Külbe-i Ahzân

Osmanlıca yazılışı:  كلبه آحزان- Külbe-i Ahzân

Kelime anlamı ile sıkıntılar kulübesi, hüzünler evi manasına gelmektedir.

Külbe-i Ahzân Hz. Yakup peygamberin en sevdiği oğlu Yusuf’u kaybetmesi üzerine sığındığı, kapandığı kulübedir. Hikâyeye göre Hz Yakup en sevdiği oğlu Yusuf ağabeyleri ile kıra gider. Hz Yusuf’un ağabeyleri Yusuf’u babalarından çok kıskanmaktadırlar.  Bu yüzden Yusuf’u bir kuyuya bırakıp gelirler ve babasına  “ Bir kurdun Yusuf’u yediğini “ söylerler. Sonra Yûsuf'u bir kervana köle diye satarlar. ( bkzYusuf ve Züleyha Kıssası ve Ana Hatları DOÇ. DR. NURULLAH ÇETİN)

Bunun üzerine Hz Ya’kup, üzüntüsünden gece gündüz ağlamaya başlar. Fakat şehirdeki ahali onun bu ağlayıp haykırışlarından çok rahatsız olur. Hz Yakup’un acısı dinmemekte gece gündüz bağıra çağıra ağlamayı sürdürmektedir. En sonunda ahali rahatsız olmasın diye şehir dışında bir çardak kurdurup, orada yaşamaya ve kimseyi rahatsız etmeden ağlamaya başlar.  Yusuf’a olan hasretinden dolayı sürekli ağladığı bu çadıra ise Külbe-i Ahzân adı verilir. Hz Yakup,  bu kulübede Yûsuf'un hasretiyle yıllarca ağlamış en sonunda ağlaya ağlaya gözlerini de kaybederek kör olmuştur. ( bkz

Külbe-i Ahzân edebiyatımızda bu hikâyeyi telmih edecek şekilde “beytü’l-hazen”, “beyt-i ahzân”, “külbe-i ahzân”  olarak ifade edilmiştir.

Zevk-bâhşa beyt-i firdevsîde eylerken karar
Bir temelsiz külbe-i ahzâna muhtaç ettiler         Zâtı 

Döner yine Kenân’a kaybolan Yûsuf, gam yeme/üzülme
Hüzünler kulübesi gül bahçesi olur bir gün, gam yeme/üzülme      Hâfız-ı Şirâzî

Sen idin Kulbe-i ahzana koyan Ya'kub'u
Ayırıp hazret-i Yusuf gibi goz narımdan           Azmizâde Hâletî

Gam-ı hicran beni hem-hale t-i Ya'kub edeli
Girye vu nalişime kulbe-i ahzan ağlar             Sünbülzâde Vehbî

Bir hasîrüm yoğ iken külbe-i ahzânumda
Bûriyâ nakşı görinür ten-i ‘üryânumda      Benli Hasan- Ahi -Dilsiz Danişment

Hey vefāsuz güzel efġān ile geçdi günümüz
Bir gicekülbe·iaḥzānumuzamihmānol            Necati

Külbe-i ahzânada’vetsüzce gelmiş ol perî
Şimdi artık ‘âşık-ı zâr ile kimler söyleşür     MUVAKKİT-ZÂDE MUHAMMED PERTEV (