için velilerin katkılarının nasıl olması gerektiği hususunda şuurlandırılmalıdır.
Müfredat hazırlanırken mutlaka sahada görev yapan öğretmenlerin görüşü alınmalıdır. Müfredatı uygulayan öğretmenler olduğu için hangi konuların hangi bölgelerde daha rahat verilebileceği hususunda en tecrübeli olanlar onlardır. Masa başında müfredat geliştirmek kolay. Okuduğun, gördüğün ve duyduklarını kaleme alarak müfredatı hazırlanabilir. Ama önemli olan bu bilgilerin ülke gerçekleriyle örtüşüp örtüşmediğidir. “Beyaz Zambaklar Ülkesi”nde görülenleri benim ülkemde uygulamak istersen sonucun hüsran olacağını da bilmelisin. Lakin müfredatı hazırlayan “masabaşı” aydınları ülke gerçeklerinden uzak olduklarından iyi niyetli olarak gördükleri her güzelliği müfredata almaktadırlar. Bunun sonucu da başarısızlık canlarını sıkmaktadır.
Öğrenci başarılarının ve öğretmen başarılarının ölçülmesinde de bölgeler arası dengesizlik, okullar arası dengesizlik hatta sınıflar arası dengesizlik göz önüne alınarak yapılmalıdır. Şimdi burada yurt dışında görev yapan bir arkadaşımın anlattığı başarı değerlendirmelerinin nasıl olduğunu aktarmak isterim. Arkadaşım diyor ki: “ Okulların açıldığı bir iki hafta içinde bütün öğrenciler aynı sorular sorularak imtihan edilir ve başarı yüzdeleri alınır. Sene ortasına doğru ikinci bir imtihan yapıp yine başarı yüzdeleri alınır ve sene sonunda tekrar imtihan yapılarak başarı yüzdeleri alınır. Başarı yüzdeleri karşılaştırılarak hem öğrencilerin başarısı, hem sınıfın başarısı, hem de öğretmenin başarısı ölçülmektedir” diyor arkadaşım. Konuyu daha da anlaşılır şekilde; “diyelim ki okulda iki sınıfı ele alalım. Bu sınıfın birinin matematik ortalaması 25-30-35, diğerinin 10-15-25 olsun, ilk bakışta ortalamayı son imtihanda 35’e çıkaran sınıf başarılı gözükmektedir ama diğer sınıf ise 25 ortalama ile onu takip ediyor gibi gözükmektedir. Birinci sınıf 25 ortalamadan 35 ortalamaya yükselirken, diğer sınır 10 ortalamadan 25 ortalamaya yükselmiştir. Bu durumda ikinci sınıf daha başarılı gözükmektedir ve öğretmene not ona göre verilmektedir” diyor arkadaşım. Ya bizde nasıl onu da siz söyleyiverin…
“Öğrenci başarısında veli şuurlandırılmalıdır” dedim. Velinin şuurlu bir konuma gelmesi uzun zaman alabilir ama bu başarı için çok önemlidir. Şuurlu veliler çocukla nasıl ilgileneceğini bilir, bilmiyorsa sorar ve öğrenmeye çalışır. Öğrendiklerini öğretmenle ve rehber öğretmenle de işbirliği yaparak uygulamaya çalışır. Hani atalar sözünde: “Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış” derler ya, işte şuurlu veli “dağları aşarken” şuursuz veli “düz yolda şaşmaktadır”. Çalışan anne ve babalar için durum biraz daha zordur öğrenciyle ilgilenmek. İşten gelen anne elini yüzünü yıkamaya, hatta dinlenmeye bile fırsat bulamadan hemen mutfağa koşmakta akşam yemeğini yetiştirmeye çalışmaktadır. Baba ise geleneksel erkek tipinde olduğu gibi hemen televizyonun karşısına ve/ya bilgisayarın başına geçmektedir. Anne yemek vs. hazırlığını yaparken baba keyf âleminde keyf sürmektedir. Tabii keyf denirse. Okuldan gelen yavrular annenin ve babanın yüzüne birkaç dakika gördükten sonra baba veya anne tarafından “haydi ödevini yapıver” diye varsa odasına gönderilmektedir. Yavru çözemediği bir problemi olduğunda ya babaya, ya da anneye sorduğu zaman; “of… Yorgunum git başımdan, bir de sen ağrıtma başımı” cevabını almaktadır. Şimdi böyle bir ortamda öğrenciden ne kadar başarı alınabilir siz düşünün. Bazen de özellikle baba akşam yemeğini yer yemez( hatta yemeden bile) hemen mahalle kahvesine koşmaktadır. Mahalle kahvesinde “al papazı ve kızı” kabilinde oyuna dalmakta veya kahvecilerin deyimiyle “karo döşemektedir”. Bu veliye; “zamanı burada harcayacağına çocuklarla ilgilensen” dendiğinde “ oyun oynamak benim hakkım değil mi” kabilinden cevaplar vermektedir. Ne diyelim tek yol veliyi şuurlandırmak. Başka yol bilen varsa söylesin de onu uygulayalım.
