Orta Asya'dan bu günlere kadar gelen "köy odası" kültürümüz, geleneğimiz bu gün ne var ki unutulup gitmektedir. Köylerimiz de her sülalesinin mutlaka bir odası bulunurdu. Bizim köyümüzde de şimdilerde harabeye dönmüş, bakıma muhtaç yıkık dökük bir iki tanesi zar zor ayakta kalmıştır.
 
Hayatımıza giren televizyon sosyal medya gibi yeni nesil buluşlar, insani değerlerimizle beraber bir çok geçmişimize ait güzel meziyetlerimizi ve yapılarımızı da erozyona uğratmıştır.
 
Güzel Çankırı'mızın, Orta kazası ve Kanlıca mahallemizde de, bu odalar artık son günlerini yaşarken, o eski örf ve adetlerin yaşanması için, gönüllü vatandaşlar bu kültürü hala ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. 
 
Allah rızasını gözeten ecdadımız, Köy odalarımızda! Gezi, ziyaret veya iş icabı, Garip, Yolcu, Çerçi, Çoban, Seyyar dişçi, Camcı, Dilenci, Mecnun gibi, uzak veya yakın yerlerden at, eşek gibi binek araçılarıyla veya yayan yolculuk yapanlar, buralarda yaz - kış misafir edilir, ihtiyaçları sülaleler, köylüler veya muhtarlar tarafından karşılanırdı.

Köy odalarımız yolcunun, misafirin, yoksulun teklifsiz yararlanabildiği sosyal tesisler hüviyetini taşırlardı. Odalarda “Allah misafiri” kapısını çalan herkese ikramda kusur edilmez, hayvanına yem verilir, kendisinin karnı doyurulup yatak açılırdı.
 
Kurban ve Ramazan bayramlarında bütün köy halkına, köyün varlıklı aileleri tarafından yemek ikramı yapılır ve toplu bayramlaşma töreni düzenlenirdi. Düğünlerde düğün evi, cenazelerde taziye evi görevi yapan, çok amaçlı yerlerdi. 
 
Bir olay anında tarafların karşılıklı dinlenip yatıştırılması, küskünlerin barıştırılması, arazi ihtilaflarının halledilmesi, köy kavgaları, İMECE usulü işlerin planlamaları, hep bu odalarda görüşülerek çözüme bağlanırdı.
 
Bu oda'larımız aynı zamanda birer kültür merkezleriydi. Misafirler her zaman baş köşeye oturtulur, çeşitli oyunlar bir çok takım oyunları oynanır, odalarda sıcak bir ortam sağlanırdı. Bu odalarda gençler ve çocuklar gönüllü olarak odanın her türlü hizmetini yaparlardı.
 
Köy odaları, her şeyden evvel birer eğitim kurumuydu. Bu odalarda bilhassa kış geceleri düzenlenen sohbetler, anlatılan veya okunan öykülerden çıkarılan hisselerle, kültürel değerler kuşaktan kuşağa taşınırdı. Belirli bir yaşa gelmiş çocukların da katılımına izin verilerek, onların hayatı anlamaları sağlanırdı.
 
Bu toplantılarda Bilge kişiler, sesi güzel olanlar, Dini sohbet eder, siyer-i Nebi, Hz. Ali cenkleri, Tarih kitapları, Köroğlu destanı, Battal gazi destanı, kerem ile aslı, Leyla ile mecnun gibi kitaplar okunur, kahramanlık öyküleri ve oyunlarla hayat tek düzenlikten kurtarılır, böylece bu toplantılar bir kültürel okula dönerdi. Hala hayatta olan yaşlıların anlattıklarına göre, aşıklar geleneğinin yaygın olduğu günlerde, köylere çağrılan aşıklar köy odalarında sazlı, sözlü musiki icra ederlerdi.
 
Gençler kapı yanında “bardaklık” denilen yerde oturur, çay ve su servisinin yanı sıra abdest alacak olanların abdest suyunu dökerlerdi. Evlerde köy halkı buğdaydan yapılan kavurga, undan yapılan cıvık helvası, daha bir çok yiyeceklerle çerezler gönderilir, yenir sohbetler edilirdi.

Bugün bizlere düşen bu kültürümüzü ihya eden, oda'larımızı yeniden işler hale getirmektir. En önemli hasletlerimizi kaybetmeden, gelecek nesillere  aktarmanın da en önemli yolu bu olsa gerek.
 
En son köyüme gittiğim şiddetli bir kış gününde, dinlenme, çay içme, ısınma imkanı bulduğum, "Hasangil' sülalesine sonsuz şükranlarımı sunarım.
 
İşte o zaman odalarımızın kıymetini anladım ve bu yazıyı yazma, eskileri yad etme kararı aldım. Her şeyin en iyisini düşünen ve yapan ecdadımız'dan Rabbim ebediyen razı olsun, mekanları cennet olsun inşallah..
 
ahmetcanbaz34@hotmail.com