![]()
Bundan sonra, sadece o günkü akşam yemeğini değil, her gün tüm yemeklerini Pir'e o götürecekti. Her yemeğini götürüp, boşlara almaya gittiğinde Pir, hiç konuşmuyordu, ama mutlaka onun başını eliyle birkaç saniye okşuyordu. Bu da onu memnun ve mutlu ediyordu.
Kısa sürede dergâhtaki yaşama alıştı, uyum sağladı. Onun adını bilen olmasa da herkes ona Tez-Can diyordu. Çok tez canlı olması, herkesten önce uyanması, her işe atılması, bilmediği işleri öğrenmek için çaba harcaması ona verilen adın ne kadar uygun olduğunu gösteriyordu.
Sabahleyin erkenden kalkar avluyu süpürür, gelen misafirleri karşılar, hastalara kalacakları yerleri gösterirdi. Dergâh, daha çok hastalarının ruhsal sorunlarına çare arayanlar tarafından ziyaret edilirdi. Şifahaneye yatırılan hastalara günün yirmi dört saati su sesi ve neyden üflenen müzik sesi dinletilirdi. Hastaların çoğu şifahanede bir ya da iki gün kalırdı. Daha fazla gün kalanlara çok az rastlanırdı. Hasta, götürülmeden önce üzerindeki eski giysilerin tamamı çıkartılır, yenileri giydirilirdi. Böylece kirli olan her şeyden ve hastalıktan kurtulunduğuna inanılırdı. Erkek hastaların soyunma ve giyinmelerine de Tez-Can yardım ederdi. Hasta sahiplerinin rızasını aldıktan sonra, kirli ve eski elbiseleri alır, ocağın içine atıp yakardı.
Dergâhta bağıran ya da yüksek sesle konuşan hiç kimseye rastlanmazdı. En yüksek ses bile neyin sesinden daha yüksek değildi. Her tarafta rahatlatıcı bir sakinlik ve huzur vardı. Dileyen ney sesini dinleyerek derin bir sessizliğe günün her saati kendini bırakabilirdi. Tez-Can sonunda aradığı huzuru bulmuştu. Burada dedikodu yoktu, kavga yoktu, huzursuzluk yoktu, hasetlik yoktu, kötülük yoktu, düşmanlık ise hiç yoktu. Kardeşlerin, canların birlikte yarattığı huzur, mutluluk ve sevgi vardı.
Tez-Can burada geçen günlerin, ayların, yılların farkında bile değildi.
Tez-Can bir gün Pir'in yemeklerini götürme işinde başkalarına haksızlık yaptığını düşündü. Bu bencillikti. Başkalarının hakkını gasbetmiş gibi suçluluk duyuyordu. Çünkü diğer insanların da Pir'in sevgi ve şevkatine ihtiyaçları olabilirdi. O bunu engellemiş, onları mağrum etmişti. Ağlamaya başladı. Sustuktan sonra Pir'in yanına gidip, yaptığı hatayı anlatmaya karar verdi.
İçeri girdiğinde Pir, şiş olan gözlerinden onun halini anlamıştı. Yanına oturması için işaret etti. Oturdu ve anlatmaya başladı. Anlatırken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Pir, dinliyordu ve bir elini Tez-Can'ın çenesi altına koymuş akan gözyaşlarını avucunda topluyordu. Tez-Can susunca Pir konuştu:
-Üzülme, kendini böyle helak etme. Gerçeği bilmediğin için böyle düşünüp boş yere kendini suçluyorsun. Bu işte bir suç varsa, ben de suçluyum yani senin suç oratağınım. Çünkü aradığın huzuru buluncaya kadar bu işi senin sürdürmeni ben söyledim. Seni her gün görmek, ilerleme kaydedip kaydetmediğini anlamak ve içimdeki sevgiden sana vermek istiyordum. Şimdi görüyorum ki, sen aradığın huzuru bulmuşsun, mutlusun. Onun için bundan sonra benim yemeklerimi getirme işi, eskisi gibi yapılsın, yani sırayla olsun.
***
(Devam edecek...)
Ömer Faruk Hüsmüllü