Eğitim ve öğretimin en önemli unsuru hiç şüphesiz öğretmendir. Müfredatı ne kadar güzel yaparsan yap eğer onu uygulayacak öğretmeni iyi seçememişsen müfredat bir yere kadar uygulanır ama gerisi gelmez. Bir söz vardır “kötü bir kanun iyi uygulayıcılar elinde iyi bir kanuna döner, iyi bir kanun da kötü uygulayıcılar elinde kötü bir kanına döner” diye. Müfredat kendi kendini anlatmaz, kendi kendini uygulamaz. Onu uygulayacak, orada yazılanları bilgiye, beceriye dönüştürecek öğretmendir, öğretmenin maharetidir.
İdareciler mi onlara da söylenecek birkaç söz olmalı. İdareci adı başında idare eden şahıstır. Olumsuzlukları olumlu hale çevirmesini bilecek, öğretmenin üzerinde “demoklesin kılıcı” gibi durmayacaktır. Siyasi, ideolojik çekişmeleri bir kenara itecek, öğretmenler arasında sendika, parti vs farkını bir kenara itmesini bilecektir. Yağ, un, şeker ne varsa eğitim öğretim için okulun ihtiyacını karşılayacak, güler yüzlü ve hoşgörülü olacak ve ondan sonrada helvanın yapılmasını isteyecek. Eğer helvanın iyi olmadığı kanaatinde ise hatanın nerede olduğunu öğretmen, veli ve öğrenciyle de konuşarak helvanın hazırlanmasını sağlayacaktır. Helva için her şeyi yaptı ama helva yine de olmuyorsa problem kimden kaynaklanıyorsa ona göre ikazlarını yapacak gerekirse cezai müeyyideyi uygulayacaktır, uygulatacaktır.
Eğitim-öğretim için “öğretmen, veli ve idareciler hakkında söyledikten sonra sıra kitaplara geldi sanırım. İsterseniz onu da bir başka yazımızda ele alalım.20.01.2017
Musa SERİN
Yaklaşık otuz yıl görev yaptıktan sonra emekli olan bir öğretmen olarak gördüklerimiz, duyduklarımız ve okuduklarımızı tecrübe ışığında sunmak isterim.
Müfredat önemlidir elbet. Öğrencilere hangi sınıflarda nelerin verileceği veya nelerin verilmesi gerektiğini bilmek hem öğretmen, hem öğrenci, hem de yöneticiler açısından önemlidir. Öğretmenlik mesleğine yeni başladığımız senelerde öğrencilere verilecek konuları ihtiva eden “Yıllık Plan” sınıfın bir yerine asılır, hangi tarihler arasında hangi konuların işleneceği belirtilirdi. Böylece öğrenciler kendilerine verilecek bilgilerin neler olacağı rahatça görebilirdi. İsteyen veli de plana bakarak konular hakkında bilgi sahibi olurdu. ( sorumlu veliler konular hakkında bilgi sahibi olduktan sonra çocuklara yardım hususunda öğretmenlerle de görüşüp bilgilenirdi.) Şimdi bütün teknolojik imkânlar olmasına rağmen bunun daha da güzeli yapılamamaktadır. Gerek öğretmen, gerekse idareciler ve hazırlığı yapan memurlar böyle çalışmaları angarya görmüş olmalılar ki şimdi bu yapılmıyor. Aslına bakarsanız şimdilerde “yıllık plan” değişik kurumlar kendi kitaplarının ve/ya dergilerinin satılması için yıllık plan adı altında kitapçıklar dağıtmaktadırlar okullara. Öğretmenlerde hazıra konmanın sevinciyle planlarda hemen hemen hiç değişiklik yapmadan dosyasına yıllık plan diye koymaktadır. Tek değişiklik ünitelerin süreleri. Süreleri yazmaktadırlar o kadar.
Müfredat hazırlanırken bölgeler arası dengesizlik göz önüne alınmalı, imtihanlarda da sorular bölgeler arası dengesizliğe göre hazırlanmalıdır. Bölgeler arası dengesizliğin yanında bir il içindeki mahallelerde, il içindeki okullarda da dengesizlik bulunmaktadır. Bazı okullardaki veliler duyarlı olup tabir yerindeyse öğrenci hemen hemen sınıfa hazır bir şekilde gelmektedir. Sorumlu veliler zaman zaman öğretmeni telefonla arayıp karşılaştığı güçlükleri nasıl aşacağı hakkında bilgi sahibi de olmaktadır. Bazen de okul ziyaretleri yapıp birebir öğretmenle görüşerek de bilgi edinebilinmektedir. Bazı veliler ise çocuk evden gitsin de nereye giderse gitsin mantığı içinde hareket etmektedir. Baba işe giderken; eğer anne çalışmıyor ise mahalle dedikodusu veya “pembe dizi” izlemeye başlanmakta, kısır partileri yapılmaktadır. Şimdi Velilerin sorumlu olduğu okuldaki başarı ile sorumsuz velilerin olduğu okuldaki başarının aynı olacağını söylemek mümkün mü? Bunun içinde, bölgeler arası dengesizliğin yanında müfredat uygulamasında okullar arası dengesizliklerde göz önüne alınmalı, velilerin eğitim-öğretimde öğrencilerin daha başarılı olması için velilerin katkılarının nasıl olması gerektiği hususunda şuurlandırılmalıdır.
Müfredat hazırlanırken mutlaka sahada görev yapan öğretmenlerin görüşü alınmalıdır. Müfredatı uygulayan öğretmenler olduğu için hangi konuların hangi bölgelerde daha rahat verilebileceği hususunda en tecrübeli olanlar onlardır. Masa başında müfredat geliştirmek kolay. Okuduğun, gördüğün ve duyduklarını kaleme alarak müfredatı hazırlanabilir. Ama önemli olan bu bilgilerin ülke gerçekleriyle örtüşüp örtüşmediğidir. “Beyaz Zambaklar Ülkesi”nde görülenleri benim ülkemde uygulamak istersen sonucun hüsran olacağını da bilmelisin. Lakin müfredatı hazırlayan “masabaşı” aydınları ülke gerçeklerinden uzak olduklarından iyi niyetli olarak gördükleri her güzelliği müfredata almaktadırlar. Bunun sonucu da başarısızlık canlarını sıkmaktadır.
Öğrenci başarılarının ve öğretmen başarılarının ölçülmesinde de bölgeler arası dengesizlik, okullar arası dengesizlik hatta sınıflar arası dengesizlik göz önüne alınarak yapılmalıdır. Şimdi burada yurt dışında görev yapan bir arkadaşımın anlattığı başarı değerlendirmelerinin nasıl olduğunu aktarmak isterim. Arkadaşım diyor ki: “ Okulların açıldığı bir iki hafta içinde bütün öğrenciler aynı sorular sorularak imtihan edilir ve başarı yüzdeleri alınır. Sene ortasına doğru ikinci bir imtihan yapıp yine başarı yüzdeleri alınır ve sene sonunda tekrar imtihan yapılarak başarı yüzdeleri alınır. Başarı yüzdeleri karşılaştırılarak hem öğrencilerin başarısı, hem sınıfın başarısı, hem de öğretmenin başarısı ölçülmektedir” diyor arkadaşım. Konuyu daha da anlaşılır şekilde; “diyelim ki okulda iki sınıfı ele alalım. Bu sınıfın birinin matematik ortalaması 25-30-35, diğerinin 10-15-25 olsun, ilk bakışta ortalamayı son imtihanda 35’e çıkaran sınıf başarılı gözükmektedir ama diğer sınıf ise 25 ortalama ile onu takip ediyor gibi gözükmektedir. Birinci sınıf 25 ortalamadan 35 ortalamaya yükselirken, diğer sınır 10 ortalamadan 25 ortalamaya yükselmiştir. Bu durumda ikinci sınıf daha başarılı gözükmektedir ve öğretmene not ona göre verilmektedir” diyor arkadaşım. Ya bizde nasıl onu da siz söyleyiverin…
“Öğrenci başarısında veli şuurlandırılmalıdır” dedim. Velinin şuurlu bir konuma gelmesi uzun zaman alabilir ama bu başarı için çok önemlidir. Şuurlu veliler çocukla nasıl ilgileneceğini bilir, bilmiyorsa sorar ve öğrenmeye çalışır. Öğrendiklerini öğretmenle ve rehber öğretmenle de işbirliği yaparak uygulamaya çalışır. Hani atalar sözünde: “Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış” derler ya, işte şuurlu veli “dağları aşarken” şuursuz veli “düz yolda şaşmaktadır”. Çalışan anne ve babalar için durum biraz daha zordur öğrenciyle ilgilenmek. İşten gelen anne elini yüzünü yıkamaya, hatta dinlenmeye bile fırsat bulamadan hemen mutfağa koşmakta akşam yemeğini yetiştirmeye çalışmaktadır. Baba ise geleneksel erkek tipinde olduğu gibi hemen televizyonun karşısına ve/ya bilgisayarın başına geçmektedir. Anne yemek vs. hazırlığını yaparken baba keyf âleminde keyf sürmektedir. Tabii keyf denirse. Okuldan gelen yavrular annenin ve babanın yüzüne birkaç dakika gördükten sonra baba veya anne tarafından “haydi ödevini yapıver” diye varsa odasına gönderilmektedir. Yavru çözemediği bir problemi olduğunda ya babaya, ya da anneye sorduğu zaman; “of… Yorgunum git başımdan, bir de sen ağrıtma başımı” cevabını almaktadır. Şimdi böyle bir ortamda öğrenciden ne kadar başarı alınabilir siz düşünün. Bazen de özellikle baba akşam yemeğini yer yemez( hatta yemeden bile) hemen mahalle kahvesine koşmaktadır. Mahalle kahvesinde “al papazı ve kızı” kabilinde oyuna dalmakta veya kahvecilerin deyimiyle “karo döşemektedir”. Bu veliye; “zamanı burada harcayacağına çocuklarla ilgilensen” dendiğinde “ oyun oynamak benim hakkım değil mi” kabilinden cevaplar vermektedir. Ne diyelim tek yol veliyi şuurlandırmak. Başka yol bilen varsa söylesin de onu uygulayalım.
Eğitim ve öğretimin en önemli unsuru hiç şüphesiz öğretmendir. Müfredatı ne kadar güzel yaparsan yap eğer onu uygulayacak öğretmeni iyi seçememişsen müfredat bir yere kadar uygulanır ama gerisi gelmez. Bir söz vardır “kötü bir kanun iyi uygulayıcılar elinde iyi bir kanuna döner, iyi bir kanun da kötü uygulayıcılar elinde kötü bir kanına döner” diye. Müfredat kendi kendini anlatmaz, kendi kendini uygulamaz. Onu uygulayacak, orada yazılanları bilgiye, beceriye dönüştürecek öğretmendir, öğretmenin maharetidir.
İdareciler mi onlara da söylenecek birkaç söz olmalı. İdareci adı başında idare eden şahıstır. Olumsuzlukları olumlu hale çevirmesini bilecek, öğretmenin üzerinde “demoklesin kılıcı” gibi durmayacaktır. Siyasi, ideolojik çekişmeleri bir kenara itecek, öğretmenler arasında sendika, parti vs farkını bir kenara itmesini bilecektir. Yağ, un, şeker ne varsa eğitim öğretim için okulun ihtiyacını karşılayacak, güler yüzlü ve hoşgörülü olacak ve ondan sonrada helvanın yapılmasını isteyecek. Eğer helvanın iyi olmadığı kanaatinde ise hatanın nerede olduğunu öğretmen, veli ve öğrenciyle de konuşarak helvanın hazırlanmasını sağlayacaktır. Helva için her şeyi yaptı ama helva yine de olmuyorsa problem kimden kaynaklanıyorsa ona göre ikazlarını yapacak gerekirse cezai müeyyideyi uygulayacaktır, uygulatacaktır.
Eğitim-öğretim için “öğretmen, veli ve idareciler hakkında söyledikten sonra sıra kitaplara geldi sanırım. İsterseniz onu da bir başka yazımızda ele alalım.20.01.2017
Musa SERİN
Musa Serin